SON DAKİKA
Hava Durumu

Tarihe saygı (10.09.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 10.09.2021 09:47

Ziyaretçi kelimesinin anlamını merak ettiniz mi? Ziyaretçi olarak sözlüklere göz gezdirdiğinizde ‘ziyaret eden kimse, ziyarete giden kimse’ anlamında bir ibare göreceksiniz.

 

İslam ansiklopedisi, ziyaret kelimesini “Sözlükte “değer verilen birini, bir yeri görmeye gitmek” anlamında masdar olan ziyâretin kökü zevr de aynı anlamdadır ve hem ziyaret etmeyi hem de ziyaret edeni anlatır. Ancak “ziyaret eden” anlamında zâir (çoğulu züvvâr) kelimesi daha yaygındır. Züver ve mezâr da “bir kimseyi görmeye gitme” mânasını ifade etmekle beraber mezar ayrıca “ziyaret edilen yer” anlamına gelir ve Türkçe’de kabirle birlikte bu anlamda kullanılır.” şeklinde tanımlar.

 

Bu kısa bilgiden sonra tekrar soralım. Ziyaretçi kelimesi ne demektir? Bir kimse ya da bir yere gitme işi mi?

***

Akrabalarımızı, ebeveynlerimizi ziyaret ederiz mesela… Hala yaşıyorlarsa. Ya da mezarlarına ziyarette bulunuruz. Her şey gelip geçicidir ama sevgi bakidir. Geçmiş bakidir. Her şey değişebilir. Gelecek konusunda bir belirsizlik vardır. Ama geçmiş nettir. Acısıyla tatlısıyla geçmiş nettir. Geçmiş, bugünü yaratan en önemli koşuldur. Ve saygıyı da beraberinde getirir.

Ailemizi, dostlarımızı ziyarete gideriz. Onların duygusu da kalıcıdır. Yarınlara taşınacaktır. Geçmişte duyguları nasıl öğrendi isek öyle bugünü yaşarız, geleceği yaşarız.

 

Peki başka kimleri ziyaret ederiz? Ya da nereleri ziyaret ederiz?

Ziyaret ettiğimiz yerler arasında birde geçmişin kalıntıları ve kanıtları yer alır. Kalıntıdır. Yoksundur. İlk günkü gibi bile değildir. Kırılmış, acımış, eski görkemini kaybetmiş ama geleceğe hala olanca varlığı içinde koşmak için mücadele eden ‘kalıntılar ve kanıtlar’…

Geçmişin izleri…

Onları ziyaret ederiz.

Geçmişin ayak izlerini çözümleyerek anlamaya çalışırız.

Kalıntıları ve kanıtların varlığını anlamaya çalışmak için gerçekleştirdiğimiz ziyaretleri de müzelere ve ören yerlerinde olur.

Bir müzede saatlerce oturup bir tabloya bakabilir mesela…

Ya da birkaç yıl önce, müzenin topraklarından başka bir memlekete kaçırılmış eserlerin bulunduğu seksiyonda düşünürüz.

Bir heykeli inceleriz.

Bozuk madeni paraların üzerindeki desen ve motiflerin neleri simgelediğini, kime ait olduğunu ev hangi alfabe ile yazıldığını analiz etmeye çalışırız.

Bütün bunları yaparken tanıtım kartları da bazen rehberimiz olur. Bazen kafamızı karıştırır. Bizde olan bilgiyle uyuşmadığı zaman sorgulamaya, irdelemeye, geçmişi kendi belleğimiz de tartmaya başlarız.

Her ne kadar geçmişle ilgili bize gelen bilgiler net olmasa da var olan bilgi dağarcığını analiz ederek yorumlarız. Belki 50-100 senelik tarih daha net bilgiler içerse de tarihin, kültürel yapılanmanın farklı dinamiklerle farklılığa uğrayabileceğini biliriz.

Hal böyle iken bundan 500 yıl, bin yıl, 2 bin yıl ve hatta 5 bin yıl geçmiş; biraz daha yanıltıcı olabilir. Destanlara, efsanelere konu olsa dahi her yeni buluntu geçmişe yakılan bir fenerdir. Ve bu fenerin ışığında gözlemlemek için gittiğimiz müze ve ören yerlerini ziyaret etmiş oluruz. Olmalıyız.

Olanca saygıyla.

Bugünü var eden, bugünün şekillenmesinde önemli bir koşul olan geçmişin önünde, geçmişi somutlayan ‘kalıntı ve kanıtların’ önünde eğilmeliyiz. Sanat eserlerinin, buluntuların… Onları sergileyen özel ve devlet müzelerinin… Biz sadece yolcuyuz. Geçiciyiz. Ama Müzeler öyle mi?

Mesela;

Troya daima vardı. Troya Antik Kenti, Troya Müzesi’ne can suyu verdi. Troya Müzesi, Troya Antik Kentini korudu. Artık iki arasında görülmeyen ipekle örülmüş çelik sertliğinde ve gücünde bir bağ var.

Geçmişe ışık tutan ve geleceğe farklı güzergâhlar Troya tarih içinde şekil değiştirse de var. Var olacak.

Biz sadece ziyaretçiyiz.

Saygıyla.

 

 

 

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.