SON DAKİKA
Hava Durumu

SON USTA (23.09.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 23.09.2021 10:02

Günümüz toplumunda altın neden değerlidir? Pırlanta, gümüş? En kaba şekliyle, kendisine az rastlanan her bir maden; diğerlerinden daha değerli. İşlenebilirliği, süs eşyası olarak kullanılması, parlak olması ve bunların yanı sıra gündelik yaşam içinde de iletkenlikleri, sağlamlıkları gibi özellikleri nedeniyle kullanması onları ‘daha’ değerli kılıyor.

Eşine az rastlanan ve ender olan her şey daha değerli oluyor bir şekilde…

*

Kültürel miras denildiğinde ilk akla gelenler arasında da bir şekilde, mimari yapılar; heykeller ve resimler yer alıyor.

*

Az ve ender.

***

Geçtiğimiz hafta Ahilik Haftasıydı. Ülke topraklarında bir dizi etkinlik yapıldı. Ödüller verildi. Maharet ustaları, onca yıllık deneyimlerini sergilediler, bir kez daha kendilerine hayran bıraktılar.

Bu hayranlığı kazanmaları da eminiz ki hiç kolay olmamıştır.

Kılı kırk yararak; yoktan, yokluktan, deneyim ve mirastan yaptıkları her bir iş altın değerindedir.

Enderdir, biriciktir.

Geçmişi barındırır içinde.

Geçmişte öğrenilen, geçmişin yansımalarıdır. Her bir el sanatındaki her bir tekniğin yüzyıllar ötesine uzanan; bambaşka topraklara uzanan bir geçmişi vardır. O günden bu güne gelmesinin; kıtlıklarda, deprem ve yangın gibi doğal afetlerde, savaşlarda, göçlerde yok olmamasının nedeni de tam olarak budur. Bazı gelenekler yok olmuş olsa da günümüze kadar uzanan geleneklerin sürdürülmesinin önemi de burada yatar.

Geleneğin kaybolması, o geleneği sürdüren kimseler, toplum ve ustalarla ilişkilidir.

Toplumun bin yıllar ötesine uzanan yaşamında; açlık, bereket, savaş, barış, doğurganlık, beslenme, coğrafya; bu geçmişten günümüze taşınan gelenekselleşmiş ürünlerde de kendini gösterir.

Her bir motif, teknik, renk ve malzeme; geçmişin izidir. Kültürüdür.

Hepsinin bir nedeni vardır. Hiçbiri göze hoş geldiği için yapılmamıştır.

Hepsinin bir anlamı vardır.

Altıneller Geleneksel El Sanatları Festivali’nin önemi de burada yatıyor.

Çırak bulamayan her bir sanat; her bir zanaat giderek yok oluyor. Yok olmanın eşiğine geliyor.

Bakıldığında günümüzde bilginin varlığını korumak, belgelemek ve kalıcılığını sağlamak çok çok daha kolayken, geçmişin kültürü ölüyor. Can çekişiyor.

Geçmişte yaşayan bir nakış ustası, ebru ustası; tekniğini onlarca yıllık mücadele ile çaba ile geliştirdikten sonra, öğrencilerine bu deneyimi aktarmış olurdu. Şayet, usta, çırak ya da öğrencinin başına bir iş gelirse; orada o sanat dalı zanaat dalı yok olabilirdi. Sekteye uğrar, bir süreliğine duraklama dönemine girerdi.

Malzemelerin elde ediliş biçiminin zorlukları o kadar büyüktü ki. Malzemelerin her biri altın değerindeydi. Ki altın değildi. Kıymeti azlığından gelirdi. Onu yapmanın zorluğundan. Ellerle kazılırdı her bir sanat.

Ustalar, çıraklar, kalfalar…

Günümüzde tekniklerin belgelenmesi konusunda teknolojinin yardımı alınsa dahi gelecek kuşaklar, ustadan öğrenmedikleri sürece; o el sanatının bir yanı da eksik kalacaktır. Bu sadece; kurs merkezlerinde verilen derslerden de ibaret olmamalıdır. Giriş aşamasındaki kursların, sanat alanının önemini kavratma konusundaki becerisi yadsınamaz. Ama o alanın gelişmesi, alana gönül ve ömür verecek kimselerin varlığı ile mümkün kalacaktır.

El sanatlarının yok olma sürecini yavaşlatır.

Bu nedenle Altıneller Geleneksel El Sanatları Festivali gibi festivaller büyük önem taşıyor. Her biri kılı kırk yaran maharet ustaları, kültürün devamlılığı için mücadele ediyor.

Çırak arıyor.

Öğrenci arıyor.

Değer arıyor.

Henüz vakit varken, son ustalar yanı başımızdalarken…

 

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.