SON DAKİKA
Hava Durumu

Anka’nın Kardeşleri (26.11.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 26.11.2021 09:59

Bir varmış, bir yokmuş…

Evvelceden de öte, gelecekten de geç zamanlar varmış.

Siz ninenizin beşiğinde tıngır mıngır sallanır,

Salıncaklarda kediler oynaşır,

Köpekler her yaprağın peşinden koşarmış.

Tek boynuzlu atı gören şaşırır,

Kanatlı aslan gören çıldırırmış.

Evvelceden de öte, gelecekten de geç zamanlarda

Kalburu çiçekler basmış.

Develer tellal

Pireler bir arada iken,

Biz bağda üzüm,

Dionysos, şarap bekler iken,

Derede ağaçların kökleri,

Ateşte yanmayı bekler iken…

Masalın yalanı mı olurmuş?

O yalan bu yalan…

Fili tuttu bir yılan

Bu da mı yalan?

Anka’nın masalında yakan mı olur muş?

 

Masal böyle başlamış. Masalın ardından mistik kokular gelir, bilenler bilmeyenlere, en çok dinleyenler, az dinleyenlere anlatırlarmış. Masal dilden dile, kulaktan kulağa, lisandan lisana anlatılırmış.

Söylenen o ki kuşların söylediği şarkı, Anka’nın masalıymış.

Bilenler bilir, biz bilmeyenlere anlatalım.

Dedik ya bir varmış bin yokmuş.

İnsanlar var ama her insan kadar acı, sefalet, yoksulluk ve hastalık da varmış.

Derken bir gün, Anka gökyüzünde dolaştığı bir anda, o köyü görmüş. Bir var bin yok köyünü görmüş. Hemen ilişmiş.

Orada bazı insanlar zorbaymış. Zorbalar az ama zulüm gören çokmuş. En çok da Anka’nın kız kardeşleri zulüm görürmüş. Çok sinirlenen Anka Kuşu, kanatlarını öyle bir çırpmış ki, neşe ve mutluluğun son kırıntıları bile kendini gösterememiş.

Zaman durmuş o an. İnsanlar, birkaç saniyeliğine de olsa, düşünmeye fırsat bulmuş.

Fark etmişler ki, hastalığın kaynağı köye gelen dere. Binlerce yıl şifa veren derenin neden hastalık ve salgın yaydığını anlamak için dere boyu yürümüşler. Bulmuşlar. İnce bir su yatağından şifa deresine zehir akmaktaymış. Zehrin aktığı yerde bir şato varmış. Azınlığın ama yine de zulmedenler şatosu. Anka, zehrin dibinde beklemeye başlamış insanları. İnsanlar, yavaş yavaş ölmektense atlamışlar dereye. Kaynağa gidip, zehir akan yere odunlardan barikat, set örmüşler. Dere temizlenmiş.

Açlık işini halletmek için tam geri dönecekken, şatonun yanındaki tahıl ambarını görmüşler. Hastalıktan böceklerin yediği söylenilen tahılların hepsi oradaymış. Senelerce evvel hasadını yaptıkları yemişler bile oradaymış. Hemen alıp, köye götürmüşler. Bir hafta bile yetmeyeceğini de bilirlermiş.

 

Çok çalışır ama kazanamazlarmış. Kışın yakacak tezekleri, kömürleri olmaz, yazın dinlenecek ağaç gölgesi bulamazlarmış.

Köylü ser sefil, sefalet dolu günler geçirir, hırkanın bir yanı diğer yanına kavuşmazmış. Çok zulmedilmiş bu insanlara. Anka Kuşu, ne yapsa bilememiş.

Ne yapabilir ki?

Tarihin derinliklerinden de gelmiş olsa, ne yapabilir?

Mucize beklemiş insanlar ondan. Ama ne yapabilir?

Kara kara düşünmüşler. Dereye atlayarak katranı durduran köylü demiş sonra; ‘biz Anka Kuşu ve kız kardeşlerinin masallarını dinledik. Onlar yaptı, bizde yapabiliriz. Anka Kuşu onlara da yardım etmedi. Varlığı yetti. İnanın. Bizde yapabiliriz’ demiş.

O ayağa kalmış. Hasta yatağından, dimdik kalmış. Tahıllar, köylünün ambarına gitmiş. Katran göleti ıslah edilmiş. Yaşamları güzel, ömürleri uzun olmuş. Neşe şarkıları da baki…

Şatodan da hiç gelen olmamış. Onları durdurmak için sadece bir kuş gelmiş. Kuş bile değil. Öğle vakti uçan kuşun gölgesi…

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.