SON DAKİKA
Hava Durumu

Yazıyorum (08.05.2020)

Yazının Giriş Tarihi: 08.05.2020 09:54

Bugün internet arama motorlarından herhangi birine Davut DOĞAN, ismi ile arama yaparsanız,  dünyaya mobilya ihracatı yapan, Ülkemizdeki okulların mobilya ihtiyaçlarının %1 ücretsiz karşılayan,  eğitime kaynak aktaran, katkı sağlayan, başarı ve ödülleri sayfaları bulan başarılı bir iş adamı profili ile karşılaşırsınız. Aynı zamanda DOĞTAŞ-KELEBEK Mobilyanın da Yönetim Kurulu Başkanı olduğunu görürsünüz.

Kimdir bu Davut DOĞAN?

Davut Doğan:  1960 yılında Çanakkale’nin Biga ilçesinde doğdu. İlk ve Orta Öğrenimini Biga’da tamamladı. 1978 yılında Eskişehir Demiryolu Meslek Lisesi’ni bitirdi. Aynı yıl Devlet Memurluğuna başladı. 1978–1986 yılları arasında Bandırma ve Çankırı’da TCDD Müdürlüğünde puvantör olarak görev yaptı. 1986 yılı sonunda memurluktan istifa ederek ticarete atıldı. 1987 Temmuz’unda Doğtaş A.Ş.’yi altı kardeşiyle birlikte kurdu. 1988 yılında üretim tesisini kurarak sanayiciliğe başladı.  Diye kendi sitesinde bu ifadeler ile kendisini tanıtmıştır.

 

Kendi sitesinden kopyala yapıştır yaptığım öz geçmişinden de anlaşılacağı üzere Davut Doğan’ın zenginliği, zengin bir ailenin çocuğu veya damadı olduğu için gelmiyor. İş hayatına 1986 yılında DDY daki memuriyetinden istifa ederek başlamış müteşebbis ruhlu bir girişimci olmasından kaynaklanıyor.

 

Peki, Davut Doğan bugüne nasıl geldi veya gelebildi?  Bir aile şirketi olmasına rağmen, Doğtaş bugünkü gücüne nasıl ulaştı? Hayalimdi dediği, Kelebek Mobilyayı nasıl devir aldı. Bu sorunun cevabı, kısa ve nettir. Aile şirketinin “ Kafkas Arı Kovanı” gibi intizamlı çalışmasıdır.

Kovanın, Kraliçe Arısı: Anneleri, Hacı Ayşe Doğandır. Ailenin büyük küçük bütün fertleri etrafında pervane gibidirler. Sevgi ve saygıda kusur asla kabul edilemez. Disiplin olmazsa olmaz derecesinde önemlidir. Davut Doğan ve kardeşleri bal yapsa da kuyruklarında iğneleri vardır.  Bunun sonucu da başarı ve saygı beraberinde kendiliğinden geliyor. Recep Tayyip Erdoğan Biga’ya geldiğinde Doğtaş’ın Kraliçe Arısı, Hacı anneyi ziyaret edip duasını alır. Bu durumda toplumun bu aileye karşı gösterdiği sevgi ve saygının bir göstergesidir.     

 

Davut Doğan ile tanışıklığımız kendisinin ve benimde memleketim olan Biga ilçesine tayin olduğumda, Biga Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Heyetinde görevlendirildiğimde başladı. Kardeşleri ile birlikte kurdukları ve yönettikleri Doğtaş’ın Yönetim Kurulu Başkanı idi. O zaman Doğtaş,  bugünkü gibi büyümemiş ve dünyanın her yerinde faaliyet göstermese de mobilya sektöründe adından söz ettiren, ülkemiz de sayılı ve itibarlı bir şirketi idi.

 

Biga Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Biga Kaymakamı, Müteşebbis Heyet Başkanı da Davut DOĞAN idi.  Müteşebbis Heyet toplantıları her zaman olduğu gibi rutin olarak başlar, sonrasında da Davut Doğan’ın gelecekteki Biga ve ekonomisi için OSB’nin ne kadar önemi olduğu ile ilgili açıklama sözleri ile devam ederdi. Mali durumu açıklar, Çan Eğrisini ve  o yılın ödenmesi gereken kredi taksitinin tediyesinde zorlanılacağını anlatırdı. Ne yalan söyleyeyim, kredi taksitini dahi ödemekte zorlanan, bir beldenin merasında kurulu olan OSB için o zaman söylenenleri biraz hayalci buluyordum.

