SON DAKİKA
Hava Durumu

KARA GÜNÜN YILDÖNÜMÜ

Yazının Giriş Tarihi: 14.09.2022 09:55
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.09.2022 09:55

Bugün, tanık olduğum ikinci darbedir. 12 Mart 1971 muhtırasını da bilirim ama, henüz çocuktum. 12 Eylül darbesini herşeyiyle yaşayıp şahit oldum. Darbeci general Kenan Evren'in saçma sapan nutuklarını dinleyip, dini fetvalarına şahit oldum. O vakit "din adamları" dediğimiz ilahiyatçı taife ve Diyanet İşleri Başkanlığı, Kenan Evren'in ipe sapa gelmez fetvaları karşısında derin sessizliğe bürünmüştü.

Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş zorunlu ikametlerine sevk edilmişti. Partiler ve dernekler kapatılmış, halk sindirilmiş, şanlı medyanın manşetleri darbeci askerler tarafından belirleniyordu. Darbeci general Kenan Evren'in, "Bir sağdan bir soldan" dediği gibi, gençler sessiz sedasız darağaçlarında asılıyordu. Darbeci Kenan, 1960 darbesine benzememek için ve derin cahilliğiyle "Bir sağdan bir soldan" deyip civan gibi gençleri asarak adaletli olduğunu sanıyordu. Kışla ile lojmanı arasında, yükselince de köşkü ile makamı arasında mekik dokumuş darbeci generallerin, sivil nedir, halk nedir, ülke yönetmek nedir, zerre kadar bilgileri de yoktu, irtibatları da.

12 Eylül 1980 gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından saat 03.00'te TRT, PTT ve diğer iletişim dairelerine el konularak başlayan askerî müdahale; İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Başbakan Süleyman Demirel'in konutu ve diğer hedeflerin de sorunsuz olarak ele geçirilmesiyle saat 04.00'te radyolardan tüm ülkeye duyuruldu. İlk bildiride, "Girişilen harekâtın amacı; ülke bütünlüğünü korumak, millî birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mâni olan sebepleri ortadan kaldırmaktır." ifadeleri yer aldı.

Müdahale sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Süleyman Demirel'in başbakan olduğu hükûmetin faaliyetine son verildi, parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırıldı, ülkenin her yerinde sıkıyönetim ilan edildi, yurt dışına çıkışlar yasaklandı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren devlet başkanı oldu. Yasama yetkisini kullanmak üzere Kenan Evren başkanlığında kuvvet komutanlarından oluşan Millî Güvenlik Konseyi kuruldu. Siyasi partiler lağvedildi, parti liderleri önce askerî üslerde gözetim altında tutuldu, sonra serbest bırakıldı, bir süre sonra ise bazıları yargılandı. 12 Mart 1971 Muhtırası sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası uygulamadan kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askerî dönem başladı. Anayasa hazırlandı, 7 Kasım 1982 günü halkoyuna sunuldu, %91,37 oy oranı ile 1982 Anayasası ve Kenan Evren'in cumhurbaşkanlığı kabul edildi.

Darbe sonrası; resmî rakamlara göre 650.000 kişi gözaltına alındı, 230.000 kişi askerî mahkemelerce yargılandı, cezaevlerinde ise işkence sonucu 171 kişi olmak üzere yaklaşık 300 kişi hayatını kaybetti, 48 kişi (24 adli suçlu, 15 sol, 8 sağ, 1 ASALA militanı) idam edildi, 1.683.000 kişi ise fişlendi.

12 Eylül darbesinin bilançosu ağır oldu. Topyekun travma geçirdik. Yasalar, darbelere kapı aralıyor, pencereden el sallıyordu. Bakanlardan çok, hatta Başbakanın isminden hemen sonra Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının ismini bilirdik. Bu halimizle tam olarak bir Ortadoğu ülkesiydik. Saddam, Kaddafi ve Enver Sedat gibi figürler zaman zaman askeri üniforma giyer, ellerinde ya kılıç ya da silahla meydanda toplanan halkına gözdağı verirdi. Belki Türkiye de öyle bir durum yoktu ama, her yerde her an bir general, kibirli duruşuyla Başbakan ve bakanlara üstten bakışla poz verir, dolayısıyla halka verdiği mesajla, patronun kendileri olduğunu gösterirdi.

Artık öyle değil. O yasa ve içtüzük değişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tam demokrasi ve tam bağımsızlık yönünde attığı bu adım, Türkiye'nin demokrasi yolculuğunda ki en önemli adımdır.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.