SON DAKİKA
Hava Durumu

Bilgelik Ağacının Kökleri /EBEDİ EDEBİYAT (04.07.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 04.07.2021 12:06

Kime neyi anlattığına göre bile değişirdi dilin özü. Dilin yaşamı her şeye, herkese ve her zamana göre değişirdi.

Ve her şeyi, her dil de anlatamazdı.

Mesela müzikle anlatılan, resimle anlatılamayabilirdi. Resmin içindeki renklerin sizi içine çekmesi, heykelle olmadığı gibi heykele duyduğunuz hayranlık müzikle gerçekleşmeye bilirdi.

Mesela bir fotoğraf karesini anlatmak için ya o çekildiği an orda olmanız gerekirdi. Ya da fotoğrafa bakmanız. Kimi zaman, o an orada olsanız bile fotoğrafın söylediklerini göremeyecek olduğunuzu bilmenize rağmen, o an orada olmak istersiniz.

Her leye göre değişen bu anlatımlardan biri de çocuklar içindi. Çocuk edebiyatının gelişmişliğinin bir nedeni de, çocukların dilinin bambaşka oluşu.

Çocukların dilini çözmeye alışan çocuk edebiyatçılarının çok yo kat etmesi gerekse de bir şekilde, bir yanı ile denemeye devam ediyorlar.

Yetişkinler  için ise mesele çok daha başka. Mesele çok daha ağır. Yetişkin edebiyatında, birde duygu ile yüzleşme var. Var olan ve var olmamış gibi davranılan bütün duygularla.

Yetişkin edebiyatındaki kurgular var birde…

Bilgelik Ağacı bu kurgular için der ki, ‘Dallarımdan olma bir roman sayfasına denk geldim bir gün. Çimlerin arasında, okunmayı bekleyen bir kitabın sayfalarıydı. Kitabı en son elinde tutan insan, dostları ile ırmağın kenarına gitmişlerdi. Fırsattan istifade, rüzgarın da yardımıyla birkaç sayfa okudum. İnsanlar, roman kahramanlarının olmadığını düşünüyorlar. Gerçekte var olmadıklarını. Yaşamadıklarını… En azından bir kısmı.

Hal bu mu? Roman kahramanları diyoruz. ‘Kahraman’ların olmadığı, yaşamadığı, soluk almadığı bir dünya düşündünüz mü hiç? Öyle bir dünyada halimiz nice olur… Ben dahi olmam.

Okuduğum romandaki kahraman, kendi ölümünü görüyordu. Ruhunu nasıl yalnızlığa teslim ettiğini. Mekanik bir aletten farksız; evden işe, işten eve giden bir robot haline nasıl dönüştüğünü anlatıyordu. Ama geceleri, evde yalın kaldığında, yalnızlığın tüm estetikliği ile yaşamını sürdürüyordu. Bana, onun yaşamadığını kim ispat edebilir? Romanın kahramanı yaşadığını ‘red’ ediyordu. Ama bunu kim ispat edebilir.

Yalnız bir kadındı. İnançları ve fikirleri kalmamış, yalın bir kadındı romandaki kahraman. Adını bile binlerce yıldır başkalarının sesinden duymayan bir kadın. Onun yaşamadığını kim ispat edebilir? O yaşıyor. Ve kitabın sayfaları var oldukça da yaşayacak. Yalın yalnızlığın estetiği ile. Romanları yazan, karakterlere can veren yazarlar, edebiyatçılar ve şairler sayesinde…’

Edebi romanların ebediliği burada saklı içinde. Ne zaman bir yazar, bir şair, bir edebiyatçı ölse; bir kalem kırılır. Köşe yazımızı da çocuk edebiyatındaki tekerlememeler ile bitirelim.

Zaman zaman içinde, duygular pas içinde

Zaman zaman içinde, yazılar sus içinde

Zaman zaman içinde, kalemler yas içinde

Yaşamını yitiren tüm edebiyatçılara sonsuz saygılarımızla…

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.