SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Yazıyorum (10.06.2020)

Yazının Giriş Tarihi: 10.06.2020 08:51

Köroğlu, tüfeğin icadına: “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu.” Diye isyan etmişti.   

 

Şayet Köroğlu günümüzde yaşamış olsaydı, tüfeğe rahmet okutacak bugünkü ölüm silahları ile akla hayale gelmeyen savaş tekniklerini ve savaş aletlerini görseydi;   bu vahamete isyanını dizelerinde kim bilir nasıl dile getirirdi.

 

Günümüzde sıcak, soğuk, biyolojik…  Savaş teknikleri ile ölüm silahı olarak envaı çeşit aletin kullanıldığına ve insanların vahşice öldürüldüklerine, yerlerinden yurdundan sürüldüklerine şahit oluyoruz. Bu olaylar o kadar karmaşık ve gizemli bir şekilde gelişiyor ki, yaşananların görünen/gösterilen yüzlerine bakıp karar vermekte ve fikir yürütmekte zorlanıyoruz.

 

Dünya insanlığına yaşatılan bu vahşet, öyle güzel ambalajlanıyor ve algı operasyonları ile toplumların beyinleri öyle güzel yıkanıyor ki, insanlar tam özgürlüğe kavuştuklarını zannettikleri bir zamanda ülkelerinin işgal edildiğini iş işten geçtikten sonra anlayabiliyorlar. 

 

İnsan ömrü için uzun, ama ülkelerin tarihi için kısa bir süre sayılan bir asır öncesindeki kocaman bir İmparatorluk/Medeniyet olan Osmanlı,  13 Nisan 1909 tarihinde meydana gelen ve tarihte 31 Mart vakası olarak isimlendirilen “Şeriat İsteriz” sloganı ile halk sokağa dökülmüş; bunun üzerine de İttihat ve Terakkinin organizesi ile Selanik’ten Hareket Ordusu,  27 Nisan 1909 tarihinde İstanbul’a gelip, ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırmış, Abdülhamit Han’ı tahtan indirilmişti. Bu gelişmelerden sonra ise kocaman bir imparatorluk, ipi kopmuş tespih taneleri gibi darmadağın olmuştu.

 

Tarihte yaşanmış olaylar ile günümüzdeki yaşadıklarımızı kıyaslayıp tahlil etme gibi bir alışkanlığımız olmadığı için tarihin her safhasında 31 Mart benzeri düzmece olayları yaşıyoruz, ama tarihten ibret almadan yaşananların sonuçlarını düşünmeden vurdumduymaz bir şekilde günü kurtarmak adına önemsemiyoruz ya da görmezden geliyoruz.

 

 2013 yılında Ortadoğu’nun karmaşık olan yapısını çıkılmaz bir hale getiren,  Arap Baharı günlerinde Ülkemizde meydana gelen Gezi kalkışmasının yaşanması acaba bir tesadüf müydü?

 

2013 yılındaki Gezi kalkışmasından sonuç alınamaması üzerine, 2016 yılında darbe kalkışmasını birbirlerinden bağımsız olaylar olarak görmemiz mümkün müdür?

 

Bu gün Gezi benzeri bir kalkışmanın aynısı ABD’de yaşanıyor. Yaşanan bu olayın kamuoyuna servis edildiği ambalajında: Siyahi ABD vatandaşının polis tarafından öldürülmesi ile Gezi benzeri bir kalkışma başladığı şeklinde haberler servis ediliyor, kamuoyunun da buna inanması bekleniyor ise de Türkiye’deki Gezi kalkışmasında mesele nasıl ağaç değildiyse, bugün ABD’deki kalkışmada da siyahi gencin polis tarafından öldürülmesi olmadığını anlamak için çok zeki olmak gerekmiyor.

 

ABD’deki kalkışmada yaşananları, ancak TV’den ve basın yayın organlarından takip edebiliyoruz. Sizin de dikkatinizi çekti mi? Bilmiyorum.  Türkiye’deki Gezi olaylarını canlı ve kanlı bir şekilde yayınlayanlar, ABD yaşananları görmezden geliyor ve dünyanın gözünden kaçırmaya çalışıyor.  Bu nedenle de ne yaşanan olaylar ve ne de ölü sayıları hakkında doğru bilgi alamıyoruz.

 

ABD ‘de yaşanan Gezi benzeri kalkışmanın nerede biteceği bilinmiyor. Ancak bilinen bir gerçek bu olaylardan sonra ABD’nin ve dünyanın eskisi gibi olmayacağıdır. Çünkü 11 Eylül saldırısından sonra nasıl ki İslam fobi ile Ortadoğu tarumar edilmiş ise,  ABD yaşanan bu kalkışmanın ardından da dünyaya benzeri yansımaları olacaktır. Şimdiye kadar olduğu gibi bu olaydan sonra yaşanacak olayların yansımalarının diğer ülkelerin pek hayrına olmayacaktır.

 

Ancak 31 Mart olayından sonra Osmanlının ipi kopmuş tespih gibi dağılmış ise, ABD’deki Gezi benzeri kalkışması da ABD’nin tespihin ipini de koparır mı? Diye sormadan edemiyorum.