SON DAKİKA
Hava Durumu

Kaosun çocukları… (30.04.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 30.04.2021 11:26

 

Fransız yazar ve filozofu olan Albert Camus’a aittir.

 

Nimet Arzık, belki 30 yıl önce yazdığı bir makalesinde, bürokrasiyi tek cümleyle şöyle tarif etmişti: Engeli çengel yapmak…

 

Albert Camus ne diyordu: Fırtınanın şiddeti ne olursa olsun Martı sevdiği denizden asla vazgeçmez…

 

Kaosun çocuklarıyız…

 

Bu ülkede darbelere, muhtıralara, post-modern müdahalelere tanıklık ettik.

 

Türkiye yıllarca arafta kaldı. Halk deyişiyle, “iki arada bir derede” yaşadık/yaşıyoruz.

 

200 yıldır bu coğrafyada kaos için projeler üretiliyor. Osmanlının son döneminde başlayan evrilmeler, kırılma noktası ve irade zafiyeti tetikleniyor. Sol yanımızdaki yara kaşınıyor, içimizde büyüyen sızılar çığlık çığlığa ölümlere, zindanlara koşuyor.

 

12 Eylül darbesi öncesi ASALA’nın katliamları, suikastları vardı. Birinci Dünya Savaşı öncesi Osmanlının tebası ulusların çeteleşmesi, kurdukları örgüt eliyle yaptıkları kumpaslar, arkadan hançerlemeleri yaşadık.

 

Evet, bu coğrafyada hepimizin kaosun çocuklarıyız. Dedelerimiz, babalarımızda kaosun çocuklarıydı.

 

68 ve 78 kuşağının solcuları da, sağcıları da bir rüya uğruna kaosun malzemesi yapıldı.

 

Onların can ve kanları üzerine inşa ettikleri ülke yönetme keyfiyeti, yerli anlayış ve mefkureyi bitirme üzerine bir projeydi.

 

Her iki kuşağın çıkış noktasında, sol hayaller vardı. Kuşağın çocukları “Hakça düzen” kuracaklarını sanıyorlardı. Herkes eşit olacak, su kullananın, toprak işleyenin olacaktı. Fransızların 1789 devrimine öykünülüyor, 1917 Bolşevik devriminde iyi şeyler olduğu düşünülüyordu.

 

Oysa, gerek 68, gerekse 78 kuşağında bu ülkede başka yağız yiğitlerde vardı. Ülkücü gençlerden Dursun Önkuzu, Süleyman Özmen, Akıncı gençlerin en önemli liderlerinden Metin Yüksel nasıl unutulabilir? Evet, özellikle 68 kuşağı, sol jargonu temsil ediyordu.

 

1960'lı yılların içinde bulunduğu ve tüm dünyada esen özgürlük akımından ve savaş karşıtlığından etkilenmiş ve Türkiye'de sol görüşlü 60 gençliğinin oluşturduğu bir akım olarak bilinir.

 

Aynı dönemde kapitalist birçok ülkede ve özellikle ABD'de sisteme aykırı hareketleriyle ön plana çıkan Hippiler gibi özgürlükçü ve antimilitarist akımlar oluşmuştu.

 

68 kuşağını başlatan olayların ilki Fransa'daki Sorbonne Üniversitesi'nde meydana gelen öğrenci isyanıdır. Ayrıca Latin Amerikalı devrimci Ernesto Che Guevara'nın La Higuera'da yakalanıp 9 Ekim 1967 tarihinde Bolivya Ordusu'nun elinde öldürülmesi de bu olayların başlangıcına neden olarak gösterilebilir.

 

68 kuşağının Türkiye'deki uzantısını ise Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan gibi sol içinde çeşitli fraksiyonlara ayrılan devrimciler ve eylemci öğrenciler oluşturmuştur.

 

Ve hepsi de kaosun çocuklarıydı…

 

Türkiye’de 12 Mart 1971 askeri rejimi sadece 68 Kuşağının genç liderlerini katletmek, işkence tezgahlarından geçirmek ve hapsetmekle sınırlı kalmamış, geniş çaplı tutuklamalara girişerek, kamuoyunda ismi öne çıkmış eli kalem tutan, solcu, aydın, demokrat, gazeteci, yazar, öğretim görevlisi, öğretmen, sendikacı, üniversiteli genç ne kadar muhalif varsa hepsini de hapse atmış, birçoğunu da yine işkenceden geçirmişti.

Bu nedenle 68'in külleri üzerinde doğan 78 Kuşağı, sanırım biraz da bu nedenle devletle hesaplaşmak üzere 68'den daha radikal olmaya aday bir kuşaktı.

 

Kuşakların (68-78) gençleri, eylem yaptıkları bütün ülkelerde tröstlerin/kartellerin dişlilerinde öğütüldü.

 

Türkiye’de oluşturulan her kaosta; gençler öldü, çocuklar öldü, kadınlar öldü, ihtiyarlar öldü…

 

80’li, 90’lı, 2000’li yıllarda terör örgütü PKK’nın bu ülkeye musallat edilmesiyle, Türk Bayrağına sarılı şehit cenazelerinin her biri, ocakları ve yürekleri yangın yerine çevirdi.

 

Kaosun çocuklarıdır, bu ülkenin çocukları…

 

Ne darbeler, ne zindanlar, ne işkenceler gördü, bu ülkenin ciğerpareleri.

 

Muhsin Yazıcıoğlu’nu unuttunuz mu yoksa?

 

Şehid Başkan mahpusta, nice solcu gençlerle aynı noktada buluştuklarını, Türkiye’nin tam bağımsızlığı ülküsünde nasıl aynı idealleri paylaştıklarını anlatıyordu. Zindanda kendisine reva görülen işkenceleri anlatamadı, salt ülkesini kötülememek için.

 

Ayrımsız-hilafsız hepimiz/hepiniz kaosun çocuklarıyız.

 

Bu ülke üzerine ne kadar proje geliştirirlerse geliştirsinler; sağcı-solcu demeden hepimiz ölümle nişanlıyız. İşte bunu anlayamıyorlar. Hiçbir ülke, Türkiye’deki yağız yiğitlerin ölüm nişanına akılları ermiyor.

 

Kaosun çocukları da olsak, asırlardır bu coğrafyadaki varlığımız üzerine projeler geliştirseler de, üzerimize bombalar yağsa da, uzun namlulu silahlarla askerimiz-polisimiz sırtlarından vurulsa da, tuzak mayınlarıyla tanklarımız, cemselerimiz havaya da uçurulsa, herkes biliyor ki; bu bayrak için, bu vatan için, bu millet için ölmek üzere sıradayız.

 

Evet, bu ülkede garibiz, bu ülkede kaosun çocuklarıyız…

 

Yine de ölürüz, çünkü ölümle bir sözleşmemiz, bir nişanımız var.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.