SON DAKİKA
Hava Durumu

GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM

Yazının Giriş Tarihi: 03.01.2023 09:55
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.01.2023 09:55

 Tarihin En Büyük İmparatorlarından Biri: Büyük İskender

Makedonya’nın başkenti Üsküp’e gittiğinizde şehrin tam merkezinde Avrupa’nın en büyük heykellerinden biri sizi karşılar: At üzerinde savaşçı formunda “III. Aleksandar Anıtı”

Başkentin en önemli yerinde böyle bir heykele sahip olan III. Aleksandar’ı tanıyalım.

Büyük komutan, III. Aleksandar (Megas Alexandros / Aleksandar Veliki) M.Ö.356 yılının 20 Temmuz günü, bugünkü Yunanistan’ın kuzeyinde bulunan Pella’da doğdu. Makedonya kralı II. Philip’in oğlu olan İskender, Türkler tarafından İskender Rumi, Makedonyalı İskender veya Büyük İskender olarak da bilinir. 20 yaşında Makedonya Kralı olan İskender, tarihin gördüğü en büyük imparatorlardan biri olarak görülür. Tarihçi Plutarhos, İskender’in doğduğu gün odanın penceresine iki kartal konduğu, göktaşı yağmuru olduğu ve Artemis Tapınağı’nın yıkıldığını kaydetmiştir.

Babası II. Philip, İskender’in eğitimine çok fazla önem verdi. Küçük yaştan itibaren Aristoteles gibi bilgelerden eğitim aldı. İskender kendisine Aşil’i (Akhilleus) örnek alıyor, savaşçı ruhu her geçen gün dikkat çekiyordu. Babası Philip koruması tarafından öldürülünce taht İskender’e kaldı. İskender, başa geçer geçmez bazı devlet adamlarını yönetimden uzaklaştırdı. Ayaklanma çıkan yerlerde binlerce kişiyi ortadan kaldırarak, halka ve devlet yöneticilerine önemli bir mesaj verdi.

Tahta çıktığında ilk iş olarak Trakya, Thebes, İlirya ve Teselya’yı ele geçirdi. Sparta hariç tüm Yunan devletleri İskender’in büyüklüğünü kabul etmek zorunda kaldı. Corinth’te (Korint) toplanan kongre, Asya’nın ele geçirilmesi için, İskender’e başkumandanlık görevi verdi. Tahta oturduğundan beri en büyük hedefi Pers İmparatorluğu’nu ele geçirmek olan İskender, Asya seferi için hazırlıklara başladı.  Pers seferi için Anadolu’ya giriş yapan İskender’e mühendisler, mimarlar, bilim insanları ve tarihçiler eşlik ediyordu. Perslerle karşılaşmadan önce Çanakkale ilinin Ezine ilçesinde bulunan Beşika Burnu’nda bulunan Akhilleus’un (Aşil) mezarını ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında, şans getirmesi için Aşil’in kalkanını aldığı da yanında getirdiği tarihçiler tarafından söylenmektedir.

Pers ordularıyla ilk olarak Granikos’ta (Çanakkale’de Biga Çayı) karşı karşıya geldi. İskender, Pers Kralı III. Darius’u yenerek Anadolu’daki Pers hakimiyetini zayıflattı. M.Ö. 333 kışına kadar Batı Anadolu’nun tamamı İskender’in eline geçmişti. M.Ö. 333 sonbaharında İssos’ta (Hatay-Dörtyol) yaşanan savaş, Darius’un kesin yenilgisiyle sonuçlandı. Darius ailesini bile savaş meydanında bırakıp kaçtı. İskender, zafer sonrasında Persleri donanmasız bırakmak için Suriye ve Fenike’ye doğru ilerledi. İlerleyiş karşısında Pers hükümdarı Darius barış teklifinde bulundu. Darius 10 bin talent fidye ödemeyi ve Fırat Nehri’nin batısında kalan toprakları İskender’e bırakmayı teklif etti. Bu süreçte, komutan Parmenion’un “İskender’in yerinde ben olsam kabul ederdim” dediği, İskender’in de buna karşılık “Parmenion olsaydım, ben de kabul ederdim” şeklinde karşılık verdiği tarihçiler tarafından kaydedilmiştir.

