SON DAKİKA
Hava Durumu

Yürürüz ölümün üstüne… (01.04.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 01.04.2021 09:40

 

Bu yazı ile sizleri iki tarihi döneme götüreceğim. Yazıda özne üç isim var: Nazım Hikmet, yazar Refik Erduran ve çok yakın dönemin Kültür Bakanı Nabi Avcı. Üçünün ortak özelliği yazar olmalıdır. Dönemin Kültür Bakanı Nabi Avcıya Refik Erduranın yazdığı bir mektup var. İsterseniz mevzuya geçelim...

 

Tiyatro camiası oyun yazarı Refik Erduran'ın Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Nabi Avcı’ya yazdığı şikayet mektubu ile çalkalanıyor. Tiyatrocular için şoke eden tanımlamalar kullanan Refik Erduran, onlar için "batı maymunlarımız” diyor.

 

Refik Erduran’ı bilirsiniz. Fikri namusun, solun yüz akı ve özellikle tiyatro üzerine verdiği eserlerle bu ülkenin gerçek aydınlarından birisidir. Yerlidir, bugünkü sol cenahta iddia edenler gibi, gericiliğin temsilcisi değildir. Aydınlanma ve değişimin, başka bir deyişle muasır medeniyet seviyesi lafzının gereği devrimciliği iliklerine kadar hisseden bir adamdır, Refik Erduran…

 

Erduran’ı önemli yapan başka bir olayda, Nazım Hikmet’i yurtdışına kaçıran kişi oluşudur. Yıllarca bir sır gibi saklansa da, bu gerçek daha sonra ortaya çıktı. CHP’nin tek parti iktidarı döneminde 28 yıllık bir mahkumiyet alan Nazım Hikmet, bir süre yattıktan sonra, Demokrat Parti iktidarında yani 15 Temmuz 1950 tarihinde özgür bırakıldı.

 

Refik Erduran, Türkiye'ye döndükten sonra Nazım Hikmet'i hapisten kaçırma planları yaptı ancak buna gerek kalmadı çünkü 28 yıllık mahkumiyet kararı ile hapse girmiş olan ve 13 yıldır hapis yatan Nazım Hikmet'in geri kalan cezası, şairin af yasası kapsamına alınması için yürütülen büyük kampanyanın ve yaptığı açlık grevinin ardından affedildi.

 

Ne var ki Nazım Hikmet, 1951 yılında askere çağrılmış ve askerde öldürülme tehlikesi ortaya çıkmıştı. Bu dönemde şairin baba bir anne ayrı kız kardeşi Melda Hanım ile nişanlanan Erduran, artık akrabalık ilişkisi de olan Nazım'ı yurtdışına kaçırma fikrini öne sürdü ve kendisinin kullandığı bir sürat motoruyla Nazım'ın İstanbul Boğazı'ndan Karadeniz'e geçmesine, Karadeniz'de seyreden Romanya bandıralı bir gemiye binerek Türkiye'den ayrılmasına yardımcı oldu. Erduran'ın bu olayda oynadığı rol, uzun süre sır olarak saklandı. Olayla ilgili suç dosyası "kaçıranı meçhul" olarak kapandı.

 

Nazım Hikmet, 1961 yılında yazdığı Otobiyografi adlı şiirde kaçışından -Refik Erduran'dan adını anmadan- şu dizeyle bahsetmiştir :"951`de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm ölümün üstüne"

 

Refik Erduran’ın Bakan Avcı’ya yazdığı mektuptaki olay satırlar şöyle;

 

“Aziz dostum, Nabi Bey kardeşim. Afiyettesiniz inşallah. En geniş ve yapışkan asalak kesimimiz kendilerini ‘beyaz Türk’ sayan, sırtından geçindikleri halktan iğrenen Batı maymunlarımız. Temel bahaneleri dindarlıkla yobazlığı bir tutmak, savunur göründükleri demokrasiyi de hiçe sayarak ‘cahil’ çoğunluğu ülke yönetiminden dışlamak. Bugün kör dövüşümüze son verip tartışmaları mantık sınırlarına çekmenin ilk şartı sahte “aydın” kesimindeki nifak tiryakilerinin şirretliklerini etkisiz kılmak, kutuplaşmayı geriletmek.

 

Kültür ve sanat o yönde öncü rol oynayarak çatık kaşları gevşetip gülümsemeleri artırabilir. Buna yarayacak çok etkili potansiyele sahip kurumlar da var devletin elinde. Ama yıllardır nedense kullanılamıyor. Daha doğrusu kullanılıyor ama içlerindeki pozcu, şovcu, çıkarcı edepsizler tarafından, devlete karşı. Sebep? Devletin korkaklığı! Evet, aynen öyle. Hayretle seyrediyorum. Kurumların amiri ve sorumlusu yetkililer bir avuç yaygara şantajcısı karşısında en basit yasal önlemleri alamıyor, yılan görmüş tavşan gibi felç oluyorlar.”

 

Bu ülkede, özellikle sosyal demokrat (solcu-ortanın solu) olduğunu iddia eden partiler, Kemal Tahir’i de bir türlü sevip, içlerine sindirmediler. Çünkü Kemal Tahir, yaşayan Türkçe kullanıyordu, dolayısıyla Osmanlıca kelimelere de cümlelerinde yer veriyordu. Kemal Tahir’in “Devlet Anası”, Maksim Gorki’nin “Ana” romanına on çekecek güçte edebi değeri vardır. Hele hele “Rahmet Yolları Kesti” romanı, bir dönemi en iyi şekilde anlatan ama, feodaliteye/ağalığa başkaldıranın da eşkıya olmasını onaylamayan bir tema üzerindedir. Bu bakımdan, Kemal Tahir’in “Rahmet Yolları Kesti” romanı, Yaşar Kemal’in “İnce Memed” romanına bir cevap niteliğindedir ve feodalite ile mücadelede başka bir zaviyeden bakış göze çarpar.

 

Refik Erduran, Bakan Nabi Avcı’ya yazdığı mektupla “Kral Çıplak” demiş, sol ve elitist çevreden de cevap ve tepki gecikmemiştir.

 

Refik Erduran’ın basına sızan bakana yazdığı mektup üzerine tepkilere baktım da, format ve anlayış hiç değişmiyor. Yıllardır nasıl oluyor da değişmiyorlar, anlamış değilim. Oysa hayatın doğal süreci, değişimi işaret ediyor. Sosyal Devlet ve Sosyal Belediyecilik anlayışını bir sosyal demokrat partinin programı ve projeleri arasında göremiyoruz da, neden AK Parti iktidarı ve belediyeleri yapıyor, bunun sorgusunu solcu aydınlar yapmalıdır.

 

Refik Erduran gibi fikri namus erbabı insanların dünyayı okuma adına yaptıkları açıklama ve çıkışlar üzerine de, ağızları köpük köpük saldırıyorlar. Ve bütün bunları aydın ve çağdaşlık adına yapıyorlar. Ne yazık ki, kendilerini halkın yakını görüpte, halka bu kadar uzak ideolojik bir sarmala dünyanın hiçbir yerinde rastlayamazsınız.

 

Ne diyordu Nazım Hikmet, “Yürürüz ölümün üstüne…”

 

Devrimleri geçtim de, değişim gerçeği bir anlayabilseler, yeter!

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.