SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Nilgün marmara

Yazının Giriş Tarihi: 23.08.2022 10:08
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.08.2022 10:08

Türk edebiyatının kırılgan ve melankolik şairlerinden Nilgün Marmara13 Şubat 1958'de İstanbulModa'da doğdu. Bir Marksist olan babası Fikri Marmara, muhasebe müdürüydü. Babası, Bulgaristan'ın Plevne şehrinden, annesiyse Vidin'den İstanbul'a göç etmişlerdir.

 Sylvia Plath'in Türkiye‘deki bir yansıması olan Nilgün Marmara, 29 yaşında kendini beşinci kattaki evinin penceresinden aşağı bırakarak yaşamına son vermiştir. "Biliyorum, bir gün dayanamayacak küçük kalbim; arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye veda edeceğim" demiştir.

 Liseyi Kadıköy Maarif Koleji'nde okudu. Üniversite hayatına İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden başladı ancak siyasi sebeplerle burada devam edemeyip tekrar sınava girmiş ve Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanmıştır. Üniversite yılarına dair bir anısı ise umutsuzlar merdiveniymiş. Bu merdiven, Boğaziçi Üniversitesi’nin orta kantininin üstündeki, derslere girmediklerinde arkadaşlarıyla buluştukları özel bir yermiş. Arkadaşları Nilgün Marmara için, derslere pek girmediğini ve garip bir kuş gibi o basamaklara tünediğini söylerlermiş.

Okulu, Sylvia Plath’in Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi tezi ile 1985'te bitirmiştir. Nilgün Marmara, Slyvia Plath‘ı, kendi içinde iz bırakmış her bir acı zerresinin karşılığı olarak görüyormuş. Şiirlerinde yalnızlık, acı, intihar gibi temalara sıkça değinen Nilgün Marmara, fikirlerini benimsediği Slyvia Plath ile aynı sonu seçmiştir.

Sen ne getirdin bana çocukluğundan?

şen kahkahalar ulumalar dona kalmalar mı?

Üzüncün senin hangi çağrışımlara uzandı

benim eskil saatlerimde?

geçmişsiz ve geleceksiz suç sevinçleri,

deniz kıpırtılarınca yürek dalgalanmaları?

titreyerek uçurulan köpükten balonlar,

anlık aşkın tasarımlar mı?

nasıl bir ak konutun isteklendiricisi oldun

anılarıma düz baktıran

ah, ben pembe fistanımla kuşanırdım

dantelalı tafta yumuşaklıkla

savaşırdım kovmaya, çifte yetkeyi

hiçlemeye annemi ve uykuyu

öğle sonlarında ürkünç odaların!

diledin mi yanında tümden varolmayı an için

ve bir kaç sonrasında hiç yokmuşçasına

beklememeyi bir şey çevremdekilerin uyumundan başkaca?

yok böyle bir şey yok!