SON DAKİKA
Hava Durumu

AĞAÇLAR AYAKTA ÖLÜR (05.11.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 05.11.2021 08:55

Zamanın ötesinden gelen Anka Kuşu, mavi gezegen dünyada uzun zaman gözükmüyor.

Aslında bu ilk de değil.

Geçmiş yaşamlarda, geçmiş devirlerde de böyle yapardı. Yaşamının her döneminde farklı gezegenlere, diyarlara, alemlere kanat çırpardı.

Anka Kuşu’nu gezer tozardı.

Ger gezip tozmasında, aslında yeni anlamlar bulur, evrenin felsefesini irdeler, yaşamın derinliklerine inerdi.

Zamanının varlığından, evrenin ilk zerresinden beri dünyada hüküm süren o ilk canlı Anka Kuşu aslında, zamanın bekçisi ve umudun vücut bulmuş haliydi. Evrenin taşları bir araya geldiğinde yaşamın varlığı umudu, onu doğurmuştu. Karanlık ve aydınlığın birbirinden ayrıldığı o ilk anda, can bulmuştu.

Onunla beraber doğan bir tohum daha vardı. Bilgelik ağacının tohumu, o ilk anda doğmuş, yüz yıllar sonra filizlenmiş ve dünyanın her yerini kökleri ve dallarıyla sarıp sarmalamıştı. Her bir ağaç, onun tohumlarıydı. Onun biricik çocukları.

Ama uzun zamandır Bilgelik Ağacı da kendini göstermiyordu.

Bu iki canpare yoklardı.

Hikayeye göre;

Anka Kuşu, dünyanın acılarını yüreğinde toplardı. O can acısı, yüreğinde toplanır ve onu yakmaya başlardı. Yüreğinde toplanan acılar onu yakar, öldürürdü. Alev alev yanardı. Acı çığlıklar içinde can veren Anka Kuşu, kül olurdu. Külleri birbirini sarmalar, o küllerin içinde bir yumurta beliriverirdi. O yumurta, ancak kadınların kahkahası ya da çocukların cıvıltısını duyduğunda kırılır ve Anka Kuşu ancak o zaman yeniden doğardı.

Anka Kuşunun küllerinden doğuşunun gerçek hikayesi buydu. Acıyla ölür ama umutla yeniden doğardı.

Ama son yanışından sonra onu gören olmadı. Kimse onu duymadı.

Bilgelik Ağacı da kendini göstermiyordu.

Antik Mezopotamya’nın son ninesi Anka Kuşu ve Bilgelik Ağacının hikayesini onlara ne olduğunu biliyordu.

Anlatmaya Başladı;

Günler ağırdı demir gibi, bulutlar katran; yeryüzü volkan.

Can canda kalmamış, nefes alan herkes ve her şey sanki musalla taşı kadar ölüydü. Ya da ölümü çağırıyordu.

Bu can çekişme bu can acısı Anka Kuşu’na çok gelmişti. Biricik canparesi Bilgelik Ağacı, katran dolu bulutlardan gelen yağmurlarla zehirlenmiş, ölmeye başlamıştı. Anka Kuşu, yanacağını, alevler içinde kalacağını biliyordu. Bilgelik Ağacının yanına gitti. Neden bu kadar güçsüz düştüğünü anlamak için…

Bilgelik Ağacını asıl besleyen şeyin insanların kahkahası olduğunu anladı. Bu kahkaha derin anlamlar taşıyor, bulutlara ulaşıyor, yağmur damlaları ile toprağa süzülüyordu.

Ama dünyada o kadar acı vardı ki… Bulutlardan akan tek şey katran olmuştu. Ne kadınların ölümlerine, ne çocukların ölümlerine çare bulamıyorlardı. Bu çaresizlik, Bilgelik Ağacını içten içe çürütmüştü. Binyıllardır, milyonlarca, milyarlarca yıllık ömürlerinde her ikisi de böyle bir acı hissetmemişlerdi.

İlikleri kederle dolmuştu.

İnsanların hala nasıl umut ettiklerini anlamadıkları bir esnada, ikisinin yanına bir kadın geldi. Kadın onlara, “Acı mı öldürür? Umutsuzluk mu? Biz birlikte güçlüyüz. Birlikte ayaktayız. Ölenlerimiz, zorbalığa uğrayanlarımız çok oldu. Tecavüze ve tacize, şiddette ve istismara uğrayanlarımız çok oldu. Ama biz biliyoruz ki, bir arada olursak; bizim için ve tüm insanlar için en güzel masal başlayacak. Utanın kendinizden. Sonsuz yaşamınızdaki umutsuzluklardan… Bilgelik Ağaçı tüm dünyayı sarıyor ya… Bizim saçlarımız birbirine bağlı. Yüreklerimizde birbirine bağlı. Biz birbirimiz için savaşıyoruz. Birbirimiz için yanıyoruz. En umutsuz olduğumuzda, birbirimiz için yeniden doğuyoruz. Ve inanıyoruz. Ya siz? Üzülmekten başka ne yapıyorsunuz?” dedi.

Bilgelik Ağacı tüm ağaçlara haber gönderdi.

Bundan sonra, ‘AĞAÇLAR AYAKTA ÖLECEK! Kadınlar gibi, çocuklar gibi, ötekileştirilen herkes gibi ayakta ve dimdik! Bundan sonra ağaçlar ayakta ölecek!’

Anka Kuşu o anda alev almaya başladı. Alev aldığı sırada şunlar söyledi, “Bütün kuşlar aynı şarkıyı söyleyecek! Kadınların, çocukların ve ötekileştirilen herkesin şarkısını söyleyecek! Küllerimi dağıtın onlara! Onurlu mücadelelerine! Doğmam gerekirse, onların umut ve yaşam dolu gamzelerinden doğarım! Onların yaşamak için verdikleri, onurlu, insanca yaşamak için verdikleri mücadelelerinde yeniden doğarım!”

SadeceAntik Mezopotamya’nın son ninesi, Anka Kuşu’nuun aslında hepimizin içinde olduğunu bilir… Ve Anka Kuşu’nun tüylerinin Çilem Doğan’ın kirpikleri olduğunu…

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.