SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Yazıyorum (10.05.2020)

Yazının Giriş Tarihi: 10.05.2020 13:26

Zekeriya Hocam ile yüz yüze gelip görüşmeden, birbirimizin ile yollarımız aynı mekanlarda kesişmediği ve birbirimizi hiç tanımadan tanışmışlığımızın yıllar öncesine dayanmaktadır. İlginç, ilginç olduğu kadarda hayatımda önemli bir yeri vardır.

 Bugün dahi sosyal medyadan birbirmizin fotoğraflarını görmemiş olsaydık, ayni yerde saatlerce konuşmadan otursak, ne O beni, nede benim O’nu tanımazdık.

Bu ilginç ve sıra dışı tanışıklığımız 1997-1998 yıllarına dayanmaktadır. O meşhur tank paletlerinin Sincan sokaklarında değil de milliyetçi- muhafazakâr insanların, hayatlarının ve beyinlerinin üzerinden dümdüz geçtiği yıllara kadar uzanıyor.

 

“İrtica Hortluyor” diye insanları korkutmak ve algı oluşturmak için milliyetçi-muhafazalar masum insanlar üzerinden yalan haber üretebilmek gayreti ile yalan yanlış dedikodu çıkarılıyordu. Sonrada bu düzmece dedikoduyu da sokağın ağızına düşürüp, delil yok ama iddia ediliyor haberi ile ülke geneline yayılması ve yayınlanması için özel çalışmalar yapılıyordu. Böyle binlerce düzmece yalanın piyasaya sürüldüğü günlerde Zekeriya hocam ile yollarımızı kader birleştirdi.

 

Sokaklarda kim olduğu bilmediğimiz, daha önce hiç görmediğimiz, tanımadığımız hippi kılıklı eli çoban sopalı insanların ellerini kollarını sallaya sallaya sokaklarda gezip, dolaşan ve İslam’ı tebliğ ettiğini söyleyen elifi görse mertek zannedecek kadar cahil cühela, kim olduğu bilinmeyen ilginç yaratıkların Türkiye’ye istila ettikleri Şubat ayı idi.

 

O zamanlarda Zekeriya Hocam Yenice Müftüsü, ben de Bayramiç İlçe Özel İdare Müdürüydüm.

  

28 Şubat olsa da hayat devam ediyordu. Kızım o zaman İlçe Merkezdeki Milli Zafer İlköğretim Okuluna gidiyordu. Hükümet Konağı yakın olduğu için kızımı okuldan almak görevi benimdi.  Cuma günü tatil başladığı için diğer günlerden farklı olarak tören yapılır, İstiklal Marşını söyledikten sonra dağılırlardı.

Bir Cuma günü kızımı almak için okula erken gitmiştim.  Etraftaki esnaflarda biraz sohbet etmiş zil çaldığında, okulun dışındaki duvarın yanına gitmiştim. Benim gibi çocuklarını almak üzere gelmiş olan diğer veliler gibi istiklal marşı komutu verildiğinde dikkatli bir şekilde ceketimi ilikledim, muntazam nizami duruşum ile söylenen İstiklal Marşına iştirak ettim. Ancak bu sırada yoldan geçen,  köylü bir vatandaşın, hızla yanımıza gelip, dikkat çekecek şekilde telaşlı,  abartılı bir şekildeki saygılı istiklal marşına iştiraki okul öğretmenlerinin ve çocuklarını almak için gelen velilerinde dikkatini çekmişti. İstiklal marşı bitti öğrenciler dağıldı, bizde her zamanki gibi bizde baba-kız işyerine gittik.

 

Her şeyin normal seyrinde geliştiği bu olaydan üç beş gün sonra, hiç hayra soluğu olmayan, fitne-i fücür, benden uzak Allah’a yakın olsun denilen cinsten ve Zekeriya hocamın başına çorap ören kişi daireye geldi.

 

” Müdür bey vatandaş diyor ki” dedi. Yapısı gereği hayırlı hiç bir şey beklenilmeyen ve karakteri gereği kötülük adına  her şeyi yapması beklenilen bu zevata “ eeee vatandaş ne diyor.” Dedim...  “ Vatandaş: İstiklal marşı köylünün istiklal marşı da, Özel İdare Müdürünün İstiklal marşı değil mi? “ diye soruyorlar dedi.

