SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

“ÇOCUKLAR SİLAHLI EVDE DEĞİL, KİTAPLI EVDE BÜYÜSÜN….!”

Yazının Giriş Tarihi: 19.08.2022 09:34
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.08.2022 09:34

Geçtiğimiz günlerde Bayramiç’in Aşağışapçı Köyü’nde elim bir olay yaşandı. Aslında bu olay içinde birçok gerçeği barındırır nitelikteydi. Biz gazetemizde bu tarz olaylara pek yer vermek ve deşmek de istemiyoruz aslında (intihar, cinayet, tecavüz, taciz vs.) ama maalesef ki son zamanlarda yaşanan ardarda bu gibi olaylar, konunun başka bir yere çarpıtılması ve konunun içinde küçük yaşta çocuk olması her şeyden önce bir ebeveyn olarak herkesi olduğu gibi bizleri de derinden üzüyor. Ve bende bu olay üzerinden ailelerin, toplumun, eğitimcilerin suç potansiyeli olan çocuklara nasıl davranması gerektiğini ve gençlerin bu durumlarda nerelere sürüklendiği ile alakalı birkaç bir şeyler paylaşmak istedim sizlerle..

  Olayın çok detayına girmeden kısaca özet geçeyim; “14 yaşında bir çocuk akli dengesi yerinde olmayan yengesi ile bilinmeyen bir sebepten ötürü tartışıyor ve çocuk evde bulunan bir tüfekle yengesini vuruyor. Gerisi malum.:(“

Bu yaşanan acı olay neticesinde çocuğun daha küçük yaşta karıştığı bazı olaylarda gün yüzüne çıkıyor dolayısıyla,

Onu da kısaca özet geçecek olursak;

“Bu çocuk 10 yaşında ilkokul 4. Sınıfta iken okuldan bilgisayar çalıyor (kendisine göre alıyor çalmanın ne olduğunu bilmediği için.) ve eve götürüyor. Okulun müdürü kamera görüntülerinden bilgisayarı bu çocuğun çaldığı tespit ediyor ve bilgisayarı geri getirmesini söylüyor, çocukta çalmadığını sadece oyun oynamak için aldığını söylüyor. Okul müdürü çocuğu hırsızlık ile suçlayarak küçük düşürüyor. Çocuğun psikolojisi bozuluyor bu durum karşısında tabi ki. Aslında bunu sadece sınıf öğretmeni ile konuşup kimseye duyurmadan o çocuğu da rencide etmeden yapmış olsaydı belki de bugün bu acı olayda yaşanmayacaktı kim bilir.. Velhasıl tabi bir eğitimciye yakışmayan bu durum yetkililer tarafından kabul edilemeyerek müdür hakkında soruşturma açılıyor, müdür de akabinde bunu gururuna yediremeyerek intihar girişiminde bulunuyor ve erken müdahale ile kurtuluyor. “

Bu olay dolayısıyla olay yetkili mercilere ulaştığı için kamu oyuna da yansıyor. Akparti Milletvekili-Grup Başkanvekili Bülent TURAN bu olaya sessiz kalamayarak çocuğa bilgisayar hediye edip küçük bir çocuğun bu gibi olaylarda toplum içinde rencide edilmesi yerine, daha farklı bir şekilde yaklaşılması gerektiğini belirterek bu durumun affedilemeyeceğini, müdür beyin yaklaşımının çok yanlış olduğunu ve olayın takipçisi olacaklarını dile getiriyor. Yani sayın vekil aslında müdür beyin en başta yapması gerektiğini yapmış devletin ona vermiş olduğu yetkiyi, hizmeti en doğru şekilde yerine getirmiş oluyor aslında. Kimilerine göre şov olarak, kimilerine göre seçimlere yatırım, kimilerine göre de topluma şirin gözükmek için yaptığı dile getiriliyor bu aralar. Lakin kendisini az çok yakından tanıma fırsatı bulmuş ve birçok çalışmalarını yakinen takip etmiş biri olarak söyleyebilirim ki asla amacı bu olamaz. Tamamen vicdanı ile yaklaştığından hiç şüphem yok. (Kendisi de 3 tane erkek evlada sahip olduğundan olsa gerek belki de.) Birebir şahit olduğum için belirtmek isterim ki tüm hemşehrilerini tek tek dinleyen, hepsinin derdine derman olmaya çalışan, kimseyi kimseden ayırmadan parti gözetmeden, gece gündüz demeden her ilçeyi köyü gezen sorunlarını dinleyen, sadece hizmet odaklı çalışan bir vekil Bülent TURAN. Nam-ı değer “ATOM KARINCA”

  Şimdi bunu neden ekledim yazıma onu da açıklayayım.;

 “Bülent TURAN çocuğa bilgisayar hediye ettiği için çocuk bu suçu işlemedi. Okul Müdürü o çocuğu daha büyük suçlara sebep olacağını düşünmeden onu küçük düşürüp psikolojisini bozduğu için bu olay yaşandı.”

Kim bilir o çocuk 4 yıl boyunca neler yaşadı, nasıl aşağılandı, “Bu çocuk hırsız, onunla arkadaş olma sakın.” yaftasıyla büyüdü, hor görüldü, arkadaşları içine alınmadı, yalnız bırakıldı, toplumdan soyutlandı. “ Bir cana kastetmek öyle her yiğidin harcı değil, hele ki 14 yaşında bir çocuğun hiç değil. Bunu yapmış olması onun nasıl kötü şartlarda yaşamaya maruz kaldığının göstergesidir.

