SON DAKİKA
Hava Durumu

İslam, terör örgütü üretmez!... (16.02.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 16.02.2021 08:22

Belki bu söz size iddialı gelebilir. 1400 yıllık İslam Tarihine bakın, ne zaman ki bir grup, meşrep, cemaat oluşumu olmuş, orada sorunlar nüksetmeye başlamıştır.

 

İlk suikastçı örgüt olarak bilinen “Hasan Sabbah-Haşşaşiyeciler”, Selçuklu Devletinin güçlü veziriazamı Nizam-ül mülk’e yönelik bir oluşum ve örgüttü. Referansları, bilinen akımlardan huruficilik, mehdiyet ve kadericilik umdeleriydi. Kur’an’ın onay vermediği bu tür ekoller; “aynel yakin” kavramıyla izah edilen gizli bir ilim ve bağ üzerinden yürürken, bağlılarına da “ölünün gassal önündeki teslimiyeti” emredilir. Aynel yakin ile ilmel yakin arasındaki farkı ölçemezsiniz.

 

İlmel yakinlik, referansını Kur’an’dan alan bütün ilimlerin rahleyi tedrisatından geçmiş allame ve ulema kesime atfedilir. Bu kesim, aynel yakin tabir edilen önderler karşısında zayıftır, gaybi ilimler konusunda cahildirler. “Gaybı Allah bildirirse bilir” ifadesiyle, hocalarına, şeyhlerine, önderlerine, liderlerine böyle bir rabıtanın olduğu izlenimi verirler.

 

Daha çok İmam Suyuti kaynaklı 200’e yakın hadislerle, hem Mesih (Hazreti İsa), hem de Mehdinin ahir zamanda Allah tarafından özel olarak gönderileceğine dair bilgiler, günümüze kadar ulaşmıştır. Gerek Mesih’in yeryüzüne hay olarak inmesi, gerekse Mehdi’nin zuhuru Kur’an’ı Kerim’de hiç yer almaz ama, kaynaklar bu iki konu üzerinde çok tafsilatlı anlatılır ve ravi silsilesi bakımından tevatür kabul edilir. Nitekim, Kütüb-i Sitte adıyla maruf hadis külliyatının en bilinen kitaplarında da, bu mevzu uzun uzun ele alınır.

 

1400 yıllık İslam tarihinde, yüzlerce mehdi ve mesih iddiasında bulunanlar olmuştur. Son yıllarımıza dönük baktığımızda; Refah Partisi Milletvekili Hasan Mezarcı’nın kendisini Mesih, yani Hazreti İsa olduğunu iddia ettiğini biliyoruz. Kendisini öyle kaptırmış olmalı ki, saçlarını uzatmış ve civciv sarısına dahi boyatmıştı. Asrımızdaki hemen hemen bütün tarikat şeyhleri, kendileri şahsen söylemese de, bağlı müritleri şeyhlerinin, hocalarının, üstadlarının Mehdi olduğuna inanmaktadır.

 

Şeytan-ül Kebir Fetullah Pensilvani, kendisini önce Mehdi, sonra Mesih, en sonra da “Kainatın İmamı” şeklinde tasvir etti. Mesela Adnan Oktar, mehdiyetçiliğin yılmaz savunucusudur. Henüz, bu aşamayı bir tık çıkarak kendisini Mesih ilan etmemiştir. Mehdiyatçılığın en önemli savunucularından bir diğeri de Cübbeli Ahmet Hoca adıyla maruf kişidir.

