SON DAKİKA
Hava Durumu

Tutunamayanlar… (15.04.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 15.04.2021 09:44

Bundan 25 yıl önce okumuştum.

Sonra, ikinci okumayı 5 yıl sonra tekrarladım. Bazı kitapları, iki-üç kez okuma ihtiyacı, eserin sahici hayata getirdiği yorum ve kendini bir roman karakterinde bulabilmeyle doğru orantılıdır.

Oğuz Atay’ın 1971 yılında yayımlanan “Tutunamayanlar” romanı, beyaz perdeye de aktarıldı. İsmi değişti, karakterler değişti, Yeşilçam’daki klasik senaryo tekniğiyle bir çok lüzumsuz sahneler eklendi ama biliyoruz ki, Oğuz Atay’ın bu romanından birer intihal/araklama filmleriydi.

Roman okuma yaşımı çoktan geçtim. Yine de, insanın hayatında iz bırakan, damak ve dimağında kekremsi bir tat oluşturan bazı romanları bir kere daha okuma isteği olabiliyor.

Son zamanlarda roman türüyle ilgili okuma merakım hiç kalmadı.

Orhan Pamuk’un birkaç romanını kendimi zorlayarak okudum.

Tarihe merakım nedeniyle, tarihi romanları da okumayı denedim. Bu konuda beni dumura uğratan Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” romanı, tarihi roman hevesimi de kursağımda bıraktı. Kuvayı Milli Mücadelesini, bir milletin İstiklal Savaşını “Kemalist Ordu” betimlemesiyle, romanın hiç değilse bazı kronolojik tarih ve olaylara ışık tutmaktan uzak olduğunu gösteriyordu.

O nedenle, İskender Pala’nın “Şah ve Sultan” isimli tarihi romanını uzun zaman okumamak için direndim.

Oğuz Atay’ın söz konusu romanı, hayata tutunamayanların hikayesi anlatılıyor.

“Türk edebiyatının en iyi yazılmış eserlerinden biridir Tutunamayanlar. Alışılmış üslubun dışında, yer yer kasvetli, okuyucuyu kızdıran, sevdiren ama bir o kadar da bağlılık yapan, bizi, insanlığı kısaca hayatı anlatan bir roman… Unutulmaz karakterler, Selim Işık, Turgut Özben, Süleyman Kargı, Metin, Esat ve diğerleri… Her biri bir roman karakteri belki… Okuyunca hayattan koparan bir yerlerde Selim var mı, Turgut ben miyim diye düşüncelere daldıran bir metin. Kısacası hayata tutunamayan, gidişatı kabul etmeyen, inkarın ve isyanın romanı. Aslında bu kitap bir karakter romanı, çok fazla olay örgüsü yok. Oğuz Atay’ı ve eserlerini anlamak için öncelikle karakterleri iyi özümsemek ve iç dünyasını anlamak gerekmektedir. Roman bir trende başlar. Turgut trende tanıştığı bir gazeteciye bir mektupla yazdığı notları gönderir. Mektupta gazetecinin bu ‘eser’i yayınlamayı düşünürse ilgili kimselerle görüşmesini ve onların onayını aldıktan sonra harekete geçmesini ister. Böylece romanımız başlar.”

Romanın bir özetini yazacak değilim.

Bana göre, tüm zamanların en iyi kurgu tekniğiyle yazılmış bir romandır ve Oğuz Atay “Tutunamayanlar” ile Türk romancılığında bir çığır açmıştır.

Yazar Gülizar Şahin, Tutunamayanlar ile ilgili şunları yazıyor:

Türk edebiyatının klasikleri arasında yer alan ve her kitapseverin mutlaka okuması gereken kitaplardan bir tanesi olan Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanı ilk olarak 1971 yılında yayınlandı. 1972’de ikinci cildi de yayınlanan eser daha sonra birleştirilerek tek kitap olarak okurlara sunulmaya başlandı.

Oğuz Atay Tutunamayanlar kitabı sayesinde o zamanların en prestijli edebiyat ödüllerinden bir tanesi olan TRT Roman Ödülünü kazandı.

Edebiyat dünyasının başkaldırı romanı olarak ünlü eder daha sonrasında birçok yazarı ve eseri de etkilemiş ve Türk edebiyatının şekillenmesine büyük katkı sağlamıştır. Kitabın aynı zamanda Türk edebiyatının çağdaş dünya edebiyatına geçişini de sağladığı düşünülmektedir.

Hayatımızda çeşitli evreler vardır. Tecrübeyi biriktirirken, bir çok yanlış, bir çok hata, bir çok isabetsizlik, bir çok yanılgılarımız olmuştur.

Bazen umudumuzu yitirdiğimiz, hayata dair yaşam sevincimizi tükettiğimiz ve gelecekle ilgili ciddi endişelerimizin yüreğimize karabasan gibi oturduğu zamanlarda; tutunamama gibi, kaybedenler kulübünün müdavimi olma gibi bir metafor yaşadığımız da olur.

Eğer bütün bunlardan kendimize ders çıkaramıyorsak, yanlış ve hatalardan dönecek bir kapı aralayamıyorsak, biliniz ki hala egonun esiriyizdir. Hayat gailesinde, iniş ve çıkışlar bütün insanların ortak kaderidir. Üzüntü, gam, keder ve kasvet gibi kavramlar, insana özgüdür.

“Kaybedenler kulübünün kaşar mensubu” olmaktan kurtulmanın da mutlaka bir yolu vardır.

Yüzleşmek.

En başta nefsinle yüzleşmek. Evliyanın büyüklerinden bir zat, “Nefsini bilen haddini ve Hakkı bilir” demiş. İşin sırrı buradadır. Nefsimizi bilmek! Nefsi putlaştırmamak, tabulaştırmamak ve hatta tanrılaştırmamaktan geçer ilk ders, İşte o zaman öfke ve hırsın esiri olmazsın. İşte o zaman hep karşındaki insanların kusurunu görmezsin. İşte o zaman, biriktirdiğin tecrübe ve bilgi bir işe yarar.

Bütün insanlar hataya açıktır. Hataya hazır ve meyillidir.

Eğer bir insan kendisini “hatadan münezzeh” görürse, Firavunluğa adım atmış demektir.

Ve bu tür insanların ya şimdiden, ya da eninde sonunda “Kaybedenler kulübünün” müdavimi olması kaçınılmaz bir sonuç olarak ortaya çıkar. Etrafınıza bir bakın, bunlardan ne kadar da çok değil mi?

 

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.