Böyle bir soru nereden çıkmış acaba dediğimde, son Cuma günü yapılan İstiklal Marşı merasimindeki dikkat çeken köylüden bahsediyordu. Güya ben İstiklal Marşı söylenirken lakayt davranmış saygısızlık etmişimde, köylü vatandaş İstiklal Marşına çok itina göstermiş. Bu olaya şahit olan halk da tepki gösteriyormuş. Beyefendi İstiklal Marşına lakayt olacak olsam zil çalmadan önce yandaki dükkanda oturuyordum,  gelmez törenin bitmesini orada  beklerdim  desem de, dinlediği yoktu  o dediğini diyordu. Olay köpürtülmüş kurguya müsait hale gelmesi için beklendiği görüntüsü ortaya çıkıyordu. Çünkü Türkiye genelinde her gün duymaya, görmeye alışık olduğumuz tipik bir karalama kumpasının olduğuna hiç şüphe yoktu.

 

Haberi  getiren ve iğneli imalarda bulunan kişi ile aynı fikirde, ama şahsiyet bakımından olgun, oturduğum mahalleden komşum ve aynı okulda sözü, özü bir dürüst bir öğretmeni aradım. Olayı anlattım.

 

Sonra da görevden alınabileceğimi bunu için hazırlıklı olmamı söyleyen, sicil amirime yaşadığım olayı ve duyduğum endişeyi bilmesi için de ön bilgi olarak anlattım. Kendisinin bana endişeye mahal olmadığını, benim hüsnü kuruntum olduğunu söylese de ben ısrarla bilgi olarak sunduğumu, yanılmayı çok istediğimi ifade ettim.

 

Bu yaşananları evdekiler üzülmesin diye gizlemeye ve belli etmemeye çalışıyordum. Ama hanımım bir şeylerin yolunda gitmediğini sezdiği için ısrarla hayırdır sıkıntı nedir diye soruyordu. Görevden alınmayı beklerken birde yaşanan bu olay, işin iyice tuzu biberi olmuş, sabrımı çok zorlamıştı. Olayın yaşandığı akşam eve gittiğimde, hanım: “ Gel otur bakalım. Bizden gizlemeye çalıştığın seni üzen şu olay nedir” diye sorduğunda, görevden alınabileceğimizi,  hakkımda İstiklal Marşına saygısızlık ile ilgili yalan yanlış bir haberinde çıkabileceğini söyledim.

 

“Aylardan beri bizden saklamaya çalıştığın bu muydu? Korkma, Allah müsaade etmez inşallah. Rızkı veren de Allah’tır. Evimiz barkımız yok ama iyi kötü bir arabamız var. Kolumdaki bilezikleri satar sermaye yaparız,  Kadir abi gibi bizde köylere çıkar incik boncuk satar, rızkımızı temin ederiz.” Dedi. Bunları duymak beni çok rahatlatmıştı.”

O günden sonra, düşünmüyordum. İş olacağını varır demiştim. Anamızdan Müdür doğmamıştık. Allah kerimdi. Bu teslimiyet ve rahatlık için de rutin hayatımız devam ediyordum.

Bu olayların üzerinden ne kadar bir zaman geçti bilemiyorum. İsmi lazım değil daireye gelip,  imalı imalı İstiklal Marşı muhabbetini yapan mezkûr şahsı İl Özel İdaresi Meclisinde yaptığı tiyatroluk şov ile: “Bayramiç te neler oluyor, irtica Bayramiç’te hortladı.”  Diye feryat edip, etinden et kesilmişçesine bağırarak yaptığı çıkışı ile düğmeye basılmış, haber servis edilmişti.

 

“Bayramiç te irtica hortladı.” Haberini duyunca korkmadım değil. Haberi detaylarını öğrenince;  İrticayı, Valilik Makam onayı ile kurulmuş Çanakkale Vaaz ve İrşat ekibinde görevli Yenice Müftüsü, cami hoparlöründen vaaz ederek hortlatmıştı.

 

Zekeriya hocamı aradım. Hem geçmiş olsun dileklerimi, hem de benim başımda dolaşan belayı aldığı için teşekkür ettim, helallik diledim.  Sonra bu olay çarşaf sürmanşet   “Bayramiç’te İrtica Hortladı” diye manşet olarak basında kamuoyuna servis edildi.      

 

“Bayramiç’te İrtica Hortladı” haberine tek dayanak Bayramiç Türkmenli Köyünde düzenlenmiş bir tutanaktı. Bayramiç te uzun yıllar kaldığım için tutanaktaki isimlerini görünce,  ek üçüncü iş olarak ücretli öğretmen ders verdiğim Sürücü Kursundan öğrencimin olduğunu gördüm.

Tutanakta ismi ve imzası olan öğrenci dersime geldiğinde “Türkmenli Köyünde irticayı hortlatmışsınız. Tutanakta senin de imzanda var” deyince, öğrencim İstanbul’u feth eden kumandan edası ile sadece imzam değil hocam, tutanağı da ben yazdım. Diye bir kasılması vardı ki sormayın gitsin.

