SON DAKİKA
Hava Durumu

En Önemli Gücümüz: Ulusal Egemenlik 22.4.2019

Yazının Giriş Tarihi: 22.04.2019 09:22

16 Mart 1920 tarihinde İstanbul'un resmen işgalinden üç gün sonra Mustafa Kemal Paşa bir bildiri yayınladı. Olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin Ankara'da toplanacağını ve İstanbul'da işgal ile birlikte dağıtılan Meclis-i Mebusan'ın üyelerini Ankara'daki meclise katılabileceğini bildirdi.

Ülkenin dört bir yanından seçilen kişiler ve Meclis-i Mebusan'dan Ankara'ya gelen kişiler meclis hazırlıklarına başladılar. Mustafa Kemal Paşa'nın ikinci bildirisi ile meclisin 23 Nisan Cuma günü açılacağı duyuruldu. Açılış hazırlıkları halkın desteği ile tek katlı binada sürdürüldü.

23 Nisan 1920 günü Ankara halkı açılacak olan meclis binası çevresinde toplandı. Hacı Bayram Veli Camii'nde kılınan namaz ile meclis dualarla açıldı. Öğleden sonra 115 milletvekili meclis salonunda toplandı ve en yaşlı üye olan Sinop vekili Şerif Bey meclis başkanı olarak ilk toplantıyı başlattı. İşte bu başlangıç, milli egemenliğin temelini oluşturdu. Kişi veya zümre egemenliği değil, gücünü milleten alan bir yönetim biçimini ön plana çıkardı. Özellikle Mustafa Kemal Paşa'nın tam bağımsızlık ilkesinin yanı sıra milli egemenlik ilkesi de Milli Mücadele'nin ilk yıllarından beri ısrarla üzerinde durduğu konu olmuştur. Padişahın iradesi kaldırılarak milli egemenliğe dayanan bir cumhuriyet kurulduğu gayet açıktır.

Mustafa Kemal Paşa'nın saltanatın kaldırılması hakkında meclis görüşmelerinde söylediği bu söz, bunun en güzel ifadesidir:  "Cihan tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman devleti tesis eden ve bunların hepsini hadiselerde tecrübe eyleyen Türk Milleti bu defa doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında bir devlet tesis ederek bütün felaketlerin karşısında doğuştan taşıdığı kabiliyet ve kudretle yerini aldı. Millet, mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve milli saltanat ve egemenliği bir şahısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerinden meydana gelen bir yüce mecliste temsil etti. İşte o meclis, yüce Meclisi'nizdir.''

Ayrıca 16 Ocak 1923'te İstanbul gazetelerine verdiği demeçte şunları söylemiştir: “Hadiseler ve tarihi tecrübelerimiz bize, milleti koyun sürüsü halinde keyfin, arzu ve ihtirasların ve hiçbir suretle tatmin edilemeyen menfaatlerin elde edilişine sürüklemekle mahvına yol açar mahiyete dönüşen idare tarzlarının artık memleketimizde tatbik yeri kalmadığını göstermiştir. Millet, egemenliğini değil, egemenliğin bir zerresini dahi başkasına bırakmanın sebep olabileceği felaketin, yok olmanın, hüsranın elemini her an kalp ve vicdanında hissetmektedir"


Mustafa Kemal Atatürk'ün milli egemenlik ilkesine sadece düşünceleriyle değil, kişisel duygularıyla da bağlı olduğunu cenazesine yetişemediği annesinin ölümünden birkaç gün sonra da duyuyoruz. Annesinin mezarı başında yaptığı konuşmada: "Validem bu toprağın altında, fakat milli egemenlik ilelebet payidar olsun. Beni teselli eden en büyük kuvvet budur... Validemin mezarı önünde ve Allah huzurunda and içiyorum, bu kadar kan dökerek milletin elde ettiği ve belirttiği egemenliğin muhafaza ve müdafaası için icap ederse validemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Milli egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun".

Peki ulusal egemenliğimizin sembolü olan bu bayram, ne zaman ulusal bayram haline gelmiştir?

23 Nisan 1920 tarihinde Büyük Millet Meclisi'nin açılışından sonra  1921 tarihinde çıkarılan bir kanunla 23 Nisan ‘Milli Bayram’ olarak kabul edildi. 1 Kasım 1922 tarihinde ise saltanatın kaldırılmasıyla 1 Kasım ‘Hâkimiyet-i Milliye Bayramı’ olarak kutlanmaya başlandı.  Ancak 23 Nisan Milli Bayramının daha fazla öne çıkmasıyla ''1 Kasım'' tarihi bayram olarak kutlanmaktan vazgeçilmiştir.

1927 yılında ise Çocuk Esirgeme Kurumu 23 Nisan’ı  ‘Çocuk Bayramı’ olarak ilan etmiştir.  Böylelikle 23 Nisan hem meclis bayramı hem de çocuk bayramı olarak kutlanmaya başlamıştır. Ancak kanunen 1935 yılında ''1 Kasım Bayramı'' kaldırılarak 23 Nisan,  ‘Milli Bayram’ yerine ‘Milli Hâkimiyet Bayramı’ olarak isimlendirilmiş, aynı zamanda Çocuk Bayramı olarak da kutlanmaya devam etmiştir.  1981 yılında ise çıkarılan kanun ile adı ''Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'' olarak değiştirilip günümüze kadar gelmiştir.

Milli egemenlik demek  egemenliği kayıtsız şartsız millete vermektir. Egemenliği hiçbir kişi, zümre veya kuruma devretmemektir. Halkın düşünceleri ve duyguları devlet yönetimine yansırsa ancak o zaman milli egemenlikten bahsedebiliriz.

Milletin duygu ve düşüncelerine rağmen milletin benimsemediği düşüncelerin dayatılması hiçbir zaman milli iradenin yansıması olarak gösterilmemelidir. Kendi geleceğimize kendimizin, milletimizin karar vermesini istiyorsak milli egemenliğe daha çok sarılmamız, onu korumamız gerekir. Egemenliği hiçbir kişiye(!) zümreye ve guruba bırakmamamız gerekir.

Bu özel ve anlamlı bayramımız kutlu olsun!           

 

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.