 

Yıllar sonra Müteşebbis Heyeti ve Denetim Kurulu üyesi olarak da görev yaptığım Biga OSB’ye Bölge Müdürü olduğumda, İşin içine bizzat girdiğimde anladım ki, Davut Doğan’ın müteşebbis heyeti başkanımız olduğu zaman her toplantıda anlattığı gibi Biga OSB rüyası gerçek olmuştu.

 

Hafızam beni yanıltmıyorsa, toplamda 53 Sanayi parselinden 35 Sanayi Parseli faaliyete geçmişti. 10 adet parselde mobilya ve diğer 25 parselde de değişik sektörlerde modern fabrikanın olduğunu,  mevsimlere göre değişmekle beraber totalde iki bin üç bin işçinin çalıştığını gördüğümde gelişme aşamasındaki çabaların ve didinmelerin boş olmadığını anladım.

 

Tabi ki Biga OSB’deki başarı sadece Davut Doğan’a ait değil, birçok insan bu konuda elini taşın altına koymuş, emeği geçmiş, faydası olmuştur. Ama konumuz Davut Doğan olduğu için bu konudaki gayretlerini, emeklerini, çabalarını, harcadığı mesaisini dile getirmemek, görmezden gelmek büyük haksızlık olur.

 

Bunun yanında, Davut Doğan’ın Biga TSO Başkanlığını da yaptığı dönemde, Biga Sanayisine ve sanayicisine verdiği destek ve sorunlarına sahip çıkması da her zaman üyelerinin takdirine şayan olmuştur.

 

 Biga İş Adamlarından Sedat Ürün’ün işlettiği Biga Beton ve Kum-Çakıl Ocağı ile ilgili yapılan şikâyet üzerine,  tapusu kendisine ait olduğu halde,  4 dönümlük çay yatağındaki tarla,  Sedat Ürün’e 100 kat fazla bir fiyat ile satılmasına rağmen tesis kapatılmış idi. İşletmesi kapatılan Sedat Ürün’ün hak arama mücadelesinde, Davut Doğan’ın ve o zamanki Biga TSO Yönetim Kurulu üyeleri Sedat Ürün’ü hiç yalnız bırakmadılar.

 

Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Heyet toplantılarından sonra yemek adettendir. Bu yemeklerde yapılan sohbetler de Davut Doğan’dan dinlediğim bir ve aklımdan çıkaramadığın iki yaşanmışlığı sizlerle de paylaşmak isterim.

 

Yemekleri yemiş, lokantanın yanındaki çay ocağından çaylarımız söylenmişti.  Yaşı Davut Doğan’dan büyük bir garson elinde tepsisi ile çaylarımızı getirdi. Davut Doğan, garsona o kadar samimi davranıyordu ki dikkat çekmişti. Hal hatır etti, işlerini sordu, onura etti, gönlünü aldı. Bu durum toplantıya ilçe dışından gelenlerin dikkatini çekmişti. Diyaloğu izliyorlar ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.

 

Türkiye’nin sayılı sanayicilerinden biri olan Davut Doğan’ın, çay ocağındaki bir garson ile ne gibi bir bağlantısı ve ortak noktası olurdu ki bu kadar çok konuşacak konu buluyorlar diye merak uyandırmıştı.

 

Meraklı gözlerle olayı izleyenleri fark eden Davut Doğan : “Kaymakam bey, zamanında kahveci abim benim ticari rakibimdi” biliyorsunuz demi. Dedi.

Kaymakam bey de: “ Davut bey, abimiz o kadar işinin erbabı ve senden çok becerikliymiş ki, mücadeleyi kaybetmişsin Bak abimiz işine devam ediyor.  Sen ise rızkını başka yerde aramak için sektör değiştirmek zorunda kalmışsın ” diye esprili bir cevap vermişti.

 

Masada olanları izleyenlere de : “Arkadaşlar, zamanında abimiz ile yan yana çay ocağımız vardı. Ben ve kardeşlerim buralarda elimizde tepsi ile çok çay satmış lığımız vardır.” Diye yaptığı açıklama ile masadakilerin merakını gidermişti.

 

Bir de berber olayı vardır, benim için önemli bir hatırattır.  Davut Doğan tıraş olurken, berber dükkânında sıra bekleyen başka bir müşteri, babasının ismi ile Hacı Ali’nin çocuklarını diye Davut Doğanı anlatmaya başlar. Berber şaşırır, adamı uyarmak için hareketlenir. Davut Doğan berbere müdahale eder, konuşmayı kestirmez, sabırla dinler.

Adam: “ Hacı Ali’nin çocukları küp bulmuş, birisi memurluğu bırakmış, hepsi birlik olmuşlar, mobilya işine başlamışlar. Allah bir adama yürü deyince yürütüyor, bize denk gelmez öyle gömü,  ” diye anlatır da anlatır. Davut Doğan tıraşı bitinceye kadar sabırla dinler.

