SON DAKİKA
Hava Durumu

İpekli dokunuş 09.10.2019

Yazının Giriş Tarihi: 09.10.2019 10:16

İlk yazımda sizlere Maslow’un ihtiyaçlardan piramidinden söz etmiştim.  Piramidin en alt basamağı fizyolojik ihtiyaçlarımızı oluşturuyor; çünkü en temel güdü hayatta kalabilmektir. Bunun için de açlık, susuzluk ve buna benzer temel yaşamsal ihtiyaçlarımızın karşılanması gerekir. Bu ihtiyaçların karşılanması bizim yaşamsal faaliyetlerimizin devamlılığını sağlar; ama hayatta kalabilmemiz için tek başlarına yeterli değillerdir. “Güvenlik” ihtiyacımızın karşılanması da bizi dış faktörlerden kaynaklı tehlikelerden korunmamızı sağlar ve hayatta kalabilmemizi destekler. Bu ihtiyaçlardan sonra sıra artık “Sevgi ve Ait Olma” ihtiyacımıza gelir.

Hepimiz adına dünya dediğimiz koca sahnede bir yerdeyiz ve rolümüzü oynuyoruz. Bazen rolümüz annelik, babalık oluyor; bazen öğretmenlik, esnaflık. Bir şekilde bu sahnede varız, var olmaya da bize ayrılan sürenin sonuna gelene kadar devam edeceğiz. Peki gerçekten bu sahnede olmak istediğimiz yerde miyiz? Kendimizi olduğumuz yere ait hissediyor muyuz? Seviliyor muyuz gerçekten, aynı zamanda da birilerini gerçekten seviyor muyuz?

Hepimiz en az bir kere kendimizi “Ben neden buradayım?”, “Ne yapıyorum?” diyerek sorgulamışızdır. Aslında bu sorgulama olduğumuz yere kendimizi ait hissedip hissetmediğimizin sorgulamasıdır. İnsan gerçekten sevilmek ister, sevmek ister. Sevildiği, sevdiği insanların olduğu yere kendini ait hisseder. O insanların arasında mutludur, rahattır. Hiçbir şey yapmasa bile değer gördüğünü, sevildiğini hissetmesi toprağına kök salması için en büyük sebeplerden biridir. Evet, bazen yağmur yağar beslenir o kökler; sevgi, aitlik hissi büyür. Bazen de fırtına çıkar, kar yağar, tipi olur; insan köklerinin toprağından ayrıldığını hisseder. Çok can acıtıcıdır bu his ki insan bu ayrılışı çoğu zaman önceden hisseder, tahmin eder.

Hepimiz biliyoruz aslında sevebiliriz, yapabiliriz bunu; çünkü bu bir ihtiyaç ve bizim içimizde; ama nedense vermiyoruz sevgimizi karşımızdakine ya da veremiyoruz. Sahi bizi alıkoyan ne sevmekten, sevilmekten? Birine sevdiğini ifade etmenin bin bir türlü yolu varken biz neden bir tanesini seçemiyoruz ya da seçmiyoruz?

Bazen iki kelimedir sevmek; sadece “Seni seviyorum.” demek de değil, “Merak ettim.” de demektir, “İyi misin?” de demektir. Bazen sevmek, suyunu verdiğin çiçekle konuşmaktır. Bazen sokaktaki sevgi isteyen bir hayvana dokunuştur, onun için bir kap suyu kapının önüne koymaktır. Sevgimizi göstermek için bir bakış yeter bazen, Behçet NECATİGİL’in de şiirinde dediği gibi;

“Sevgileri yarınlara bıraktınız                                                                                       

Çekingen, tutuk, saygılı.

Bütün yakınlarınız

Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden

(Siz böyle olsun istemezdiniz)

Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi

Kalbinizi dolduran duygular

Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz

Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.

Yılların telâşlarda bu kadar çabuk

Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde

Açan çiçekler vardı,

Gecelerde ve yalnız.

Vermeye az buldunuz

Yahut vaktiniz olmadı.”

 

Vaktimiz varken gerçekten ve gerçekten o sevgi içimizde filizlenmişken sevelim, sevilelim sevgili okur. Yarına bırakmayalım sevgiyi; bugün hissedelim, hissettirelim. O zaman hepimiz daha mutlu olacağız.

Sevgiyle kalın…

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.