SON DAKİKA
Hava Durumu

ANKA'NIN 7 GÜNÜ / PENCERE

Yazının Giriş Tarihi: 20.02.2021 10:20

 Zaman çölde kum misali sayılamayacak kadar çoktu. Anka Kuşu, bu çokluk arasında bazen kayboluyordu. Rüzgar estiği zaman gözlerine kum taneleri değiyor ve gözlerinden yaşlar akıyordu. Başka bir deyişle zamanın çilesini çeken Anka Kuşu her kötü olaydan sonra birkaç damla sihirli gözyaşıyla vakti iyileştiriyordu.

Bu gizemli gözyaşları her zaman da akmazdı. Bazen birinin yaralarını iyileştirmek için yanına gittiğinde gözleri kurur kalırdı. Ne yarasına merhem olabilirdi o canlının ne de derdine derman… Gezegenlerden dünyada işler farklıydı. Orada ki zamanda oldukça farklıydı…

Bazı kara parçalarında büyük kıtlıklar, savaşlar çıkar, zelzeleler hüküm sürerdi. Zaman karanlık çağa dönüşürdü. Anka Kuşu oradaki canlılara yardım edemezdi ama. Bazen geç duyar, fark eder bazen de yetişemezdi. Ama bazen de yetişse bile, o canlılara yetemezdi.

Karanlık çağ hükmü de çok acı olurdu. Anka kuşu dahi bazen bu karanlık çağda umudunu kaybetmeye başlardı. Tüylerinin rengi solmaya başlardı… Bu tüyler dökülmeye başlardı. Karanlık çağ öncesinde ve ardılında tüylerini hediye ettiği herkese ilham, umut ve güç dağıtırdı halbuki… Solarak dökülen tüyleri ise gezegene umutsuzluk yayardı.

*Günlerden bir gün o umutsuzluk tüylerinden biri dünya gezegenine düştü.*

Anka Kuşu, bu karanlık çağlardan birinde gezinirken sadece küçücük kör bir penceresi olan odaya saklandı. Ölmek üzereydi. İçinde bin yıllardır barındırdığı tüm duygular onu terk etmişti. İyi ve kötü duyguların tamamı. Bu karanlık çağ onu çok etkilemişti. Gezegenin tamamı acı içinde kıvranıyor ve kimsecikler bir şey yapamıyordu. Bir ışık gerekti. Anka Kuşu’nun güneşten de sıcak parlayan kanatlarının gökyüzü semalarında uçması gerekti…

Ama balçıktı tüyleri. Bin bir renkte sihirle donatılan kanatları geceden de karanlıktı.

Küllerinden yeniden doğması için alevler içinde yanması gerektiğini de biliyordu. Ama alevin rengine dair hiçbir şey hissetmiyordu. Kıvılcımsız nasıl yanabilirdi? Donarak ölmek üzereyken birden umutsuzluk tüylerinden birinin kendine yaklaştığını hissetti.

Bunlar bir grup insan.

Umutsuzluk tüyünü, divitlerinden çıkarttılar. Kendilerinin hazırladıkları fikir/sanat/yaşam mürekkebiyle Anka Kuşu’nun kaldığı odanın dış cephesine pencereler çizdiler. Bu mürekkep birlikte bir şeyler başarmanın sırrını içinde barındırıyordu. Tüy mürekkebe değdiği gibi rengi değişti. Tekrar alev alev yanmaya başladı. Sarıdan kızıla tüm renkler belirdi.

Söylenceye göre o insanlar, Anka Kuşu’nun kör odasına çizdikleri pencerelerle ona seçenekler sunmuşlar. Ya o hala parıldayan tüyüne dokunarak yanacak ya da diğer pencerelerden birine dokunacak.

Rivayete göre, bu mürekkeple azılan kağıtlar, bu kağıtlarla basılan dergi ve kitaplar insanlara başka başka pencereler açar. İyi ya da kötü. Pencereyi seçmek, pencerenin manzarasına bakmak sadece ve sadece onların elindedir. Doğru sihirli kağıdı bulmak… O günden sonra Anka Kuşu, ‘Yazı hayal, fikir, umut dünyalarına açılan pencerelerdir. Bazı dünyalar da karanlık doludur. Ama hangi dünyayı yaşayacağınızı siz belirlersiniz. Ben kaybettiğim tüyün gölgesini gördüğüm pencereye yöneldim’ dediği bilinir.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.