 

Adamın anlatması bitmez. Ama Davut Doğan’ın tıraş bitmiştir. Tanımadığı halde kendisini anlatan,  gül gibi devlet memurluğunu bıraktığı için kendisi adına üzülen adama :     “ Beni tanıyor musun?” diye sorar.

 

 Adam, dikkatlice Davut Doğan’a bakar. Baştan aşağıya süzer. “Gözüm bir yerden ısırıyor ama tanıyamadım.” Diye karşılık verince de : “ Yarım saatten beri gömü bulmuşlar, altın almışlar, satmışlar, mobilya işine başlamışlar diye anlattığın Hacı Ali’nin oğlu Davut Doğan benim. Gecenin bu saatinde tanımadığın halde sen bizim dedikodumuzu yapıyorken benim kardeşlerim, şu anda köylerde mobilya satıyor. Benim işim de yeni bittiği için şimdi çıkıyorum, bende köylere gideceğim ” diye anlattığı yaşanmışlık da dikkat çekicidir.

 

Uzun oldu, farkındayım.  Ama Davut Doğan bu kardeşim, kısa da anlatılmıyor ki. Editör 500 bilemedin 600 kelime diyor, uzadıkça uzadı. Bu yazı dizisindeki anlatım sera malı değil.  Amatörce kendi gönül bahçemizin organik, katıksız bir şekilde Patron Davut Doğan’ı değil, Bigalı Davut Doğan’ı anlatmaya çalışıyorum.

  

Köylüm ve çocukluk arkadaşım Zülkar Çakır, Doğtaş Fabrikasının yeni kurulduğu, patronların gündüz fabrikada, gece köylerde mobilya sattığı, çalışan sayısının 90-100 civarında olduğu, barakadan ibaret bir fabrika da üretim yapıldığı, doğum sancıları çekildiği, doğumun sağlıklı olduğu, ancak lohusalık döneminin geçmediği kuruluş yılları olan 1990 yıllarda parça başı üretim yapan çalışanıdır.

 

Tamda o günler de Zülkar Çakır’ın biricik kızı Seçil böbreklerinden rahatsızlanır. O zaman Türkiye’nin sağlık imkânları bugünkü gibi değil.  Seçil, İzmir’e Üniversite Hastahanesine sevk edilir.

 

Annesi kızının başında kalır. Ama Zülkar Çakır çalışmak para kazanmak, kızının tedavi masraflarını karşılamak ve İzmir’de kızının yanında refakatçi olarak kalan hanımına para göndermek zorundadır.

 

Dile kolay, Seçil tam 11 ay yani bir yıla yakın İzmir’de hastahane de kalır.  Bu zaman içinde Zülkar Çakır kızının yanına gidiyor,  geliyor, gelemiyor, çalışması gereken parça başı işlerin yetişmesi lazım, ama yetişmiyor, Doğtaş’ta işleri aksıyor.

 

Zülkar, işi ile kızı arasında tercih yapmak arasında gidip geliyor. İşin yetişmesi lazım. Evladı İzmir’de hayat mücadelesi veriyor, O’nu kıyamıyor. Sanki yanında olsa bir şey yapabilecek, evladının acısını alabilecek. Baba yüreği söz dinlemiyor ki.  İşin başında olduğu zaman aklı kızında. İzmir’e gittiğinde,  aklı işinde. Üzüntüsü acısı yetmiyormuş gibi, gidip, geliyorum ama iş yapamıyorum sorumluluğu altında eziliyor.

 

Davut Doğan: Çakırrrrrr diyor. Evlat önemli, ücretin, maaşın, sigortan, işin devam ediyor.  Merak etme. Sen kızın ile ilgilen. Gerekirse masrafını biz karşılayalım. Tedavi için Almanya’ya gönderelim… Diyor…

Diyor ama artık Seçil’in dayanacak gücü kalmıyor. 11 ay tedavi gördüğü hastahanede melek oluyor.

Kızını toprağa veren Çakır işine dönüyor. Patronundan böyle bir babalık gören işçi ve arkadaşlarına verilen desteği gören ve kendilerinin de başına bir dert geldiğinde arkasında duracaklarını bildikleri ekmek tekneleri fabrikayı uçururlar mı?  Uçururlar… İşçisine bu kadar merhametli davranan bir İnsana da rabbim yürü kulum der mi… Bu soruların cevabını sonuca bakıp karar vermek gerekiyor.

 

Bu hayatta “Hoş Seda” bırakabilmek için zengin fakir, kadın erkek, yaşlı genç olmanız hiç fark etmiyor… İnsan olmak, insan olabilmek çok önemli…

 

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.