SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

ANKA'NIN 7 GÜNÜ / Şiir ve Evren

Yazının Giriş Tarihi: 14.03.2021 14:13

Şimdiki ismiyle Kaz Dağları olarak bilinen bu güzide iklim, coğrafya tarihin sayfalarında daima benliğini korurdu.

Anka Kuşu, bu Pınarların var olduğu tüm zamanları bilir, bu sihirli bin pınarın ilk damlalarının nasıl yeryüzüne düştüğünü çok iyi anımsardı.

Bu zaman döngüleri içinde nice şiirler nice şarkılara tanıklık etmişti. Damlaların, yeryüzüne inmesi sadece bir doğa olayı değildi Anka Kuşu için. Ne Anka Kuşu için, ne masallar için ne Çanakkale için ne de dünya gezegeni için…

Bazen fırtınalar kopardı. Fırtınalar o kadar keskin bir biçimde, toprak anayı döverdi ki… Toprağın acısını tüm canlılar hissederdi. Can yanmasıyla, toprağa tutunan bitkilerin kökleri bile zarar görürdü bazen.

Anka, bu acıyı kalbinde hissederdi. Ne yağmur bulutları toprağın canını acıtmak istedi aslında, ne de toprak onu kızdırmak… Ama dünya gezegeninde, yaşayan şu mavi gezegen de işler hiç de öyle gitmiyordu. Bazen de öyle bir sevgiye yağardı ki yağmur…

Toprak yeniden yaşam bulur, yeniden çiçek açardı. Özellikle de kışların sonunda. Kurak kışların ve kavurucu yazların ardından.

Damlalar, Tanrıçaların saçlarından dökülmüşçesine, toprak renklerdi.

Sevgiyle, umutla, mücadeleyle, aşkla, nefretle, kinle, vefayla, acıyla, ölümle, kederle, yaşamla, neşeyle, keşkelerle, umutsuzluklarla, birlik ve beraberlikle, hatıralarla, yaşanmışlıklar ve yaşanacak olanlarla, doğumla, doğayla, güzelliklerle…

Her bir duyguyla yağardı.

Anka Kuşu, bu damlaların toprakta bıraktığı tüm duyguları izlerdi. Tüm duyguları ve fikirleri okurdu. Her bir damla aslında bir mesajdı. Bir harfti. Bir duyguydu. Onun bıraktığı izler. Bir araya geldiklerinde oluşturdukları bütünler. Bu bütünlerde şiiri, destanı oluştururdu. Masalları ve mitolojileri.

İnsanların iletişimi konuşmaktı. Dildi. Sonra şiir ve şarkı ve beste olmuştu. Elbette evreninde iletişim kuracağı mistik özellikleri olmalıydı.

Evrenin özellikle de mavi gezegenin en iyi dili de şiirdi. Şiir sayesinde, onun ritmi ve güzellikleri sayesinde bambaşka pencereler açıyor, bu pencereler sayesinde toprak, yağmur, güneş, canlılar birbirlerine kavuşuyorlardı.

Her bir hareket bir harfti. Sadece damlalar değil. Sadece suyun adı daha çok şiirle anılırdı. Ve masalla.

Söylenceye göre, Bin Pınarlı İda’nın ilk şiiri bu ilk damlalardı. İlk yaşam belirtisiyle beraber, sadece gelecekte kendisi için yazılacak olan destanların ön sözüydü. Milyonlarca hatta milyarlarca yıl boyunca evrenin şiiri yazılmaya devam edecek. Ve hatta evrenin son şiiri de bu kadim toprakların, mistik kaz dağlarının, gizemli bin pınarın birbirleriyle konuşmasından çıkacak.

Rivayete göre, Anka Kuşu bu son şiiri acıklı bir şekilde dinleyecek. Her şeyin sonu olduğu gibi bu evrenin de son olduğunu daima bilecek. Sadece kendisinin sonu olmadığını…

Bu nedenle Bin Pınarlı İda’nın suyuna güzellik katan sihirli tüylerinden bırakır. Ki insanlar zamanın kısıtlı olduğunu bilsin ve dünyayı güzel kılmak ve kötülüklerden arındırmak için mücadele etsinler. Ve şiirlerini sadece güzellikler için yazsınlar. Bunun için de dünyayı güzel kılsınlar. Bunun için ki şiirin dili kederden ve acıdan uzaklaşsın. Ve insanlar, sözlerini söylemekten asla,

‘Korkma’sınlar…