SON DAKİKA
Hava Durumu

Suudi Krallığı ve İslam… (19.03.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 19.03.2021 08:35

 

Arabistan Yarımadasının en güçlü ve dünyanın sayılı zengin ülkelerinden birisi olan Suudi Arabistan’da post-modern bir darbe yaşanıyor. Selefi Sünniliğin başat temsilcisi Suudi Arabistan; İngiltere ve ABD’nin de müttefiki bir ülkedir.

 

Bugüne kadar hiçbir ittihad-ı İslam öneri ve oluşumuna sıcak bakmamış, ne Seyyid Kutupların, ne Hasan el Bennaların, ne İhvan-ı Müslimin nede Ali Şeriatilerin bu konudaki çabalarına destek vermemiştir. Dolayısıyla, Filistin deki cihad örgütlerine de hep mesafeli durmuştur.

 

6 günlük savaş diye yakın tarihimizde yer alan Arap-İsrail savaşından sonra ilk çözülme de, Suudi Arabistan da yaşanırken, Enver Sedat’ın Camp David anlaşmasında da en büyük destekçi olmuştur. Bir Arap düşmanlığı içinde değilim. Ancak, ülkeler arası ilişkileri gözden geçirdiğimizde, Suudi Arabistan’ın gerek Türkiye’ye bakışı, gerekse bir önceki devletimiz Osmanlı İmparatorluğuna yönelik tarihsel değerlendirmeleri, hiçte dostane ve Müslümanca değil.

 

 İran’dan yayın yapan Asriran adlı internet sitesi, Kral Abdullah’ın ölmesi durumunda Suudi yönetiminde yaşanacak muhtemel değişimlere ilişkin bir analize yer verdi. Söz konusu analizde, artık mızrak çuvala sığmıyor, müreffeh ülke Suudi Arabistan’da taht ve makam kavgaları uç veriyor. Zengin ve geniş Suudi Ailesi içerisinde, bir güç savaşının başladığı, son post modern darbeyle daha iyi anlaşılıyor. Arabistan’ın kilit mevkilerinde birtakım önemli değişimler yaşanacağına ilişkin açık belirtiler gözlemleniyor. Bu çerçevede veliahtlık, içişleri bakanlığı, savunma bakanlığı, dışişleri bakanlığı, Riyad valiliği gibi üst düzey makamlarda değişikliklerin olacağı tahmin ediliyor.

 

Abdullah Bin Abdulaziz (Kral ve bakanlar kurulu başkanı), Prens Sultan (Veliaht, savunma ve havacılık bakanı, bakanlar kurulu başkanı birinci yardımcısı), Prens Naif (İçişleri bakanı, bakanlar kurulu başkanı ikinci yardımcısı), Prens Selman (Riyad valisi) bugün Suudi Arabistan’daki en etkili ve güçlü dört kardeştirler. Öz kardeşler olan Kral Abdullah ile Prens Naif, Prens Sultan ile Prens Selman’ın üvey kardeşleridir. Hicaz’ın 86 yaşındaki Kralı Abdullah bin Abdulaziz Al-i Suud’un hastalanması, onun ölümünden sonra kimin kral olacağı konusunu gündeme getirdi.

 

Suudi Arabistan’da mutlakıyete dayalı bir düzen bulunuyor ve bizzat kralın kendisi, bakanlar kuruluna başkanlık ediyor. Amerika’nın bölgedeki en önemli müttefiki olan bu ülke, günde 9 milyon varil petrol üretimiyle dünyanın en büyük ham petrol üreticisi ve ihracatçısı olma özelliğine sahip bulunuyor.

 

 

Suudi Arabistan’daki iktidar savaşındaki ihtilaflı makamlardan biri de dışişleri bakanlığıdır. Dolaşan söylentilere göre 35 yıldır dışişleri bakanlığı görevini yürüten 70 yaşındaki Suud el-Faysal, hastalığı sebebiyle devlet görevlerinden ayrılmayı düşünüyor. Bu durumda dışişleri bakanlığına ya onun kardeşi eski İstihbarat Servisi Başkanı ve eski Washington Büyükelçisi Turki el-Faysal’ın veya diğer kardeşi olan Mekke Valisi Halid Faysal’ın gelmesi bekleniyor.

 

Bütün bu olayların ABD Başkanı Trump’un ziyaretinden sonra Suudi Arabistan’da baş göstermesi, ilginç bir tesadüf olarak nitelendiriliyor. Lejyonerlerden oluşan ordusunun ana omurgasını Pakistanlılar teşkil ediyor. 60’a yakın İslam ülkesinin ortak kutsalı olan Mekke (Kabe) ve Medine            (Hazreti Muhammed Aleyhisselamın Kabirleri), her yıl hac mevsimi ve yılın muhtelif tarihlerinde umre ziyaretleriyle dolup taşıyor.

 

Zaman zaman kimi İslam uleması, Hac’daki gelirin dünyadaki yoksul insanlara pay edilmesini savunduysalar da, Suudi ailesi asla böyle bir öneriye sıcak bakmadı.

 

Suudi Hanedanından yapılan ilk açıklamalarda, ülkenin radikal İslam’dan ılımlı İslam’a geçildiğini duyurdu. Oysa mutlakıyetle yönetilen Suudi Arabistan Krallığı, kendisini radikal İslam olarak tarif ederken, hiçbir uygulaması ne Kur’andan, nede Hazreti Peygamberden bir referans almıyor.

 

Tamamen kendine özgü Emevi İslamcılığın bir devamı şeklinde tezahür eden Suudi İslamcılığı ihdas ediliyor ve uygulanıyor.

 

Lüks ve şatafat halinde kaşanelerde yaşayan Suudi Ailesi, asla İslami anlayışla örtüşen bir yönetim ve hayat içerisinde olmadılar. Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla günlük milyon varillerle ifade edilen petrol üretimiyle, dünyanın en büyük petrol ülkesi Suudi Arabistan, İslam’ın evrensel infak ve sosyal dayanışma öğretisi yerine, bir avuç elit tabakanın daha zenginleşmesi için alanlar açıyor.

 

O sebeple, devletlerin kendi aralarındaki ilişkiler açısından farklı düşünürüm, kişisel tespitler açısından da yukarda dile getirdiğim görüşlerimi savunurum.

 

Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki yeni anlaşmalar ve özellikle askeri alanda işbirliği yakınlaşması, olması gereken girişimlerdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 90 yıllık Türkiye-Suudi Arabistan arasındaki ilişkileri bu yeni boyuta taşıması, çok önemli politik manevralardır.

 

Bunların olması, Suudi Ailesinin ihdas ettiği ve hurafelerle yasallaştırdığı İslam anlayışının yanlışlığını doğrulatamaz.  

 

 

 

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.