SON DAKİKA
Hava Durumu

Bilgelik Ağacının Kökleri / Son tohum (10.08.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 10.08.2021 12:27

 Her bir coğrafya yıldızları farklı yorumlamış, gün ve gecenin döngüsünde; dağlarının siluetine göre farklı hissetmişti. Özde çoğunlukla aynı olan iki kavram ise aydınlık ve karanlık idi.

Karanlık daima kötücül olarak adlandırılmıştı. Beki de zadece en zıtlardı birbirlerine. Her birinde her bir duyguda mevcuttu.

Köşe yazılarımızda da bizde bunu işledik aslında. Anka Kuşunun ve Bilgelik Ağacının yaşam döngülerini; kendi öz mitolojilerini… Yeni bir mitoloji yarattık.

Anka Kuşunun yumurtası; karanlık ve aydınlık doğduğunda, o ilk anda alevler içinde belirmiş ve evrenin ilk canlısı o olmuştu.

Tam o sırada bir tohum belirmişti. Yüzyıllar boyunca filizlenmeyi bekleyecek bir tohum… Kimi kitaplarda, kaynaklarda Hayat Ağacı diye adlandırılan; Bizim mitolojimizde ise Bilgelik Ağacı olarak hayat bulan toprağın en derinliklerinde kökleri bulunan Bilgelik Ağacı…

Anka Kuşu, umutsuzluğa kapılmaya başladıkça yoruluyor ve son umut tanesinde alev alev yanıyordu. Ateşin küle döndüğü sırada; parlak bir yumurtaya dönüşüyor ve çocukların sesi, kuşların sesi gibi güzel bir duygu barındıran şarkılarda yumurtayı kırarak dünyaya yeniden, yeniden, yeniden merhaba diyordu. Onun; yeniden doğması için umut gerekiyordu.

Bilgelik Ağacı ise, ilk filizlendiği günden bu yana ne kadar acı çekerse çeksin; ruhunu daima; yeryüzünde tutmayı başarıyordu. Biricik ruh eş, Anka Kuşunun yokluğunda; onu bekliyordu.

Anka Kuşu, evrenlerde gezerek, Bilgelik Ağacına gördüklerini anlatır, onunla sohbet ederdi. Bilgelik Ağacının zarar görme ihtimali olduğunda ise dalından inmez; daima ve her zaman yakıcı ateşiyle düşmanlara korku salardı. Bilgelik Ağacı da küllerinden yeniden doğan Anka Kuşuna yuva yapardı dallarından.

Derken bir gün Anka Kuşu gitti. Dünya düzeninin acısına, kinine, öfkesine dayanamadı. Söylenceye göre Anka Kuşu bir süreliğine gitti. Kendini güvende hissettiği bir yerde alev oldu, yandı. Küllerinden yeniden doğmak için sessizliğine ses verecek birini bekliyor… Onun ömrü için kısa bir vedaydı bu. Ama bu veda uzun sürdü.

Ona yeniden can verecek olan umut, kim tarafından ve nasıl verilecekti; bilmiyordu. Sonsuzluk uykusu, bu kez daha uzun süre olacaktı.

Bilgelik Ağacı da dayanamadı, onsuzluğa… Zaten dünya o kadar zalim bir yere dönmüştü ki… Yangınlar, salgın hastalıklar, birbirini öldürmek için bekleyen insanlar, kadı cinayetleri, çocuk istismarları…

Onun da dayanacak gücü kalmamıştı. Kökleri bile çürümeye başlamıştı.

Tüm dünyayı sarsa da kökleri tek bir ruhu vardı. ‘Bir ağaç nasıl gidebilir?’ demeyin. Rivayete göre ruhunu Dünyanın derinliklerine gizledi. Ne zaman ki umut gelecek o zaman yeniden yeşerecekti.

Çünkü artık ne diğer ağaçlara güç verebiliyor ne de doğanın eski ve eşsiz görüntüsünü hatırlayabiliyordu.

Güç toplamak için gitti. Belki kendimizi toplarsak, herkes ve her şey için adalet talebini daha güçlü kılarsak Bilgelik Ağacı bizim için gelir. Bizimle birlikte doğa için savaşır. Bir şeylerin değiştiğini gösterirsek; ormanlara ve tohumlara; kadınlara ve çocuklara daha iyi bakarsak; onların kahkahaların kuş cıvıltılarıyla bestelenmiş bir şarkı haline getirebilirsek Anka Kuşu da gelir… İçten tek bir gülüş, tek bir şarkı yeter onun gelmesine.

***

Ya da biz fark ederiz.

Anka Kuşunun, bizi terk etmediğini…

Anka Kuşunun iyileştirici gözyaşlarının aslında içimizde olduğunu. En zor zamanda bile ayağa kalkmamızı sağladığını fark ederiz. Umudun daima içimizde olduğunu ama harekete geçmek için, neşeli bir şeylere ihtiyacımız olduğun. Küllerimizden yeniden doğmak için bir nedene ihtiyacımız olduğunu... Bilgelik Ağacının da kalbimize birer tohum yerleştirdiğini, aslında asla gitmediğini de anlarız böylece. Birlikte hareket etme gücünü içimizde taşıdığımızı... Tohumu filizlendirmek için çaba harcamamız gerektiğini…

 

 

 

 

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.