SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Hassolar, Memolar Saray’da… (23.04.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 23.04.2021 11:48

 

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, hemen cumhuriyet resepsiyonu ve cumhuriyet baloları ihdas edilmedi.

 

Doğrusu, bu teamül kolayda kabul görmedi.

 

Çankaya Köşkünün yapılması ve Gazi Mustafa Kemal’in cumhurbaşkanı olarak bu köşke yerleşmesiyle birlikte , balolar ve cumhuriyet resepsiyonları düzenli olarak yapıldı.

 

Kurtuluş Savaşından çıkmış yoksul halk, bir yandan yaralarını sararken, genç cumhuriyette bir Osmanlı bakiyesi olarak kurumlarını oluşturuyordu. Gazi Mustafa Kemal, ülkenin her alanda “muasır medeniyetler seviyesine” ulaşmasını istiyordu. Nutuk’ta ifade ettiği gibi, “az zamanda çok iş” yapmanın bir takım hataları da oluyordu. Çünkü, teorilerin pratik hayatta yerleşmesi, çok zaman alıyordu. Daha da önemlisi, muasır medeniyet anlayışında ciddi paradokslar yaşanıyordu.

 

Türk halkı vals yapmayı cumhuriyet balolarında emirle öğrendi. Başta Ankara ve İstanbul'da düzenlenen cumhuriyet baloları sonra bütün taşra vilayetlerinde zorunlu olarak düzenlenmeye başlandı. Çünkü rejime göre balo bir çağdaşlaşma göstergesiydi.

 

Yeni Şafak gazetesi “İlk balo” başlığıyla yayınladığı araştırma makalesinde şu tespitleri yapıyor: “Cumhuriyetin ilk balosu 1925 yılında İzmir'de yapılmıştı. Ancak bu baloya hiç bir kadın iştirak etmemişti. Kadınlı erkekli eğlencelere pek sıcak bakmayan askeri ve mülki erkan, “gavur icadı bir eğlenceye” eşini getirmeyi uygun görmemişti anlaşılan. Nitekim ilk baloyu anlatan Şevket Süreyya Aydemir kadınsız balonun hiç de eğlenceli olmadığından şikayet ederek, “Balo değil sanki bir mevlitti” diye yazmıştı.

 

Ankara'da kadınların da katıldığı ilk balo Atatürk tarafından Orman Çiftliği'nde düzenlendi. Bu sefer iş sıkı tutulmuş, baloya katılacak devlet ricaline eşlerini getirmeleri şart koşulmuştu. Ancak tüm uyarılara rağmen sadece üç konuk eşleriyle gelmişti. Yakup Kadri, Ralih Rıfkı ve Ruşen Eşref.

 

Gazi Paşa kapıda davetlileri karşılarken Yakup Kadri'nin eşi Leman Hanım baloda kendilerinden başka bayan olmamasından yakındı: "Paşam, bu inkılâbın kurbanları yalnız biz miyiz? Hani yaver beylerin, mebus beylerin, vekil beylerin hanımları.” Bu yakınma üzerine organizatörlerin aklına parlak bir fikir geldi. Salonda 'cins-i latif' görünsün diye, Ankara'nın Fresko barından birkaç “artist” kadın getirilerek salona alındı.

 

Ancak getirilen kadınların mesleği diğer bürokrat eşlerini rahatsız edince işin skandala dönüşeceği anlaşıldı ve misafir hanımlar derhal balodan uzaklaştırıldı.”

 

Balo hikayesi uzayıp gidiyor.

 

Lakin, cumhuriyet balo ve resepsiyonlarını 45 yıldır bilmeme rağmen, katılmışlığım yoktur.

 

Çünkü, bunun için özel davet alırsınız. Ve mutlaka eşlidir. İl’de vali, ilçelerde kaymakam bu organizasyonun tertipçisidir. Bürokrat, eşraf, siyasetçi, doktor-avukat gibi itibarlı meslek erbaplarından bazıları ve askerin üst düzey rütbelileri bu resepsiyon ve balolara davet edilir.

 

Çankaya Köşkünün bugüne kadar ki davetli envanterine baktığınızda, sıradan insanların isimlerine rastlayamazsınız.

 

Elitist ve oligarşinin egemen olduğu resepsiyonlar, Çankaya Köşkünün adeta alamet-i farikasıdır.

 

Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde, hadi muhaliflerin ortak adlandırdığı “Kaçak Saray” da bugün sıradan vatandaş, muhtarlar, köy ihtiyar heyetleri, gençler, öğretmenler, hukukçular, kısaca bütün kesimlerden herkes ve son zamanlarda da sakallı-sarıklı doğu ve güneydoğunun kanaat önderleri ağırlanıyor.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetine katılan bu kanaat önderlerini görünce, 28 Şubat darbesinin bir gerekçesi olarak açıklanan rahmetli Erbakan’ın Başbakanlık Konutunda İslam ulemasına verdiği iftar aklıma geldi.

 

Tamda sırası, nerden nereye…

 

Yanında 4 yıl basın danışmanı olarak çalıştığım rahmetli yiğit vali Recep Yazıcıoğlu’nun bürokrasi temalı konuşmalarında, elitist anlayışı kıyasıya eleştirerek, “Bunların temel mantalitesi, ne yani bu ülkeyi kıçı yamalı Hassolar-Memolar mı yönetecek diye telaşlanıyorlar” cümlesini kurardı.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu milletin temel mayası insanları külliye de ağırlarken, sanırım bu kaymak tabaka oturdukları kaşanelerde deliriyorlardır.

 

Yıllardan beri ABD Başkanının oturduğu binaya ne diyoruz biz? Beyaz Saray…

 

Halbuki, İngilizce The White House olarak bilinen yerin adını tam tercüme ettiğimizde, “Beyaz Ev” dememiz gerekiyor. ABD tarihinde bir tane bile “Saray” ve “Hanedan” olgusuna rastlayamazsınız ama, heriflerin “Beyaz Ev” dedikleri başkanlık konutuna da yıllarca pekala “Beyaz Saray” diyebiliyoruz.

 

Osmanlı bakiyesi cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal’de, cumhurbaşkanı seçildikten sonra ölümüne kadar süre içerisinde, en çok vaktini İstanbul’daki saraylarda geçirmiştir. Hatta, Dolmabahçe Sarayında vefat etmiştir. Saray kültürü olan Türk Milletine inat, bugün gördüğümüz saray düşmanlığına şaşırıyorum.

 

Beğenirsiniz-beğenmezsiniz, bütün bunlar bizim geçmişimiz.

 

Cumhurbaşkanlığının Ankara’daki “Kaçak Sarayında” halk misafir ediliyor.

 

Sakın, esas bozulduğunuz husus, hiçbir titri, hiçbir etiketi olmayan insanların söz konusu sarayda ağırlanması olmasın! Yani Hassolar-Memolar, muhtar dayılar, eli nasırlı reçber emmilerin Cumhurbaşkanlığı Sarayında baş tacı edilmesine canınız sıkılıyor olabilir mi? Hadi, gerçeği söyleyin, sizi kızdıran durum bu değil mi?