SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

 Varlık içinde yokluk çekmek... (09.06.2022)

Yazının Giriş Tarihi: 09.06.2022 09:37
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.06.2022 09:37

Dünya’da Pandemi sonrasında başlayan küresel kriz ile birlikte gıda krizi de baş gösterince, düne kadar en iyisini giymekten, en iyisini yemekten ve en iyisini tüketmekten başka hiçbir düşüncesi olmayan tuzu kurular ağız birliği etmişçesine “köy, tarım, çiftçi, üretim…” nutukları atmaya başladılar.

Oysaki yakın geçmiş zamanda kalkınmayı köy nüfusunu azaltarak şehir nüfusunu arttırmayı, böylece sanayi için ucuz iş gücü teminini ekonomik bir başarı göstergesi kabul etmiş ve insanları “İstanbul’un taşı toprağı altın” aldatmacası ile köyden kente göçe özendirmiş, şehir hayatını reklamlar ile cazibe merkezi haline getirmiş ve adeta göçü teşvik etmişlerdi.

Maalesef bu günlerde de dış göçü teşvik amacı ile birçok argümanlar ile ülkemiz okullarında eğitim almış meslek sahibi olmuş gençlerimizi Avrupa ülkelerinde çalışmak üzere gitmelerinin teşvik edilmelerine şahit oluyoruz.

Dün olduğu gibi bu günde benzeri yanlış politikalarla maalesef zaman içinde güzelim ülkemiz ekonomisi ile birlikte kentlerimizi, tarımımızı, hayvancılığımızı ve en önemlisi de insanımızı ziyan ediyoruz.

Ata tohumlarımızı, yerli hayvan ırklarımızı ve yüzlerce yıllık tarımsal üretim geleneğimizden uzaklaştık, genetiği bozulmuş, insana faydadan daha çok zararı olduğu ortaya çıkan hibrit tohum ve hormonlu tarımsal ve hayvansal gıdalar ile toplum sağlığını bozduk.

Bugün oturup, dün ve bugün yanlış yapanları ve yapılan yanlışları döküp sayarak zaman ve emek harcamanın kimseye ne faydası nede sorunun çözümüne faydası vardır. Bu nedenle “zararın neresinden dönülürse kardır” anlayışı ile bir an önce yanlış uygulamalardan vazgeçip küresel sıkıntılarında ki yaşanmışlıkların da tecrübesi ile geleceğe ve günümüze yönelik milli bir tarım ve hayvancılık politikasına hızlı bir şekilde geçilmelidir.

Yoksa bu kadar yer altı yer üstü, tarımsal ve hayvancılık değerleri olan ülkenin insanına varlık içinde yokluk yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur. Kaldı ki ülkemizdeki toprak, mevsim ve verim çeşitliliği ile her ürünün yetiştirilmesi için uygun bir durumdadır. Üretim ile tedarik zinciri koordineli bir şekilde planlanabildiği takdirde üreticiden tüketiciye sağlıklı bir ulaşım sağlandığında hem üretici hem de tüketici bu durumdan karlı çıkacaktır. Böylece çiftçinin bin bir emek ile ürettiği milli servetin tarlada ve dalın da çürümesinin de önüne geçilmiş olacaktır.

Aslında geçmiş ile günümüzdeki hayvancılığı kıyasladığımızda günümüz lehine gözle görülen bir ilerleme olmasına rağmen başta mazot, gübre ve yem girdi fiyatlarının yüksek olması nedeniyle tarım ve hayvancılıkta kısır bir döngü içinde kriz yaşanmaktadır.

Baraj ve gölet inşaatları ile tarım topraklarında birçoğu modern sulama sistemleri ile donatıldığı için çift ürün ile verimlilik artmasına rağmen üretimin tüketimi karşılamaması ile karşı karşıyayız. Burada Türkiye nüfusunun doksan milyona dayandığı gerçeği de yadsınamaz.

Aslında toprağı sürüp işlemek, yer yurt edinip, imar ve mamur etmek bizim kadim geleneklerimizdendir. Bunun yanında da hayvansal üretim olmazsa olmazlarımızdandır. Birçok ülkenin toprağı olmasına rağmen toprağı işleyecek insan olmadığı için yaşanan sıkıntıları en azından ülkemiz yaşamamaktadır.

Ancak milli olan her şeyimizi zaman içinde körelttiğimiz gibi yanlış politikalar ve uygulamalar sonucu tarım ve hayvancılık konusunda kendi ayağımıza sıktık. Bir yerde kendimiz ettik kendimiz bulduk...

Topraklarımız yerli yerinde duruyor. İnsanı diksen insan yeşerecek verimli topraklarda gıda sıkıntısı çekilmesi akıl alası bir durum değildir.

Bataklık ve geri kalmış bir ülke olan Finlandiya’yı konu alan ve Atatürk’ünde zamanında askeri okullarda ders kitabı olarak okutulmasını istediği ancak her nedense birilerinin işine gelmediği için okutulmayan Beyaz Zambaklar Ülkesi kitabında olduğu gibi top yekûn bir milli seferberlik ile hem tarım hem hayvancılık hem de ülke bu konularda hamle yapabilir diye düşünüyorum.

Yeter ki biz bir olalım ve diri olalım...