SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

ANKA'NIN 7 GÜNÜ / Gezgin Ressam

Yazının Giriş Tarihi: 22.12.2020 09:39

Zifiri karanlıkların hakim olduğu günlerdi. Kış aylarının en çetin geçtiği coğrafyalardan birinde geceyi aydınlatan sadece Samanyolu Galaksisi, Ay Dede ve Anka Kuşu vardı. Karanlığın hakimiyeti o kadar derindi ki kimse tarif etmeye kelime bile bulamıyordu. Kelimler tüm gezegenlerde dahil evrende bir kum tanesi kadar küçük kalıyordu. Ay Dede’nin ışığı sadece tapınakların, uygarlıkların devasa mimarilerine gölge gibi düşüyordu. Anka Kuşu bu keskin siluetleri izlemeyi çok seviyor bu siluetleri kafasında sanki gündüz gibi resmediyordu. Anka Kuşu’nun gündüzün berraklığıyla izlediği bu insan ellerinden yapılar, taştan olmasına rağmen sanki içlerinde bir can barındırıyordu. Bu taşlar insanların narin elleriyle bin bir güçlükle oyulmuş ve yeniden hayat buluştu.

Anka Kuşu’nun küllerinden yeniden doğması gibiydi. O kütlesel taşlar, mermerler yeniden yenide ve yeniden doğuyordu. Bu doğum her seferinde daha büyük bir mükemmelliğe kavuşuyordu.

İnsanlar bu yapıları neden yapıyordu?

Kim ve ne için?

Bazen güvende uyuyabilecekleri odalardı bunlar, bazen de kendi topraklarındaki tanrıçalar ve tanrılara şükranlarını sunmak için, bazen bir ırmağın karşı kıyısına geçebilmek için, bazen de o hayallerini süsieyen tanrıça ve tanrıların tasvirleri için…

Heykeller, freskolar, mozaikler, tapınaklar, camiler, kiliseler….

Nasıl olmuşta bu kadar bambaşka olmuşlardı.

Anka Kuşu, her zifiri karanlıkta bu eserlere bakıp nasıl bu kadar farklı ve biricik olduklarını, insanların kültür katmanlarını düşünürdü. Arada kendisine de her coğrafya da başka isim verildiğini hatırlayıp insanların hayal dünyasına gülümser, bu hayal dünyasının somut gerçekçiliklerine hayretle bakakalırdı. Bunu akıl almaz bulur ve geçmiş yüzyılların topraklar altında kalan izlerini keşfetmeyi beklerdi. Bazen bir sanat tarihçinin peşine düşer, bazen bir arkeologla gezerdi.

Zifiri karanlıklardan birinde gün batımından şafağa güneş dört nala koşerken Akdeniz kıyılarında bir çift gördü. Çiftin peşine takıldı. Çift İtalyan topraklarından Anadolu’nun boğazlarına gidiyordu.

Anka Kuşu’nun en sevdiği dağlardan bir olan Bin Pınarlı İda Dağı’na gittiklerini görür. Karavanlarıyla seyahat eden sevgi dolu çift, Kendisinin yüz yıllardır izlemekten büyük keyif aldığı mimarilerin, heykellerin, antik kentlerin karşısında oturan çift gördüklerini kağıda çizdiğini görünce Anka Kuşu iyice şaşırır. Onların peşinden ayrılmamaya karar verir. Onları ve yeniden yeniden doğan bu güzel taşların, mermerlerin oyulduktan sonra mimariye,heykele ve bundan da sonra kağıda aktarılmasını izler.

Rivayete göre Anka Kuşu, hayalle gerçeğin birleştiği her şeye sevdalıdır. Heykelin, resimin, tapınakların, camilerin, kiliselerin hem yapısına hem süslemesine, bu sanata saygı duyan ve devam ettiren ustalara, sanat severler sevdalıdır.

Söylenceye göre, Anka Kuşu çiftin gitti ve yağlıboyayla çizdiği her yer ve resim için bir gözyaşı akıtır. O göz yaşları kültür katmanlarının ve çiftin koruyucusu ve kollayıcısı olacaktır.

 İlham alınan haber için, 

Ressam Ardıç Aguş, Türkiye’yi karış karış gezip resmedecek