SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Bilgelik Ağacı’nın Kökleri (23.05.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 23.05.2021 13:31

Evrenin ilk ortaya çıktığı anda tohumu var olan Bilgelik Ağacı bin yıllar boyunca savrulup durmuştu. Belki kanat çırpan Anka Kuşu kadar şanlı değildi. Belki de çok daha şanslı… Tarih elbette bunu tartışacaktı.

Bilgelik Ağacı, savrulmuştu. Minicik bir tohum iken. Gezegenlerin yörüngesine girmiş, meteor taşlarının fırtınasına kapılmış, büyük patlama da yok olması gerekliyken daha da güçlenmişti.

Gücü büyümüş, sınırlara aşar hale geldiğinde, bir daha hiçbir rüzgara kapılmamış. Bir daha hiçbir yörüngeye girmemiş. Sınırların dışına doğru gitmiş. Ve var olan tek bir sınırın olmadığına kanaat getirmiş. Tek sınır kendi imiş. Kabukları.

Ama sınırları aşmak, duvarları yıkmak için de bir şeye ihtiyaç olduğunun da farkında imiş. En azından filizlenmeden biraz daha evvelinde… Biliyor imiş.

Büyük patlamada gücüne güç geldikten sonra kaçıyormuş. Kabuğunun içine sığmayan yüreği nere de daha çok heyecanlanıyorsa… Oradan kaçıyormuş.

Daha körpecik yüreği…

Bir süre hareketsiz ve dingin yaşamış ve eksikliği hissettiğinde yüreğine gitmiş. Yüreği nerede daha canlı ise, oraya. Nerede kabuğunu aşacak kadar heyecanlı ise…

Hızla dünya gezegenine, Bin Pınarlı İda Dağı’na… Orada bir mağaraya… Sihirli sularla dolu kadim bir mağaraya… Anka Kuşu’nun küllerinden yeniden doğduğu o gizemli mağaraya… Kadim ve mistik olan mağarada beklemiş bir süre. Yüreği o  kadar hızlı imiş ki. Ama kabına sığamasa da o kabuğu delip geçecek şeyi de bulamış.

Sonra Anka Kuşu’nun tüylerinden biri bir şekilde minik tohuma değmiş. Tohum daha da hareketlenmiş. İhtiyacı olan şeyin savrulmak değil kök salmak olduğunu o an anlamış. Çünkü kök saldığında da sınırları olmayacak kadar kuvvetliymiş.

Söylenceye göre o an filizlenmeyen Bilgelik Ağacı en uygun yeri araştırdıktan sonra Kaf Dağı’na kök saldı. Bu başka bir hikayenin konusu.

Anka Kuşu nasıl gökyüzünün, deniz diyarlarının, evreninin bir parçası ise o da öyle olabileceğini anladı. Sınırlar akıllarda, fikirlerde, gönüllerdeydi.

En sevdiği gezegen olan dünya gezegeninin her bir köşesine gidebiliyordu. Kökleri o kadar derindeydi ki… Gezegeninin alev alev kaynayan merkezine kadar iniyordu. 7 kıtada, okyanus ve denizlerin tabanlarında hatta denizlerin içindeki yeşil canlıların içinde… Kökleri uzanıyordu.

Gökyüzünün yer bir alanına kadar dalları uzanıyordu… Uzanan o dallar, her kıta da başka renk çiçekler açıyor ve bambaşka kokuyordu. Yapraklar, polenler, kurumuş yapraklarla beraber gezegenin her yerine biraz da rüzgarların yardımıyla gidebiliyordu…

Sınırlar fikir ve gönülde idi.

Sınırları yıkabilmek de fikir ve gönülde idi.