SON DAKİKA
Hava Durumu

BİR KAHVENİN EN AZ 336 YIL HATRI VARDIR 04.02.2019

Yazının Giriş Tarihi: 04.02.2019 08:48

Bugün sizlerle bir Osmanlı-Avusturya hikayesi paylaşmak istiyorum. Konumuz kahve.

Kahvenin anavatanı Etiyopya'nın Kaffa bölgesi olarak bilinir. Bu bölgede ormanlarda yetişen Arabica çeşidi kahve ağaçları yaygındır. Bu kahve ağaçlarının çekirdekleri işlenen ilk kahveler olarak bilinir.

Özellikle Etiyopyalı kölelerin ticaret sırasında yol kenarındaki kahve ağaçlarının kırmızı meyvelerini çiğnemeleri ve bunun onlara enerji vermesiyle kahve uzak diyarlara kadar duyulur. 13. yy'da yine bu ticaret yolları sayesinde Yemen'e ulaşan kahve, çekirdeğinin ezilmesi ve kavrulmasıyla şekil değiştirir. Son halini alan kahve Anadolu'ya da Yemen üzerinden gelir.

Yavuz Sultan Selim döneminin Yemen Valisi Özdemir Paşa kahveyi İstanbul'a getirir. Kahve sarayda çok sevilir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise İstanbul'da kahve halka açılmaya başlanır. Kahve Venedikli tüccarlar sayesinde 1600'lü yıllarda İtalya'ya ulaşır. İtalya'da kahvehaneler açılmaya başlar.

Tarih 1683.

Osmanlı ordusu Viyana'yı kuşatmıştır. Kuşatma sebebiyle Viyana'nın diğer bölgelerle bağlantısı kesilmiştir. Yardım çağrısını ulaştırmak için Osmanlı dilini ve kültürünü iyi bile Franz Kolschitzky görevlendirilir. Bilgi taşıyan bu gönüllü Osmanlı kıyafetleri giyerek Osmanlı ordusuna yakalanmadan görevini tamamlar. Kuşatmada başarısız olan Osmanlı ordusu geri çekilmek zorunda kalır. Geri çekilirken bir çok savaş malzemesini Viyana surlarında bırakır. Bıraktıkları arasında taşıması zor olan kahve çuvalları da vardır. Viyanalılar tarafından savaş ganimetleri arasındaki kahve çuvalları pek önemsenmez. Ama kahve çuvallarını önemseyen biri vardır: Kolschitzky. Türk kültürünü bilen Kolschitzky elbette kahve yapımını da biliyordur. Viyanalılar kahveyi  tadar beğenir. Kolschitzky sokak sokak gezerek kahveyi satmaya başlar. Hatta ülkesi ona ''kahvelerin koruyucu azizi'' unvanını verir.

Kahvenin bu kadar ünlenmesiyle Viyana'nın ilk kahve dükkanını İstanbul doğumlu Ermeni asıllı Diodato 1685 yılında açar. İçimini hafifletmek için süt ile servis eder. Hatta bu sütlü tarifin İtalyan ''Kapucin'' tarikatı tarafından İtalya'da yaygınlaştırılması ile ''cappuccino'' ortaya çıkar.

Kahve ünlenmiştir artık bir kere. Çeşit çeşit kahveler yapılır ve Avrupa'nın her köşesine ulaşır. Viyana ise günümüzde kahvenin başkenti olarak anılmaya devam eder.

Tekrar geri dönelim kuşatmaya.

Osmanlı ordusunun kuşatmayı kaldırması ve geri çekilmesi Viyana'da sevinçle karşılanır, kutlamalar yapılır. Viyanalı fırıncılar daha önce benzerini yaptıkları hamur işi ürününü bu sefer kutlamalar için hazırlarlar. Türklerin gidişini temsilen ''hilal'' şeklinde yapılır. Adına Viyana çöreği  (Viennoiserie)  derler. Zamanla bu çörek Fransa'ya ulaşır. Fransızlar bu çöreğin adına fransızca hilal anlamını taşıyan ''croissant'' demeye başlar. Yani kruvasan!. Fransa'nın ardından tüm Avrupa'ya yayılır. Günümüz Avrupasının kahvaltı kültürünü oluşturur.

Eğer bir sonbahar sabahında Viyana'yı ziyaret ederseniz, hatta sabah kahvaltınızda tereyağlı sıcak kruvasanınızın yanında bir de kahvenizi yudumluyorsanız;

 Sese kulak verin. Mehter marşını ve mehteranın ayak seslerini duyacaksınız. Çünkü bu sese Salzburg doğumlu olan ''Viyanalı'' Mozart kulak vermiş ve ''Ala Turca'' marşını yapmıştır.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.