SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

ANKA'NIN 7 GÜNÜ / minik eller minik seramikler (21-02-2021)

Yazının Giriş Tarihi: 21.02.2021 08:46

Anka Kuşu tüm bir ömrü boyunca kumların arasında dolaşıp durmuştu. Farklı uygarlıklar, gelenekler tatmış kültürlerin içinde kaybolmuştu. En güzeli de bu kum taniciklerinin birbirlerinden bambaşka renkleri olmasıydı onun için. Nasıl olmuştu da milyarlarca güzellik farklı zamanlarda başka diyarlara açılan pencereler olmuştu?

Bu pencerelerden birinde insanların çamurla oynadığını gördü. Toprağın içine su ekleyerek çamr elde ediyorlardı. Çamura o minicik elleriyle şekil veriyorlar ve bu şekilli insan ürünlerini ateşte pişiriyorlardı. 4 elementin de kullanıldığı muhteşem insan ürünleri Anka Kuşu için yeni yeni dünyalar demekti. Hepsinin farklı karakteri vardı.

Anka Kuşu da bu farklılıkları anlamak ve anlamlandırmak için kara parçaları arasında gezinip duruyordu. En sevdiği yerlerden biri Çanakkale idi onun için. Troya’dan bu yana bu 4 elementim muhteşem buluşması günümüze kadar gelmişti ve taktir edilmeyi sonuna kadar hak ediyordu.

Zamanın perdeleri arasında dolaşırken Anka Kuşu, bu muazzamlık içinde her çamurun nasıl da gelişim gösterdiğini izliyor, her zaman perdesi arasında seramiklerin tarzı, karakteri, anlattıkları değişiyordu.

Desenlerinin değişmesinin yanı sıra üzerine çizilen figürler ve renklerde seramiğin karakterini belirlemede rol oynuyordu onun için.

Bazen birden bire bir gelenek yok oluyordu ama. İnsanlar bulundukları topraklardan ayrılıyor ya da bir şekilde yok oluyordu. Günümüz insanları bunların nedenlerini hala anlamaya çalışsalar da Anka Kuşu tüm sebepleri biliyordu. Seramik kap ve kacakların üzerine çizilen geometrik desenler nasıl bir anda ortadan kaybolmuştu? Ya da nasıl olmuştu da kırmızı figürler yerini siyahlara bırakmıştı? Neden gemi batıklarında en çok amfora tipi seramikler bulunuyordu?

Bu sırları günümüz insanı çözerken Anka Kuşu onları keyifle izliyordu.

Ama bir yandan da üzgündü. Yaşadığı bu yeni dönem her şeyin kayıt altına alındığı bir dönemdi. Ama eksiklikler de vardı. Fazlalıklarda. Üretimlerin hepsi elektronik demir yığınları içinde yapılıyor, seri üretimlerle karakterleri biraz daha yavan seramikler üretiliyordu.

O çok sevdiği Bin Pınarlı İda2nın eteklerindeki Çanakkale’de o eski seramiklerin devri de mi kapanmıştı?

Sonra kendisi gibi geçmişi seven insanlar bir araya geldi. Bu insanlar Anka Kuşu gibi geçmişin özlemini ve o bağları hatırlamak istiyorlardı.

Söylenceye göre toprağı suyla buluşturmak ve ateşle yakmak milyonlarca yıl daha sürecek. Geleneksel el sanatlarının hikayesi yer yer gelişim göstererek yer yer de tökezleyerek sürecek. Başka karakterlere bürünseler de öz hep aynı kalacak. 4 elementin buluşması.

Rivayete göre de Anka Kuşu geçmişin hasretiyle yanıp tutuşur. Bu yangında küllerinden yeniden doğar. Küllerini gözyaşlarıyla yoğurur. Şekil verdiği çamuru, tüylerinin alevinde pişirir. Ve toprak ananın bağrında kimseciklerin ulaşamayacağı Kaf dağının ardındaki mağaraya bırakır. Her yaşadığı dönemi yansıtan farklı farklı seramiklerle doludur mağara. İnsanlardan ve canlılardan öğrendiği, gördüğü hayat sahnelerini çizmiştir üzerine. Ve bu 4 elementin buluşması milyonlarca yıl daha sürecektir.