SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Kime zamanın ne getireceği belli değil! (06.03.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 06.03.2021 09:25

İnançlı ya da inançsız biri olmanız önemli değil. Biliyoruz ki, en tabi en sade haliyle ölüm haktır. Aslında hayatta tek gerçekte budur.

Ne kadar kurnaz olursanız olun, ne kadar uyanık olursanız olun, ne kadar kumpasa yönelik aşırı bir meyliniz olursa olsun; netice itibarıyla “ölüm adildir” ve herkesin varacağı menzil kabirdir. Hazreti Nebi “Aldatan bizden değildir” buyuruyor. İster din kisvesi altında deyim yerindeyse “Allah ile aldatın”, isterseniz üç kuruşluk menfaat karşılığı bu fiili işleyin. Esas olan ölümdür ve ölümü asla aldatamazsınız/aldatamayız…

Dünyada işiniz tıkırında olabilir. Atadan kalan miraslarla rahat bir dünyevilik hayat sürebilirsiniz. Veya ticari dehanızla  siz kazanıp, mal biriktirmiş olabilirsiniz. Bütün bunlar, hayat tecrübemizle tanıklık ettiğimiz durumlardır. Lakin, dünyada sürdüğümüz hayatın, amellerin, iyi ya da kötü tutumlarımızın bir karşılığını mutlaka göreceğiz.  Ahirete, mezara götürebileceğimiz herhangi bir mal-mülk olmadığı gibi, dünya için bunca fırıldaklığın bir faydasını da görmeyeceğiz.

Merhum şehid Başkan Muhsin Yazıcıoğlu, “Bu dünyaya nasıl gelmemiz elimizde değilse, gidişimiz de elimizde değildir. O halde bunca fırıldaklığın ne lüzumu var” diyordu bir konuşmasında. Toplumun değer yargılarında eğer itibar denilen nesne “varsıl olmak” ise, ahirette bunun bir manası olmadığı gibi, Kur’anın verdiği habere göre, çetinde bir hesabı olacak.

İtibar, en başta yalan konuşmamaktır. Münafıklık (iki yüzlülük) yapmamaktır, insanlar arasında koğuculuk yapmamak, gıybet ve iftiradan uzak durmaktır.

Bir toplumsal çürümeyle karşı karşıyayız. Her şeyi mubah gören bir anlayışla, riya üzerinde patinaj yapıyoruz. İbadetimiz riya,  arkadaş ve dostluklarımız riya içerisinde vıcık vıcıktır. Birbirimize neden sırtımızı dönemiyoruz? Neden birbirimizden emin değiliz? Neden satış rakam limitleri üzerine muhabbet ediyoruz? 

Biliyoruz ki, kime zamanın ne getireceği belli değil. Bu tecrübemiz insanlık tarihi ile aynı yaştadır.  Bir Türk düşünürü, “İnsanların hayvanlara yönelişinin bir sebebi de insanlardan kaçış” demiş. Elbette, insanları sevdiğimiz gibi hayvanları da seveceğiz. Onların da bir can taşıdığının bilinciyle hareket edeceğiz. Doğaya karşı çok özenli olacağız. Allah'ın verdiği nimetin karşılığı olarak şükredeceğiz…

Fakat, insanların birbiriyle olan hukuku, yazılı kural ve yasalardan öte, yazılmamış adına insani duygular denilen bir tutum sergileyeceğiz.  Bütün insanların kendi iç dünyalarındaki inişler çıkışlar, hayat tecrübemizle doğru orantılıdır. Düşene vurmak yerine elimizi uzatıp ayağa kalkmasını, hayat gailesinde ağır yenilgi almasına engel olmak gibi bir insani görevimiz olduğunu unutmayacağız. Belki, bir aşinalık ve ünsiyet olmadığı için herkesi sevmeyebiliriz ama, insanın insana saygısı en temel kuraldır. Kendi iç dünyamızda bu olmazsa, ne toplum, nede millet olabiliriz.

“Sevinçte ve tasada” diye bir darbı mesel var. Birey olmanın da, toplum olmanın da en temel kuralı bu ifadeyle izah edilmiş. Basit iki kelimeden oluşan bir cümledir belki, ancak Türk Milletinin en temel özelliğini çok güzel izah ediyor.

Bütün bunları kaybettik mi biz? Acılara sevinen, sevinçlere üzülen bir toplum mu olduk? Bize ne oldu dostlar, neden bu kadar acımasız, neden bu kadar gaddar olduk?

Evet, ölüm adildir ve hayatın bize ne getireceği gaybdır.