 

Yaptığını marifet zanneden öğrenciye tutanak işini en ince detayına kadar anlattırdım. “ Köylerine Aczimdendiler gelmiş. Kimseye sormadan camiye girmişler. Hoparlörü açmışlar, şeriat propagandası yapmışlar. Bizim öğrencide işi bildiği için kahvenin önünde tutanak tutmuş, oradakilere imzalatmış.” Tutanağı da getirip teslim etmiş, tutanağın nereye teslim edilebileceğini siz bulmaca çözer gibi bulacaksınız artık.

 

Bu düzmece tutanak ve İl Genel Meclisindeki tiyatro şovundan  sonra Zekeriya Hocamın Yenice Müftülüğünden alındı. Tenzili rütbe ile Zonguldak İl Müftülüğü Personel Şube Müdürlüğüne atandı. Olayı öğrendikten sonra o zamanki DSP İlçe Başkanına gittim. Olayı anlattım. Tamam,  hocam haksızlığa uğramış yapılan haksız tayini durduralım diye sözünü verdi.

 

Bu sözü aldıktan sonra Zekeriya Hocamı aradım. DSP İlçe Başkanı söz verdiğinde sözünü tutacak mert bir solcu idi.  Müjdeyi verdim. Ama üç veya dört gün sonra DSP İlçe Başkanı beni tekrar aradı.  Konun kendini aştığını onun içinde Zekeriya hocamın tayinini durduramadığını söyledi.

 

Bu olay içimde hep bir ukde olarak kalmıştı. Zekeriya Hocam memuriyetten atılmamıştı belki ama haksız yere düzmece bir tutanak ile başına gelmeyen kalmamıştı.

Hak aramak falan aklınıza gelmesin. Sokaklar da tanklar var. Ülkenin Başbakanına üçüncü sınıf insanlar ayar çekiyor. Adalet hukuk falan sana bana yok…

 

Böyle bir yazı dizisine başladığımda Zekeriya hocam ile ilgili yaşadığımız ve hafızamdan hiç silinmeyen bu olayı sizler paylaşmak adına yazmaya karar verince, hocamın cep telefonunu buldum, aradım. O günleri hatırladık, yâd ettik. “Hocam, tayini durduramadığımız için size o zaman mahcup olduk, bir daha da sizinle görüşemedik” deyince ortaya bambaşka acı bir dram çıktı.

 

Neden durduramadınız biliyor musunuz dedi. Kendisi tayininin neden durdurulamadığını öğrenmiş, anlattı. İçim parçalandı. Tayin emrinin tebliği ise başka bir trajedi.

 

Zekeriya Hocamın tayini Yeniceye ulaşınca Kaymakam Bey arıyor. Hocam emir büyük yerden, tayin emrini size hemen tebliğ edeceğim, bunun için Yazı İşleri Müdürü tayin emrini size tebliğ etmek üzere müftülüğe geliyor diye haber veriyor.

Yazı İşleri Müdürü, Müftülüğe geldiğinde tayin emrini tebliğ ediyor, saatine bakıp yazıyor ve imzayı aldıktan sonra hemen çıkıyor.  Aradan yıllar geçse de, Zekeriya hocam tayin emrinin tebliğ yazısında yazanları, 23 Nisan şiirini unutmamış ilkokul öğrencileri gibi aradan 22 yıl geçmesine rağmen okudu.” Yenice Müftülüğünden, Zonguldak İl Müftülüğü Personel Şube Müdürlüğüne tayin edildiniz. Tayin emrinin tebliğ ediliş saatinden sonra iki saat içinde Yenice İlçesini terk ediniz…

Bu yazıyı yazan değil de okuyan olsaydım.  Acaba fazlamı dramatize edilmiş diye düşüne bilirim. Ama değil. O günlere ben şahit oldum. Olayın kahramanı Zekeriya Hocam, şu anda hayatta ve Biga İlçesinde yaşıyor. İnanmakta tereddüt edenler teyit ettirmek için kendisine ulaşabilir. 

 

Zekeriya Hocam 28 Şubatın azcık mağdur olmuşlarından birisi… O günler dile gelse Zekeriya Hocamın yaşadıklarına rahmet okutacak kim bilir ne acı olaylar ne dramlar yaşandı. Anlatmıyoruz ya, insanlar bizi saf sanıyor…

Neden mi anlatılmıyor? Bu da bulmacanın ikinci sorusu…  Bu yazı pek hoş seda olmadı galiba.  Ama idare edin artık…