  Bunun akabinde tabi bazı internet sitesi haberci arkadaşlara ve bazı haber sitelerine gün doğdu. Gazetelerine ve internet sitelerine yazdıkları haberler ve attıkları başlıklar gerçekten çok vahimdi okuduğum bu yazılar ve haberler karşısında hala şoktayım.

 “HIRSIZDI, ŞİMDİ DE KATİL OLDU.” , “ HIRSIZLIĞI ÖDÜLLENDİRİLEN ÇOCUK KATİL OLDU. ” gibi olayın gerçekliğinden tamamen siyasi çıkarlarına meze etmek esaslı bu çirkin yazıları nasıl yazıp müdürün yaptığı meşrulaştırılabilinir.? Bu haberleri yazarken sizlerinde çocukları olduğunu nasıl unutursunuz.? Sizlerin çocuklarının da başına neler geleceğini bilmeden bu haberleri hangi vicdan ile kamuoyuna sanki “ödül verildiği için katil oldu, aslında dövülüp, sövülüp ceza verilmesi gerekirken ödüllendirildi. Tabi olacağı buydu.” İmajını verebilirsiniz.? O çocuğun neler yaşadığını hangi psikoloji ile büyüdüğünü nereden biliyorsunuz.? Yanında mıydınız.? Her çocuk sizin-bizim çocuklarımız gibi şanslı gelmiyor dünyaya, aynı suçu sizin çocuklarınız işleseydi ve bu duruma maruz kalsaydı siz müdüre teşekkür mü edecektiniz.? burada suçlanacak birileri varsa en başta aile, sonrasında da okulda ki öğretmenleri, eğitimcileri geliyor. Bülent TURAN değil. Kimi nasıl, neyle suçladığınızı farkında bile olmadan böyle bir habercilik olmaz.

Herkesten beklediğimiz vicdanı önce biz gazeteciler olarak yazarken elimizi vicdanımıza koyarak, nereye gideceğini bilerek yazacağız, yapacağız haberlerimizi. Önce biz vicdan muhakemesi yapacağız.

“Gül atana, aslında taş attı.” Demek veya yazmak kimseye yakışmaz.

Şimdi ben bu yazıyı yazdığım için tabi birçoğunuzun gözünde yandaş olacağım, menfaati var ki yazdı diye de yaftalanacağım onu da biliyorum ama hiç sorun değil isteyen istediğini yazabilir, diyebilir. Beni yakinen tanıyanlar iyi bilir ki, yanlışı yapan kendi çocuğum olsa karşısında dururum, arkasında olmam. Ama doğruyu yapanında arkasında değil yanında olurum. “Yiğidi öldür ama hakkını yeme.” diyerek büyüdüğümüzden olsa gerek.”

“Çocuklar silahlı evde değil, kitaplı evde büyümeli.”

Bu olayda önce sorgulanması gereken sorular varsa;

-Küçük çocuğun yaşadığı ve çocukların ulaşabileceği evde o silahın ne işi var.? -O evde silah olmasaydı bu olay yaşanır mıydı.? -O evde silah yerine kitap ve diğer iletişim araçları olsaydı tıpkı diğer tüm çocukların olduğu gibi ailesi ve eğitimcileri ona daha hoşgörü ile yaklaşsalardı o da daha iyi bir çocuk olarak yetişmez miydi.?

Gibi, gibi bir çok şey sorgulanmalıdır.

-Bu şartlarda yaşamayan çocuklar hepsi mi suç işler.?diyeceksiniz.

Tabi ki değil, o çocuğunda bu şartlarda yaşamış olması yaptığı suçları meşrulaştırmıyor elbette ki ama “Balık çoğu zaman baştan kokar.” Bunu unutmayalım.

Bunun tam tersi örneklerde var tabi toplumda; kimi çocuk şiddet içinde büyüyor, sevgisiz, değersiz ama bu onu tam tersi şekilde etkiliyor ileri de evlendiğinde ailesine bağlı, evlatlarına düşkün ebeveynler de olabiliyorlar. Kendi yaşadıklarını evlatlarına yaşatmamak için onlar yaşantısından ders alarak büyüyorlar. Örnekleri benim çevremde çok. Fakat herkesin yaşam şartlarına vermiş olduğu psikolojik tepki bir olmuyor maalesef. Tüm ebeveynler dünyaya getirdiği çocukların her halinden sorumludur. İstisnalar elbette olur, mesela aile gerçekten çok iyi bir ailedir ama evlatları tam tersi olur. Aile çok kötüdür ama evlatları pırlanta gibidir vs. Ama dediğim gibi bunlar birer istisnadır.

Bu olayların geneline baktığımızda sorumsuz ebeveynlerin ve küçük çocuğa nasıl yaklaşılması gerektiğini bilmeyen eğitimcilerin yetiştirmiş olduğu çocuklar da bu yaşanan vahim örnekte ki gibi maalesef ki bir suç makinesi olarak çoğunlukla toplumda yer alıyor. Bunun ceremesini de başta o çocuk olmak üzere tüm toplum çekmek zorunda kalıyor.

Ve şunu asla unutmayalım ki; “Hiçbir bebek kötü insan olmak için dünyaya gelmez.”