SON DAKİKA
Hava Durumu

ŞİİRCE/YAŞAMAK (06.12.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 06.12.2021 10:23

Her şey farkı takvim yapraklarındaki sayıların değişmesiyle başladı. İçinde bulunduğumuz döneme ‘milenyum’ çağı deneceği belki henüz idrak bile edilmemişti. Özellikle geçmişten gelen insanlar 20’inci yüzyılı okuyan, gören, tadan insanlar; 60ların, 70ler siyasi atmosferini bunun yansımalarını, 80lerin ve 90ların birbiri ile bağlı muazzam bağını gören insanlar, milenyum çağına ayak uydururken de bir hayli zorlandı.

Toplumun zorlanan kesimlerinin ortak özelliklerinden biri de şuanda gazete okuyor olmaları ve bu satırlara ulaşmaları olsa gerek. Milenyum insanları ise; internete o kadar bağlıydılar ki… Bin değişimine verilen isim.

Bir kesim insan içinse yaşamanın tadını alamıyor, milenyum insanı. Gösteri çağı diyorlar mesela. Görünenin kazandığı görünemeyenlerin süründüğü ve sürüneceği çağ…

Biraz da öyle değil mi?

Metropollerde, kasabalaşan köylerde, yok olan köylerde varlığımızı sürdürürken; eski yaşamdan bir şeyler bulduğumuz her hangi bir anda yüreğimizin çığlık çığlığa bağırması bundan değil mi?

Zamanımızın şairleri; bu devirde yaşasa kim bilir ne derlerdi? Kendi milenyumlarını; Araflarını, Arafın ötesini nasıl görürlerdi de dizelerine; yaşam’ı, yaşamayı; zamanını yaşamayı aktarırlardı?

***

Cahit Sıtkı Tarancı;

“Kırıldığını bildiğim halde

Ne diye çemberimi ararım?

Kursam işlemez oyuncaklarım:

El çocuğu uyur beşiğimde.

Ah yeniden başlamak hayata;

Çocukluğa, aşka ve sanata!” dizeleriyle sanki geçmişten bir pencere aralıyor; buz gibi duvarda.

***

Melih Cevdet Anday ise yaşamanın kıymetini şu mısraları ile anlatıyor… Yaşamın kıymetini nasıl anladığınıççç

“Tam üç ay hasta yattım,

kendimi bilmeden

ve şehrin sokaklarını,

tavlada dübeş kapısını unuttum.

sevdiğim kızın yüzünü.

şimdi ne güzel, yeni baştan

yürümeye ve sevmeye başlamak!”

*

Yaşamaya deli mi oluyor Bir Garip Orhan Veli, dizelerinde…? Dünya ne de olsa dünya. Yaşamak da bir o kadar yaşamak. Deli edercesine yaşarcasına yaşamak…

“Deli eder insanı bu dünya;

Bu gece, bu yıldızlar, bu koku,

Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç”

*

Oktay Rıfat ise kendi zamanın şairlerine selam veriyor. Ateşe ve toprağa. İnsanın, hissetmesini, duyguyu hissetmesini, duyuları hissetmesinin kıymetini anlatıyor.

“Potinlerime ve paltoma

Teşekkür etmeliyim.

Teşekkür etmeliyim yağan kara,

Bugüne, bu sevince..

Kara bastığım için şükür;

Şükür, gökyüzüne ve toprağa;

İsmini bilmediğim yıldızlara,

Suya ve ateşe hamdolsun!”

*

Edip Cansever ise bir tahta parçasının masaya dönüştükten sonra evrendeki yerini anlatıyor. Yaşamdaki. Dünyadaki. Bana mısın demeden duran bir masayı, her şeye rağmen onca şeyi taşıyan masayı…

“Masa Da Masaymış Ha

Adam yaşama sevinci içinde

Masaya anahtarlarını koydu

Bakır kâseye çiçekleri koydu

Sütünü yumurtasını koydu

Pencereden gelen ışığı koydu

Bisiklet sesini çıkrık sesini

Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu

Adam masaya

Aklında olup bitenleri koydu

Ne yapmak istiyordu hayatta

İşte onu koydu

Kimi seviyordu kimi sevmiyordu

Adam masaya onları da koydu

Üç kere üç dokuz ederdi

Adam koydu masaya dokuzu

Pencere yanındaydı gökyüzü yanında

Uzandı masaya sonsuzu koydu

Bir bira içmek istiyordu kaç gündür

Masaya biranın dökülüşünü koydu

Uykusunu koydu uyanıklığını koydu

Tokluğunu açlığını koydu.

 

Masa da masaymış ha

Bana mısın demedi bu kadar yüke

Bir iki sallandı durdu

Adam ha babam koyuyordu”

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.