SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

İpekli dokunuş (29.01.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 29.01.2021 13:50

Geçen haftaki yazımda “Hayat kısa, kuşlar uçuyor.” diyerek seslenmiştim sana Sevgili Okur ve eklemiştim “Umarım ömrünün; sağlıkla ve sevdiklerinle geçirdiğin her anının önemini fark edebilirsin.” diyerek. Bunları ölümün nefesini bir an olsun üzerinde hissetmeden fark etmeni dilemiştim; çünkü bu satırları ölümün nefesini çok sevdiği birinin üzerinde hissederek fark eden biri olarak yazmıştım.

Yaklaşık bir ay kadar önce, hayatın sevilmeyen yüzlerinden birini görmüş ve o yüzle haşır neşir şekilde yaşamına devam eden biri olarak bu “sevilmeyen” sıfatını çok ama çok sevdiğim birine hastalığını söylerken kullanmıştım; “Sevmediğimiz bir hastalık.” diyerek. Aslında biz psikolojik danışmanlar için konuşmalar yapmak, bir olayı olabildiğince yumuşak ve gerçekçi bir dil ile anlatmak mesleğimizin en temel becerilerinden ve işlerinden biridir; fakat bir evlat olarak da yaptığım bu konuşma şüphesiz ki hayatımda yaptığım en zor açıklamaydı.

O açıklamadan sonra yaşadıklarım bana birçok şey fark ettirdi, öğretti. Hayatımızın sağlıkla ve sevdiklerimizle geçirdiğimiz her anının öneminin yanı sıra hayatın bir anda nasıl da değişebileceğini ve bu değişimde tanışmaların dolayısı ile karşılaşmaların önemini de anladım. Bir kişi iken nasıl beş, on hatta daha fazla kişi olabileceğimizi, mesafelerin önemini yitirerek aynı anda aynı amaç uğruna farklı şehirlerde bile daha önce hiç tanışmadığımız insanların da bizim için çabalayabileceğini, karşılaşmaların ve o karşılaşmaların hayatımıza kattığı insanların tahmin edemeyeceğimiz şekilde hayatımızın seyrini değiştirebileceğini yaşadım.  Hayatımdaki birçok kişi hiç ummadığım şekilde yaşamıma dokunmuş oldu. Meğer ne kadar da kıymetliymiş bu karşılaşmalar... Anladım!

Tuğçe ISIYEL, “Ya Hiç Karşılaşmasaydık” kitabında şu satırlarla bahsediyor karşılaşmalardan;

Hayatımız karşılaşmalarla ve teğet geçişlerle örülü… Bir insanla karşılaşma, bir kitapla, bir filmle, şehirle… Ya da bir duyguyla, imgeyle, mekanla karşılaşma… Ufağı büyüğü yok bunun canlısı cansızı yok. Tesadüf deyip geçemeyiz karşılaşmalara, elbette kader deyip de geçemeyiz. Hayat dönüşüyorsa burada hep karşılaşmaların payı var ve bu karşılaşmalara ne kadar açık olup olmadığımızın… Karşılaşmalara izin vermek, meraka, deneyime, maceraya da izin vermek demek.

Karşılaşma dediğimiz; ötekiyle bir araya gelmeyi, yüzleşmeyi, kendini açmayı ve karşı tarafın açılmasını içeriyor. Karşılaşmalar ilişkileri doğuruyor, birlikteliği sağlıyor. Karşılaşmalarla beraber değişiyoruz, ilişkilerin dönüştürücü işlevi sayesinde başka biçimler alıyoruz. Bu, bütünlüğümüzü ya da benliğimizi kaybetmek, ötekinde kaybolmak ya da yok olmak değil; onunla temas sayesinde, ondan aldıklarımızla çoğalmak, zenginleşmek; ona verdiklerimizle dengelenmek demek. Karşılaşmalar eşliğinde hayatı da kendimizi de konumlandırabilmek demek.

Hayat karşılaşmalardan ibaretse, bu karşılaşmaların iyiliği veya kötülüğü üzerinde değil; her karşılaşmanın deneyimsel zenginliği ve dönüştürücülüğü üzerinde durmayı kıymetli buluyorum. Çünkü hayatı yaratıcı bir sürece dönüştürmek ancak bu şekilde mümkün.”

Ya ben bu karşılaşmaları yaşamamış olsaydım? Bu ihtimal iyi ki yaşanmamış ve o insanların her biri iyi ki hayatıma dahil olmuş. Hepsine ve yaptıklarına olan minnettarlığım ömür boyu baki kalacak. Bir teşekkür de buradan olsun her birine, tek tek; her şey için sonsuz teşekkürler! İyi ki varsınız, hep de var olun!

Yaşananlardan sonra kendi içime, hayatıma dönüp baktığımda Tuğçe ISIYEL’in bahsettiğim kitabındaki şu sözleri adeta benim iç sesimdi;

İçimdeki duvarları ve o duvarlardan kaldırılmış tabloları, onların yarattığı izleri düşünüyorum. Ne çok çivi görüyorum içimde. Hepsini binbir özenle çakmışım, binbir hevesle asmışım tabloları. İndirilenlerin üstüne yenileri de gelmiş mutlaka. Belki o yüzden arkalarında bıraktıkları izler bile birbirine karışmış. Kendi içlerinde bir ahenk tutturmuşlar. Kimisine dayanamayıp boya sürmüşüm, boyanın izi kalmış.”

Beni Tuğçe ISIYEL’in “Ya Hiç Karşılaşmasaydık?” kitabı ile karşılaştıran arkadaşım Özlem’e, bu zamana kadar karşılaştığım her şeye teşekkürler. Dolayısı ile bu çivilere de, bazılarının üzerine sürdüğüm boyalara da, ardında kalan izlere de…

O çiviler de, boyalar da, izleri de artık hayatımın bir parçası oldu. Bazısı acı bazısı da tatlı… Bundan sonraki yaşamıma onlarla, onların öğretileri ile devam edeceğim.

İyi ki karşılaştık her birinizle.

Ya hiç karşılaşmasaydık?