SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Şiirce/ Ayrılık (02.11.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 02.11.2021 09:05

Son yaprakların, şiirle bir ilgisi olmalı. Her mısra, yeryüzüne düşen bir güz yaprağı. Her biri gözyaşı…

Sonbaharın şiirle bir ilgisi olmalı. Yaprakların yeşilden soluk renklere geçişi gibi gelebilir sizlere. Ama Güz’ün rengi kahvedir, turuncu ve altın sarısı. Yaşamın başka türlü bir boyutu.

Sanki bu mevsim, yılın şiiridir. Hüzünlü bir şiiri… Ayrılıklar ve sevdalar dolu; dolu dizgin ama dingin bir şiir. Yaşam ve canlılığın ayrılığı, dinginlik ve karın buluşması.

Özellikle de kasım ayı… Kasım ki güzün son çocuğu. Son sevdası.

 Her mevsimin insanda bıraktığı da başkadır, her sevdanın canlılığı ve hüznü de, her şiirin yürekte bıraktığı da…

Sevdada başkadır bu mevsimde, ayrılıkta…

**

Nazım Hikmet, sanki sonbaharda geri gelmesi mümkün olmayan hatıraları, kalemiyle ve kağıdı ile buluşturur.

“çiçekli badem ağaçlarını unut.

değmez,

bu bahiste

geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.

ıslak saçlarını güneşte kurut

olgun meyvelerin baygınlığıyla parıldasın

nemli, ağır kızıltılar…

sevgilim, sevgilim,

mevsim

sonbahar…”

***

Atilla İlhan ise dökülür dallardan usulca. Kaleminin mürekkebi ile usul usulur sonbahar rüzgarlarını döker kağıda. Sanki sonsuz bir gece hüznüdür o anda. Akşamdır, çünkü. Akşamdır. Yaprakları dökülür. Der ki,

“nasıl iş bu

her yanına çiçek yağmış

erik ağacının

ışık içinde yüzüyor

neresinden baksan

gözlerin kamaşır

oysa ben akşam olmuşum

yapraklarım dökülüyor

usulusul

adım sonbahar”

***

Turgut Uyar ise ruhun en iyi anlatımını kalemde buluyor. Sevgisi acıyor. Sonbahar hüznünde sevgisi acıyor. Sanki acısını dizelere gömüyor.

“Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır

Sonbahar geldi hüzün

İlkbahar geldi kara hüzün

Ey en akıllı kişisi dünyanın

Bazen yaz ortasında gündüzün

Sevgim acıyor

Kimi sevsem

Kim beni sevse

Eylül toparlandı gitti işte

Ekim filan da gider bu gidişle

Tarihe gömülen koca koca atlar

Tarihe gömülür o kadar”

***

Atahol Behramoğlu ise, Sonbaharın ilk günlerindeki gibi karşılıyor bizleri, satırlarının arasından. Serinliği, yoklukla özdeştirmişçesine yaşıyor. Yok olacakmışçasına her şeyi ve herkesi affetme büyüklüğünü gösterirmişçesine yaşıyor. Bağışlıyor, dünyayı. Ruhu özgür kılınmışçasına sevmeye başlıyor; yine, yeniden ve daima… Dostlarını. Sanki bir yokluğu koca varlıklarla dolduruyor.

“Eylül sabahının serinliğini

Yaprakların serinliğini

Ciğerlerime dolduruyorum

Sessizlik ve serinlik

Birleşiyor

Yıkanmış güvercinler

Ve çok uzakta bir tren sesi

Her zaman yeniden başlamak duygusu

Doğuyor içimde

Her uyanışımda

Düşmanlarımı bağışlıyorum

Daha çok seviyorum dostlarımı

Her uyanışımda

Eylül sabahının serinliğini

Yaprakların serinliğini

Yüreğime dolduruyorum”

***

Her bir dize, insanın teninde sonbaharın esintisi gibi… Nedendir bilinmez, sonbahar ayrılık gibi. Dingin bir terk ediş. Dingin bir kahve rengi ve sarı.

Sevmek, heyecan ve mutluluk en kadar yaşamdan ise ne kadar insandan ise, hüzün ve ayrılık da öyle.

 Her şey her duygu insandan.

Şairler, usta kalemleriyle çölde bir bardak su olma derdinde. Ya da kendi çöllerinde su bulma… Her mısra, yeryüzüne düşen bir sarı güz yaprağı.