SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Bilgelik Ağacı’nın Kökleri (28.05.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 28.05.2021 09:50

Evrende sadece bahar renkleri yoktu. Sadece; umut ve sevgiye dair sözler yoktu… Her rengin tonu bir duyguya karşılık geliyordu. Bilgelik Ağacı’nın her tohumu gibi… Kimisi daha cesur kimisi daha ürkekti… Her bir tohumu doğada başka bir çiçeğe tekabül ediyordu.

Böyleydi dünya. Çiçekler de bir dildi aynı zamanda. Yazılı olmayan, sözlü olmayan bir dil… Her bir rengin bir anlamı, her çiçeğin bir diyarı vardı. Kimisi ayrılık çiçekleri idi kimisi mutluluk ve aşk.

Saflık ve huzur.

Bilgelik Ağacı her bir tohumun ne anlatmak istediğini bilirdi bilmesine ama ya insanlar? Onlar da bilir miydi?

Her bir canlının ne anlattığını?

Kaf Dağı’nın ardındaki ülkede her canlı duygusuna göre renk alır, kimisinin rengi bile olmazdı. Renksiz canlılara bir başka yazımızda değineceğiz.

Dünya gezegenindeki çiçeklerin yansımaları da bambaşkaydı. Sarı ayrılık, kırmızı tutku ve aşk idi.

Ama sadece bu kadar mıydı?  Her bir renge bir isim mi belirlenmeliydi? Bilgelik Ağacı bunu anlamıyordu işte. Kendi ülkesinde her rengin anlamı vardı. Elbette olacaktı. Ama renklerin kendi içinde tonlarının ve aurasının da bir gizemi vardı.

Dünya gezegenin de her şey o kadar ezbere idi ki. Bulutlar beyaz görünürdü ama resim defterlerine mavi çizilmeliydi. Çiçeklerin tamamı kırmızı tonlarında olur, turuncu neredeyse hiç görülmezdi. Resim defterlerinde annelerin saçları uzun, babaların pantolonları mavi olurdu.

Dünya gezegenin de her şey ezbere idi. İnsanlar dahi. Renklerine göre ayırırdı bazıları. Kırmızı, beyaz, soluk, siyah…

Bilgelik ağacı bu kadar büyük ayrımlar ve isimlere yüklenen dayatmaları bir türlü anlayamıyordu. Şekilcilikti. Kötü idi. Kirli idi.

Bilgelik Ağacı, kendi damarlarından olan resim defterlerine çizilen her bir rengi hissederdi. Çocukların minik parmaklarından çıkan her bir rengi.

Çocuklarda belli kalıplarda büyütülüyordu. O kalıpların dışına çıkanlar dışlanıyordu. Bunu derinlerinde, damarlarında hissediyordu. Canı çok yanıyordu. Çocuklara yardım etmeliydi. Onların düş dünyasına ve hayal alemine katkı sunmalı, yollarına halılar sermeliydi. O halıların uçup uçmayacağına da çocuklar karar vermeliydi.

Böyle derin acılar çektiği zamanlardan birinde de bir miniğin işaretlerini hissetmeye başladı. Gökyüzündeki yıldızları iplerle tutturan bir resim çiziyordu. Yıldızlar büyüktü ve yer yüzüne düşmemeliydi.

Balıklar çizdi. Balıklar o kadar hafifti ki… tüy gibi hava da kanat çırpıyordu. Kelebekler çizdi. Asla kanat çırpamayan. Mor bir kaplan, kırmızı bir gökyüzü siyahın tonlarından bir gökkuşağı…

Çocuk çizdi durdu. Bilgelik Ağacı çok sevindi. İstediği dünya  bu idi. Her bir renk, aynı kendi çiçekleri gibi bir duyguyu temsil ediyordu. Ama hiçbir renk salt bir şekilde bir nesneye ya da canlıya da ait değildi. Renkler özgürdü. Çocuğun çizdiği her bir canlı, Kaf Dağı’nın ardındaki ülkede var oluyordu…

Eric Carle’nin sayesindeydi. Kitaplarında o kadar güzel bir dünya sunuyordu ki çocuklara… Kitabını okuyan çocuklardan biri idi… kırmızı gökyüzünün sahibi…

Renkler ve çocuklar özgür olmalı….