İskender, M.Ö. 332 yılının Kasım ayında Mısır’a girerek halkı Pers baskısından kurtardı. Burada birçok şehir kurdu. Bir kış boyunca Mısır’da yönetim düzenlemesi yaparak şehirlerin başına Mısırlı yöneticiler atadı. Siva’da ünlü bir kahinin İskender’i Zeus’un oğlu olarak ilan etmesiyle, İskender halkın gözünde hükümdardan tanrılığa yükseldi. İskender, Mısır’ı ele geçirdikten sonra Mezopotamya’ya doğru ilerledi. Darius ile burada tekrar karşılaşan İskender, 40 bin kişilik ordusuyla 300 bin kişilik Pers ordusunu yendi. İskender güneye inerek Babil’i aldı ve İran’ın iç kısımlarına yöneldi. M.Ö. 330’da Hazar kıyılarına, sonra da Afganistan’ın içlerine ulaşarak burayı ele geçirdi. Siri Derya’ya (Seyhun Nehri) doğru ilerleyerek İskitler’le karşı karşıya geldi. İskitlerin ve diğer göçebe halkların sert direnişini ancak M.Ö. 328’in sonbaharında bastırabildi.

İskender ele geçirdiği topraklardan elde ettiği ordu ile Hindistan’a doğru ilerledi. M.Ö. 326 yılının baharında İndus Nehri yakınlarına ulaşan İskender, burada yeni şehirler kurdu. Ele geçirdiği bölgelerle bağlantı kurmak adına planladığı bir sefer öncesi hastalandı. M.Ö. 323 yılında, henüz 33 yaşındayken hayatını kaybetti. İskender’in hastalandıktan sonra akçöpleme bitkisinden yapılan bir ilacı kullanmaya başladığı, bir an önce iyileşmek için de dozu fazla kaçırdığı ve bunun da ölümüne sebep olduğu söylenir. Bazı söylentilere göre ise zehirlendiği belirtilir.

12 yıllık iktidarında imparatorluk topraklarını Yunanistan’dan Hindistan’a kadar genişletti. Doğu ve Batı’nın sentezi olarak Helenizm uygarlığının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ölümünden sonra parçalara bölünen ve 200 yıl kadar varlığını sürdüren Makedonya Krallığı, Roma’nın karşısında geriledi ve M.Ö. 149’da Roma’nın bir eyaleti haline geldi.

Büyük İskender’in Şehirleri

İskender hükümdarlığı boyunca gerçekleştirdiği seferlerde kendi adını taşıyan yirmiye yakın şehir ve bölge kurmuş, birçok bölgenin yapımı ve yenilenmesine öncülük etmiştir. Bu kentlerden ilk kurulan Alexandrupolis (Bulgaristan’da olduğu bilinmektedir) şehridir. Ülkemizde bulunan Aleksandretta (İskenderun), Mısır’daki Alexándria (İskenderiye), Afganistan’daki Ariana (Herat) ve Opiania (Gazze), Suriye’deki Nikephorion (Rakka), Türkmenistan’daki Margiana (Merv) şehirleri İskender tarafından kurulan en önemli şehirlerdendir. İskender atı Bukefalos adına bile şehir kurmuştur: Bukefalya. (Jhelum/Pakistan)

Ayrıca İskender’in ordusunda yer alan askerlerin soyundan geldiği düşünülen Kalaşlar, günümüz Afganistan-Pakistan sınırında yaşamaktadır. Sarı saçlı ve mavi gözlü olan bu insanlar, fiziksel görünüşleri ile Asya’nın ortasında yaşayan diğer komşu halklardan kolayca ayrılmaktadır. Kalaşlar, Hint-Avrupa dil ailesinde yer alan kendi dillerini konuşmaktadır.

Büyük İskender ve Bir Olay

Asya fatihi Büyük İskender için anlatılan birçok hikaye vardır. Ne kadar doğru bilemeyiz ama sürekli yanında gezen tarihçi ve bilim insanlarının anlatımına göre ünlü filozof Diyojen ile karşılaşması oldukça ilginçtir.

Büyük İskender bir gün Korint’e gelir. Korint’te yaşayan pek çok devlet adamı ve filozof İskender'e gelerek ona bağlılıklarını dile getirir. Filozoflara değer veren İskender, filozof Diyojen’i orada göremez. Kısa bir arama sonrası Diyojen bulunur. Diyojen evi barkı olmayan bir filozof olduğu için bir fıçı içerisinde yaşamaktadır. Kendisine doğru gelen kalabalığın kimler olduğunu anlamaya çalışırken, İskender öne çıkar ve kendini tanıtır:

-Ben büyük kral İskender'im.

-Ben de köpek Diyojen'im.

İskender, Diyojen’e kendisinden bir isteği olup olmadığını samimiyetle sorar. Diyojen de istifini bozmadan "Güneşimi kapatma, başka bir şey istemem" yani bizim günlük hayatta kullandığımız “Gölge etme, başka ihsan istemem” der.

Başka bir aktarıma göre, güneşi göstererek: “Benden bana veremeyeceğin şeyi esirgeme” der.

Bunun üzerine İskender şunu söyler: "Eğer İskender olmasaydım, Diyojen olurdum."

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.