 

Mehdilik, mehdinin askerleri, mehdinin yardımcıları gibi sınıflandırma; ortaya başka bir şema ve niyet çıkarıyor. Bulunduğu ülke hükümdarlığı ve peşinden dünya hakimiyeti… Öyle bir hayal dünyasında örgütlenme yaşanıyor ki, mesela Mehdinin birinci derecede yardımcısının Kahtani isminde bir komutan olacağı söyleniyor. Kaynaklarda da bu isim geçiyor. Mehdiyat konusunda, hedef aynı olmasına rağmen, Şia ile Sünni inanış ve tarifler farklı anlayış içerisindeler. Şia inanışına göre, Mehdi 12 İmam’ın sonuncusudur ve 1300 yıldır yaşamaktadır. Zamanı gelince ete kemiğe bürünüp, ortaya çıkacak ve dünyaya hükümran olacaktır.

 

Kaynaklar, Kur’an’dan referans almayan menkıbelerle süslenince, ortaya kanlı örgütler çıkabiliyor. Yakın tarihimizdeki iki somut örnek: Fetullahçı Terör Örgütü ve Adnan Oktar Grubu… İkisinin de ortak noktası, muktedir olabilmek için sınır tanımaz ve İslami hassasiyetlere teğet geçen herşeyi kabul eden bir yapı olarak görüyoruz. Türkiye’nin düşmanları, dostları, ajanlık, muhbirlik, para karşılığı bilgi satışı, şantaj, gözdağı, gizli çekimler, aile mahremiyeti tarumar eden arşivleme işleri…

 

Para ve kadın konusunda hiçbir kırmızı çizgisi olmayan bu tür örgütler; kendilerine bağlılarını ikna içinde bütün Müslümanların huzurunu sağlayacak bir mücadeleyi verirken, bazı şeyleri yapmanın “Dar-ül harp” anlayışı içerisinde mubah, hatta helaldir ifadelerini kullanırlar. Paranın menşei önemli değildir.

 

Tarikatlara ve cemaatlere özel bir düşmanlığım yok. Geçmişte, bu kurumların gerçekten çok güzel hizmetlerinin olduğu, toplumun iyi insan kaynaklarını yetiştiren çok önemli merkezler olduğunu da biliyorum. Birkaç asır önceki tarikat dergahlarında her türlü ilim tahsilinin yanında, ahlaklı insan olabilmek için erdem eğitimlerinden geçerlerdi. Ve bu dergahlar hiçbir zaman para-pulla doğrudan yada dolaylı bir ilişkisi yoktu.

 

Fetullahçı Terör Örgütü(FETÖ)’nde gördüğümüz gibi, eğer bir cemaat, tarikat, ekol yada meşrep grubu holdingleşiyorsa, şirketler grubu oluyorsa, müteahhitliğe soyunuyorsa, marketçilik yapıyorsa… Bu beni gerçekten rahatsız ediyor. Çoğuna şahit olduğum gibi, artık o ilim ve ahlak yuvası merkezlerde para ve para kazanmaktan başka bir şey konuşulmaz.

 

Adnan Oktar ve grubunun Harun Yahya ismiyle yayınladığı Darvin ve Evrim Teorisi, Kur’an’ın Mucizeleri gibi mufassal kitaplarla başladığı bir mücadele hikayesinden sonra, geldiği noktaya bir bakın. Darvinizm’e karşı ve Siyonizm’e etkili mücadele veren Adnan Oktar ve Grubu, milletin gözü önünde mason olduğunu iddia ediyor. İsrail’in katliamlarını fütursuzca savunabiliyor, kendisine atılı 31 suçun en temeli Mossad Ajanlığı ve para aklama trafiği olarak gösteriliyor.

 

Adnan Oktar’da, tıpkı Fetullah Gülen gibi başlangıçta önce “Seyyid” olduğunu, sonra Gavs, Kutb-ul Ahtab, en nihayetinde Mehdi olduğunu ilan etmiş bir kişidir.

 

Oysa, İslam terörizm ve terör örgütü yapılanmasına asla izin vermez. Kur’an’ı Kerimi referans alan hiç kimse, böylesine “Batinicilik” üst başlığıyla hiçbir müşrik kapısını açacak girişime yol vermez.

 

 

 

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.