SON DAKİKA
Hava Durumu

İpekli dokunuş (14.05.2020)

Yazının Giriş Tarihi: 14.05.2020 09:29

Gelecekte bizi neler beklediğinin, yarınımızın; bir hafta, bir ay sonramızın nasıl olacağına dair düşüncelerimizle günlerimizi geçiriyoruz. Bu düşüncelerle geçmişteki güzel anılarımızı hatırlayarak ve onların umuyorum ki kıymetini de anlamış olarak “keşke o günlere dönebilsek”, “o günleri tekrar yaşayabilsek” diyoruz. Geçmiş ve gelecek ile ilgili bu düşüncelerimiz arasında bir şeyi unutuyoruz Sevgili Okur, unuttuğumuzun farkında dahi olmadan…

Unuttuğumuz şey “AN”. Tam olarak içinde bulunduğumuz, yaşadığımız o kıymetli zaman. Geçmiş ile gelecek kaygısı arasında kontrolün bizim elimizde olduğu yegâne şey olan An!

Şimdi Sevgili Okur bir süreliğine de olsa, Bilge UZUN hocanın deyişiyle “Kemerlerinizi bağlayın, An’da kalıyoruz.” Zihnimizin gittiği o yerlerden şimdiki An’a dönüyoruz ve Can YÜCEL’in dizelerine kulak veriyoruz;

“Ömür dediğin üç gündür;

Dün geldi, geçti.

Yarın meçhuldür.

O halde, ömür dediğin bir gündür;

O da, bugündür.”

 

“Ömür” dediğimiz;

 yaşadığımız acı, tatlı tüm An’ların toplamı.

 

Biz “ömür” dediğimiz hayatımıza yaşadığımız yıllar gözüyle bakıyoruz; aslında “ömür” dediğimiz yaşadığımız acı, tatlı tüm An’ların toplamı. Geçmişimizden derslerimizi alarak; keşkelerle ve belkilerle yaşayacağımızın garantisi olmayan geleceğimize planlar yapmakla geçiriyoruz ömrümüzü ve bu şekilde tek garantimiz olan An’daki her şeyi de kaçırıyoruz. Bu yüzden bir sürü yeni keşkeler ve belkiler daha eklenmiş oluyor ömrümüze ve bu döngü böyle son nefesimize kadar devam ediyor.

Hayat yolculuğumuzda güldüğümüz, ağladığımız, bazen kızdığımız, bazen de hayıflandığımız birçok yaşanmışlığımız var. Hepsinin bizde izleri mevcut; biz hepsini bedenimizde hissediyoruz. Bazısı başımıza oturup ağrıtıyor, bazısı göğsümüze yerleşip nefesimizi kesiyor, bazısı karnımıza sancı oluyor, uykumuzu kaçırıyor, rüyalarımıza bile giriyor ve böylece biz yine “an”ı unutuyoruz. Bu sürüncemeyi Mevlana Mesnevi’sinde şu dizelerle anlatıyor ve bize diyor ki;

 

“İnsan kısmı bir misafirhane,
Her sabah yeni birisi gelir.

Bir sevinç, bir bunalım, bir zalimlik,
Aniden farkına varmak bir şeyin,
Hepsi beklenmedik misafir.

Hepsini karşılayıp eyle!
Evini vahşetle süpürüp,
Bütün mobilyalarını boşaltan
Bir kederler kalabalığı bile gelse.

Her geleni alnının akıyla misafir et.
Olur ki yeni bir zevk getirmek için
Boşalttılar evini.

Karanlık düşünce, utanç ve garez,
Hepsini gülerek karşıla kapıda
Ve buyur et içeri.

Minnettar ol her gelene
Kim gelirse gelsin.
Çünkü bunların her birisi
Öte taraftan bir kılavuz
Olarak gönderildi.”

 

“Kabul et!” diyor Mevlana. Bizi kızdıran, başımızı ağrıtan, karnımıza sancı olan, uykumuzu kaçırıp rüyalarımıza giren, nefesimizi kesen, güldüren, sevindiren her şeyi kabul et; çünkü insan dediğin bir misafirhane, insana gelen her şey de beklenmedik bir misafir…

 

“Bedenimiz ev sahibi, duygularımız misafir.”

 

Bilge UZUN hocanın çok sevdiğim bir deyişi var bununla ilgili; “Bedenimiz ev sahibi, duygularımız misafir.” Biz yaşadığımız tüm duygularla savaşıyoruz, onları reddediyoruz, yok sayıyoruz. Evet zor duyguların varlığını kabul etmek, onlara içimizde yer açıp onlarla birlikte hareket edebilmek; ama imkansız değil; çünkü öfkeden mutluluğa; üzüntüden kızgınlığa tüm duygular bizim, tüm duygular doğal ve kıymetli. Önemli olan onları nasıl yaşadığımız, nasıl ifade ettiğimiz. Bu yüzden “Kabul Et” sevgili okur; tüm duygularını, sana iyi ya da kötü gelen her şeyi kabul et. Kabul et ki; An’ı yaşa, “Yaşıyorum” diyebil.

 

Bize gelip geçecek olan misafirler için ev sahibini yani bedenimizi, “kendimizi” çok yoruyoruz. Kanatıyoruz yaralarımızı, kanayan yerlerimizden de acıyoruz. Oysa nasıl ihtiyacımız var başımızı okşayacak, omzumuzu sıvazlayacak, içimizdeki çocuğa sarılıp onu güldürecek bir şefkate. Öz-Şefkat’e… Yıllar önce okuduğum “Pembe Fili Düşünme” kitabında Zeynep SELVİLİ ÇARMIKLI Öz-Şefkat’ten şu satırlarla bahsediyor:

 

“Öz-Şefkat, hem nezakettir hem cesarettir.

Öz-Şefkat herkesin acı çektiği bu hayatta kendimize destek çıkmak demektir. Kendi elimizden tutup sevdiğimiz birine gösterdiğimiz hassasiyeti, anlayışı ve kabulü kendimize de göstermek demektir.

Dilerim hayat bize adil davranmadığında biz kendimize adil davranırız; çünkü elimizde olmayan onca şeye rağmen kendimize nasıl davranacağımız kendi elimizde. Bizim elimizde acıyan yerlerimize nasıl bakacağımız.

Dilerim ki acımız geçene, dinene kadar acele etmeden; her şeyin bir zamanı olduğuna güvenerek kendimize destek olur, iyi bakarız bundan böyle… Şefkatle.”

 

Yaşadığımız An’ların toplamından ibaret olan ömrümüzde; bize gelen her şeyi, tüm duygularımızı kabul ederek bedenimizde misafir edelim. Kendimize şefkat göstererek kanayan yerlerimizi saralım, hayat bize adil davranmıyor diye düşündüğümüzde biz kendimize adil davranalım. İçimizdeki çocuğa sarılalım, onu güldürelim.

Unutmayalım ki “onca şeye rağmen kendimize nasıl davranacağımız kendi elimizde, bizim elimizde acıyan yerlerimize nasıl bakacağımız”.

Kendine iyi bak Sevgili Okur...

An’da kal!

*Yazının görselleri Cem GÜVENTÜRK’e aittir.

 

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.