SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Bilgelik Ağacının Kökleri Duygu Yönetimi  1 (13.07.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 13.07.2021 09:40

Zamanın birinde, Anka Kuşu Bilgelik Ağacının yanına ilişmiş. Bulutların üzerinde uçarken dallarındaki turuncuyu görmüş. Yeryüzüne hızla inişe geçmiş. Bilgelik Ağacının yanına vardığında ise o turuncudan eser kalmamış. Çiçek ve dalları ile Anka Kuşunu selamlayıp, sarmalayan Bilgelik Ağacının çiçekleri birden kırmızıya dönmüş.

Anka Kuşu, biricik sevgilisine kavuşmanın arzu ve heyecanı içinde evrenin başka bucaklarında gördüğü sevgileri, süslü kelimelerle ona anlatmış. Bilgelik Ağacına hediyeler getirmiş.

Yeni başlayanlar için hemen kısaca özetleyelim. Karanlık ve Aydınlığın tam ortasında doğan o ilk canılar Anka Kuşu ve bir tohumdur. Özleri ne gerektirirse öyle yaşarlar. O ilk anda Anka Kuşu gözlerini evrene açsa da, Bilgelik Ağacının tohumu yüzyıllarca beklemiş ve ne olacağına karar verdiği zaman dünya gezegeninde filizlenmiştir. Anka Kuşu ve Bilgelik Ağacı sonsuzluğun iki adıdır. İkisi de birbirlerini sever ve oldukları gibi kabullenirler. Anka Kuşu uçmazsa ölür. Bilgelik Ağacının metamorfozu ise sadece toprağadır.

Anka Kuşu bilmese de, Bilgelik Ağacı ne zaman onu özlese hemen turuncuya döner yaprakları. Eğer vaktinde yetişemezse Anka Kuşu, yaprakları solar, dalları bükülür. Hatta ölür… Bilgelik Ağacı bilir ama. Her zaman zamanında gelecektir. O gidemese de… Anka Kuşu hep zamanında gelir.

Ve ikisinin ruhları ne zaman buluşsa, o anda görülmemiş bir kırmızı belirir. Birinin çiçekleri boyanır aşka diğerinin kuyruğundaki alev tüyleri.

Solgunluk yiter ve gider.

***

Bu satırları bana yazdıran Topluma Destek Derneği tarafından düzenlenen ‘Duygu Yönetimi’ söyleşisi. Gazetemiz yazarlarından Kahraman Uzan’ın daveti ile katıldığım o tatlı söyleşi kafamda çok soru işareti bıraktı. Hepsini tek tek not aldım. Zaman zamanda buradaki köşemde sizlerle düşüncelerimi paylaşacağım.

ÇOMÜ Psikolojik Danışmalık ve Rehberlik Birimi Öğr. Gör. Cumhur Çırnaz tarafından sürdürülen söyleşide; kendisinin paylaşımlarını ve yönelttiği soruları düşündüm. Güçlü duyguları doğru kullanmaktan, kabullenmekten söz etti.

 Bazı çıkarımlar ve yaşanan olayların yansımaları…

Önce korku duygusundan bahsedildi. En güçlü duygulardan. Ve sordu Cumhur Çırnaz, ‘Başka hangi duygularımız var?’

Heyecan, öfke, hırs, kaygı, umut, umutsuzluk, aşk, nefret, kıskançlık. Sıralama tam olarak böyle idi. İyi/olumlu tarafı ağır basan duygular daha azdı.

Sabırsızlıkla bekledim. Sevgi, umut, aşk ne zaman gelecek diye.

Sanırım en çok hissetmek istediğimiz ya da hissetmekten korktuğumuz duyguların isimleri söylenmişti.

Öfke, hırs ve kaygı duygularından sonra umut başkaldırı gibiydi. ‘umut’ diyen arkadaş; ‘iyi şeylerde var. Var olacak’ dedi sanki. Ya da benim duygularım, onun sözcüğünü böyle anladı.

Aşkın telaffuzu bana kaldı. Sonra nefret ve kıskançlık.

Duyguların hepsi çok güçlüdür. Minik, daha sakin duygular dahi çok güçlüdür. Ne zaman ve kime/neye hissettiğinize göre değişir. Oradaki hissedilen duygunun yoğunluğu ise hareket mekanizmasın taşlarından biridir. Büyük ve güçlü duygular daima hareket halindedir. Kimi savaşır kimi mücadele eder. Burada önemli olan, duyguyu anlama ve duygunun oluşturduğu davranışları iyi analiz etmeden geçer. 

Duygular ya savaşır ya da mücadele eder.

Ansızın beliren bir kin, insanı dönüşü olmayan uçurumlara sürüklediği gibi; tarihsel bir öfke, dünyayı da güzelleştirebilir.

Duygunuzla nasıl hareket edeceğiniz de tamamen size kalmış.