SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Bilgelik Ağacı’nın Kökleri (31.05.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 31.05.2021 09:44

Sadece yaşamak, nefes almak, yemek bulmak değildi… İnsanların özünde başka bir şeyler daha vardı. Yaşarken yaşamı güzel kılmaya dair bir şeyler..

Korkuları ile yüzleşmenin yöntemleri… Korkuyu gizleme ve ondan kaçma yöntemleri. Bir olayı, bir durumu anlatma biçimleri bile o kadar farklı olabiliyordu ki…

Bilgelik Ağacı buna hayrandı. İnsanların lisanları çok başkaydı… İnsanların anlatma biçimlerini analiz ettikten sonra biricik sevdiceği olan Anka Kuşu’na daha rahat ulaşabildiğini fark etmişti. Bazen bir çiçeğin kokusunu gönderiyordu. Bazen de rüzgarlardan yardım istiyordu… Bir yaprağının onunla beraber uçmasını sağlıyordu…

Anka Kuşu’da alev alev yanan tüylerini rüzgarların sırtına yükleyip Bilgelik Ağacı’na gönderiyordu. Tabi Anka Kuşu da bunu insanlardan öğrenmişti. Onları izlemişti.

Bir hikaye vardı, insanların korkularına ait. İnsanlar çocuklarına karanlıktan korkmamaları gerektiğini anlatıyordu. Karanlığın aslında yaşlı bir nine olduğunu ve çok üşüdüğü için kat kat kıyafetler giydiğini… O kadar kalın giyiniyordu ki, geceleri her yeri kaplıyordu. Çok yaşlı olduğu için de çok büyüktü. Ama sabahlar… Minicik bir güneş ışını ile ısınıyor ve tüm yeryüzünü gülüşü ile ısıtıyordu…

Bir masal daha vardı. İnsanların korkularından kaçmalarına ait. Masala göre bir ceylan ormanın derinliklerinde koşup oynarken bir ses olmuştu. Koca ses ceylanı alıp başka diyarlara, daha çok zıplayabileceği diyarlara götürmüştü. Ölümden ve neden öldüğünden, nasıl öldüğünden masalı anlatan dahi korkmuştu. Çünkü ne kan vardı ne de mücadele izleri. Zamanla masalı anlatan da bu hikayeye inanmıştı.

Bazı masallar çocuklara gerçeği anlatmanın zor olduğu zamanda evrenin kelimelerinin birden bire bir araya gelmesiyle meydana gelmiştir. Bazı masallar da tam aksi…

Bazı masallarda kötü cadı aslında hiç kötü olmamıştır. Asla anlaşılamamış ve farklı olduğu için toplumdan dışlanmıştır. Bazı masallar ise soru sormanın felsefesini öğretmiştir. Soru sormanın eğlencesini. Bazıları deneyimlemeden kabahatin önüne geçmeyi… İyi bir nasihat gibi. Bazıları da deneyimleme şansı tanımaksızın asla kabahat işlememeyi, nasihatın demir parmaklıklar olduğu…

 

Masalların dili bambaşkadır. Gerçeği hayal dünyasında anlatmanın en iyi yoludur. Ve yine aynı şekilde korkuyu da anlatmanın en kolay yoludur. Bilinmeyene gizemli birkaç mistik acımasızlık ve lanet eklendiğinde…

Her insanın küçüklüğünde vardır… Perili bir ev. Çocukları yutan bir sokak. Canavarlı, harabe bir gecekondu..

Bilgelik Ağacı’nın ilk gördüğü perili ev, iş için yurtdışında yaşayan, birkaç sene de bir anca memleketine geldiğinde kalabilen bir aileye aitti.

Tohumlarını bıraktığı canavarlı harabe ise, kimsesi kalmamış bir kadıncağıza aitti. Orada tohumu o kadar güzel tuttu ki… Kadınla birlikte yaşadı. Ama kadın ailesini yitirdiği için o kadar hüzünlü idi ki… İnsanlar onu canavara benzetmişti. Sessizliğinden korkmuştu…

Bilgelik Ağacı’nın dediği gibi, “Her masalın bir gerçekliği vardır. Gerçekliğinin yanında yalanı da. Neyin hangi renk olduğuna da ancak kişi karar verir. Ben Anka Kuşu’na rüzgarlarla yaprağımı gönderdiğimde yeşildi… Yaprak Anka’yı bulduğunda ise sarı. Sarı ayrılık, yeşil yaşamdır. Masallarda değişir, dönüşür ve evrilir. Özü bulmak sizin elinizde. Çocuklarınıza bu nedenle güzel masallar okuyun. İyi analiz edin. Çünkü onlar kıymetlilerimiz. Benim ve Anka Kuşu’nun en değerlileri…”