SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

İpekli Dokunuş (19.02.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 19.02.2021 08:46

 

Yakın zamanda Psikoloji alanının üstatlarından Psikolog ve İletişim Uzmanı olan Doğan CÜCELOĞLU’nu kaybettik. Hayatlarımıza hem varlığı ile hem de yazdığı birçok kitap ve kırktan fazla bilimsel makalesi ile anlam katan, yolumuza ışık olan bir üstat bu dünyadan geçip gitti.

 

Her anlamda kıymeti hepimiz için büyük olan Doğan CÜCELOĞLU mesleği seçiş hikâyesini yıllar önce Üstün DÖKMEN’e şu sözler ile anlatmış;

Edebiyat öğretmenim lisede Cahit OKURER, nur içinde yatsın. Sen ne olmak istiyorsun?” dedi. “Mühendis olmak istiyorum.” Dedim. “Neden?” dedi. “Memlekete hizmet etmek için.” dedim. İşte inanırmış gibi oldu. Dedi, “Memlekete hizmet etmek için bilim adamı olmak istemez misin?” dedi. Hiç bilim adamı görmedim o zamana kadar; ama öğretmenin ilgisi çok hoşuma gitti. Psikolojiyi tavsiye etti; çünkü Türkiye’nin eğitim sorunları var. “Türk psikoloğunun Türkiye’nin eğitim sorunlarına çare bulma fırsatı var.” dedi. Psikolojiye geçtim. Yanında okuduğum en büyük abim çok hayal kırıklığına uğradı. “İyi, git Psikoloji’de oku. Mezun ol. Sonra da Galata Köprüsü’nün başında dilen.” dedi. Çok rahatsız oldu; çünkü o zaman Psikoloji bilim ve meslek olarak tanınmıyordu; ama ben bugün bu mesleği seçtiğimden dolayı çok mutluyum.

 

Bir Psikolog olarak makaleleri, kitapları ve verdiği seminerler ile bahsettiği gibi tam da bu eğitim sorunları üzerine de çalışmalar yaptı CÜCELOĞLU. “Öğretmenlik yapmak ile öğretmen olmak farklı. O zaman, sınıfa girdiğin zaman diyorum. Öğretmenlik yapan öğrenci görür karşısında; ama öğretmen olmuş olan canlar görür karşısında. Peki karşıdaki öğrenci bilir mi? Yaradan öyle yaratmış ki altı aylık bebek biliyor.” sözleri ile gerçek bir öğretmen nasıl oluru anlattı.

Ailelere, “Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar.” sözleri ile seslendi ve ekledi; “Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanak yaratmaktır… Unutmayalım; soru soran öğrenir, öğrenen gelişir, gelişen güçlenir. Sizin çocuğunuz soru sormak, öğrenmek, gelişmek ve güçlü biri olmak için doğdu. Ona yardımcı olun… Hepimizin içinde güzel söz ve gülümseme bekleyen bir çocuk var.”

 “Savaşçı” kitabındaki; “İnsanın kaçamayacağı en büyük otorite kendi vicdanıdır… Aynada gözlerinin içine rahat rahat bakarak söyleyemeyeceğin şeyleri yapma; çünkü senin en önemli gücün bu gözlere rahatça bakabilmekte saklıdır.” sözleri ise hepimiz için kulağa küpe olacak önemdeydi.

Bir başka kitabı “-Mış Gibi Yaşamlar”da hayatın başka bir penceresini araladı bizlere ve “Bir toplumun duyarlılık düzeyini ben o toplumun duygudaşlık yani empati düzeyinde görüyorum.” diyerek empatinin önemine ve toplumdaki yerine de dikkat çekti.

Her bir çalışması ile hepimizin hayatına başka başka noktalardan bu şekilde dokundu Doğan CÜCELOĞLU. Az önce bahsettiklerim sadece o dokunuşlardan birkaç örnek ve bunlar daha nice örnekler ile de çoğaltılabilir. 

 

Bu yazı için son örnek de hayat ve ölüm üzerine olan şu sözleri ile olsun;

“Başka bir başarı daha var diyorum, hepimiz öleceğiz.

Kendimi örnek vereyim diyorum.

Yaşlanacağım, doktora gideceğim.

Diyecek ki doktor; Canım hocam sizin kitaplarını çok seviyorum, keşke elimden bir şey gelse… Hocam üç hafta, üç ay, büyük adres değişikliği… Helalleş…

Helalleşiyorum, gidiyorum mezarlıktan yerimi alıyorum. Kitabeyi yazdırıyorum böyle; ama şu soruyu soruyorum; ulan Silifke Mukadden mahallesi, Becilli sokak, no: 1’de doğdum. 11 çocuklu ailenin 11 numaralı çocuğuyum. Yaşadım ve üç hafta, üç ay sonra öleceğim.

Ben yaşadım mı be?

Bu benim hayatım mıydı?

Bu benim hayatım mıydı, hakikaten yaşadım mı ben?

İki türlü cevap verebilirsiniz.

Bir tanesi; yok lan aklıma bile gelmedi.

Elalem ne der diye yaşadım. Ben ömür boyunca başkalarının benden beklentilerini yerine getirmek için çabaladım ve şimdi ölüyorum.

Böyle insanları tanıyabilir misiniz? Evet!

Yaşlandıkça mendeburlaşırlar, yaşlandıkça asık suratlı olurlar. Özellikle çocuklara ve gençlere çok öfkelidirler. Mutlu insan görmeye tahammül edemezler; çünkü içi bilir, yaşanmamış bir yaşam…

Erich FROMM der; yaşanmamış yaşamlar dünyadaki bütün savaşların ve kötülüklerin temelidir.

Anlamlı, güçlü ve coşkulu bir yaşam; ancak donanmış bir bilincin temelleri üzerine kurulur.

 

Vefatı bile yediden yetmişe hepimizi hiçbir şey gözetmeksizin ortak paydada bulaştıracak kadar öğretici oldu bizlere Doğan CÜCELOĞLU’nun. O, “Kendini tanıyamamış, hakikaten iç yalnızlığı içerisinde, beraber olduğu insanların da iç yalnızlığının farkına varamamış, on dördünde ölmüş, yetmişinde gömülmüş çok insan var.” sözlerinin aksine bu dediklerinin hepsinin farkında olan, seksen üç yaşında ölen; ama kalplerimizde hep yaşayacak olan  nadide bir insandır, üstattır. Mekanı cennet olsun…

Bir üstat geçti bu dünyadan…