SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

İpekli dokunuş (21.08.2020)

Yazının Giriş Tarihi: 21.08.2020 11:38

 

“Biliyoruz ki,

bazı sesler,

bazı sahneler,

bazı renkler ya da

bazı cümleler

insanın aklına mıh gibi çakılıp kalıyor.”

Hasan Ali TOPTAŞ

 

Unutamadıklarımızı bu sözleriyle ifade etmiş Hasan Ali TOPTAŞ. Ne de güzel yazmış, ne de güzel söylemiş.

Hepimizin hayatında unutamadığı ne kadar çok an var değil mi Sevgili Okur? Biz o unutamadıklarımızın hepsini beynimizde taşıyor olsak da kalbimizde, midemizde, bedenimizin farklı farklı her bir yerinde hissediyoruz. Bazısı gece en tatlı rüyamız oluyor ya da en acı kâbusumuz; bazısı da gözlerimizi kapattığımızda bize tebessüm ettiren en güzel hayalimiz ya da başımızı yastığımıza koyduğumuzda üzerimize çöken en kötü karabasanımız oluyor.

Peki yaşanmışlıkları bu kadar kalıcı kılan ne?

Neden mıh gibi çakılıp kalıyor aklımıza?

Duygular…

Yaşanmışlıkları kalıcı kılan şey onların bize hissettirdiği duygular.

 

"BİR İNSANIN SANA NELER YAPTIĞINI UNUTABİLİRSİN;

AMA O İNSANIN SANA NE HİSSETTİRDİĞİNİ ASLA UNUTAMAZSIN."

 

"Bir insanın sana neler yaptığını unutabilirsin; ama o insanın sana ne hissettirdiğini asla unutamazsın." demiş Sigmund Freud. Duyguların yaşanmışlıkları bu şekilde kalıcı hale getirebilecek güçte oluşu; biz insanları duyguları karşısında aslında ne kadar da güçsüz bırakıyor.

Bizler çoğu zaman duygularımız ile kıran kırana bir mücadeleye giriyoruz. Hem de ne mücadele! Yok sayıyoruz onları, duymuyoruz bazen; hatta görmek istemiyoruz da üzerimizdeki etkisini. Bastırıyoruz da bastırıyoruz üzerine ve onları yendiğimizi, mücadeleyi kazandığımızı sanıyoruz. Sonra bir sabah mide bulantısı ile koşuyoruz tuvalete; yahut gece baş ağrısından uyuyamıyoruz. Hal böyle olunca biz kazanmış mı oluyoruz?

 

“İFADE EDİLMEMİŞ DUYGULAR ASLA ÖLMEZ; SADECE DİRİ DİRİ GÖMÜLÜR VE SONRADAN KORKUNÇ ŞEKİLDE TEZAHÜR EDERLER.”

Mağlup oluyoruz Sevgili Okur; çünkü “İfade edilmemiş duygular asla ölmez; sadece diri diri gömülür ve sonradan korkunç şekilde tezahür ederler(Sigmund Freud).”

Hiçbir duygumuz karşısında mücadeleye gireceğimiz bir taraf değildir; aksine duygularımız

Kabul edilmeyi,

İfade edilmeyi,

Yaşanılmayı,

isteyen yanımızdır.

 

Şimdi soru şu Sevgili Okur;

Kabul edemediğin, ifade edemediğin, yaşayamadığın yanın ne? Duygun ne?

Biz insanların bu soruya vereceği en temel iki cevap vardır.

Birincisi Sevgi.

İkincisi ise Öfke.

Ne ilginçtir ki bu iki yanımız birbirine sımsıkı bağlıdır.

Sevgi ve Öfke karşımızdakine çoğu zaman ifade edemediğimiz, doya doya yaşayamadığımız hatta inkâr ettiğimizdir.  Bunun sebebi ifade ettiğimizde nasıl karşılık bulacağımız ya da nasıl ifade edeceğimiz hakkındaki düşüncelerimizdir. Bu düşüncelerimizin ne ile sonuçlanacağını bilmediğimiz için sevgimizi de öfkemizi de ya ifade etmeyerek sessizliği tercih ederiz ya da ortalığı yakar geçeriz. Sağlıklı olan ne sessizliktir ne de ortalığı yakıp geçmek. Sağlıklı olan onları ifade etmektir, tabi doğru ve anlaşılır bir şekilde.

 

Birine sevginizi ifade ederken unutmayın ki;

“Bize çiçekleri sevdiğini söyleyen bir kadının çiçekleri sulamayı unuttuğunu görürsek, onun çiçek “sevgisi”ne inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz “etken ilgi”dir.” der Erich Fromm. Küçük Prens kitabında da bahsedildiği gibi “Gülünü bunca değerli kılan uğruna harcadığın zamandır.” Bu yüzden sevdiğiniz kişi için çabalayın, hislerinizi sadece sözleriniz ile değil; davranışlarınız ile de görünür kılın; çünkü yerine getirilmeyen hiçbir söz inandırıcı olmayacaktır. Arkasında duramayacağınız hiçbir sözünüzün de umut vericisi olmayın.  Umutlarını yıktığınız birinin güvenini de kaybederseniz. Sevgi içinde güven de barındırmalıdır ve seviyor-muş gibi düşündürecek gereksiz samimiyetler, yanlış anlaşılmalar, çıkarlar, bencillikler ile kirletilmemelidir. Olur da sevdiğiniz kişi tarafından sevilmediğinizi yahut o kişinin sevginizi hak etmediğini düşünürseniz vazgeçmeniz gereken yeri de iyi bilin.

Birine öfkenizi ifade ederken unutmayın ki;

“Öfke rüzgar gibidir. Bir süre sonra diner; ama birçok dal kırılmıştır bir kere(Mevlana)”. Bu yüzden öfkenizi karşınızdakini kırmadan, esip gürlemeden, şiddet göstermeden dile getirin. Karşınızdakinin canının yanacağını bile bile davranmanız aranızdaki bağı zedeler, can yandıktan sonra gelen özür de bağlarınızı tekrardan birleştirmeye yetmez; çünkü bile isteye yapılan şeyin özrü olmaz. Öfkenizi ifade ediş şeklinizin karşınızdaki kişide yarattığı hayal kırıklığını da tam anlamıyla telafi edemezsiniz. Bu yüzden öfkenizi ifade ederken bir kere değil en az iki kere düşünün.

“HİÇBİR DUYGUMUZ KARŞISINDA MÜCADELEYE GİRECEĞİMİZ BİR TARAF DEĞİLDİR; AKSİNE DUYGULARIMIZ KABUL EDİLMEYİ, İFADE EDİLMEYİ, YAŞANILMAYI, İSTEYEN YANIMIZDIR.”

 

Sağlıklı, doğru ve anlaşılır bir şekilde unutamadıklarımızın hissettirdiklerini kabul edelim, ifade edelim ve yaşayalım Sevgili Okur.

Ne demiştim;

Hiçbir duygumuz karşısında mücadeleye gireceğimiz bir taraf değildir; aksine duygularımız

Kabul edilmeyi,

İfade edilmeyi,

Yaşanılmayı,

isteyen yanımızdır.

Bunu unutmayalım…