SON DAKİKA
Hava Durumu

Feto’nun kehanetleri çöktükçe… (26.12.2020)

Yazının Giriş Tarihi: 26.12.2020 09:46

Bütün tehir edilen kehanet tarihleri, aslında haşhaşi elemanlarına umut dağıtmak ve diri tutmaktan başka bir şey değildir. Tarihte yüzlerce örneği var. Dikkat edin, Feto’nun verdiği bu tarih, gönül trolleri ve kriptoları eliyle hızla yayıldı.

Hatırlayın, 20 yada 21 Aralık 2013 tarihinde terör örgütü lideri Gülen’in o meşhur ve meş’um bedduası, Herkül.org.dan bütün kendi kanallarına ve diğer kanallara servis ediliyor. 17 Aralık 2013’te kapsamlı bir tutuklama furyası yapılıyor. Tutuklamayı başlatan o başsavcı vekili ve iki savcı, Türkiye’den kaçıp gittiler. 17 Aralık 2013 sabahı, Cumhuriyet Savcısı Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç'in talimatıyla, birçok kişinin gözaltına alındığı büyük bir operasyon başlatıldı.

Gözaltına alınan kişilere, 'rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma ve kaçakçılık' gibi suçlamalarının yöneltildiği operasyonu İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Zekeriya Öz koordine ediyordu. O dönemdeki İçişleri Bakanı Muammer Güler'in oğlu Barış Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın oğlu Salih Kaan Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar, Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan, işadamları Ali Ağaoğlu, Rıza Sarraf ve Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir'in de aralarında yer aldığı 89 kişi gözaltına alındı. Bütün bunlar olup-bittikten sonra, yani 20 yada 21 Aralıkta o meş’um beddua yapılıyor.

Ama, bütün bunları hatırlarken, bu isimlerle ilgili ciddi kuşkular içerisindeyim. Yolsuzluk var yada yok, meclis araştırması olmalıydı. Zamana bırakarak, üstü örtülerek, unutturularak sorun çözülmüş değildir.

Feto’nun o bedduada iki amacı var. Birincisi, 17 Aralık operasyonunu toplumda bir hırsızlık ve yolsuzluk konusunda galeyana getirmek, ikincisi de 25 Aralıkta yapılacak operasyonu da “keramet ve kehanetiyle” bildiğini göstermek. Nitekim öyle de oluyor. Ama önce, FETÖ’nün lideri Gülşen'in o meş’um bedduasını hatırlayalım:

TAM BİR ZÜBÜK HOCA KOMEDYASI

FETÖ’nun lideri Fetullah Gülen, 35 yıldır oynadığı hoca rolünü, artık kendini aşarak bildiğimiz Aziz Nesin’in Zübükzade İbraam Bey gibi ete kemiğe bürünüyor. Ağzından tükürükler savurarak diyor ki:

“Yoksa Doktor İkbal gibi, Hazreti Pir-i Muğan gibi, tel’ine, bedduaya “amin” dememek, onları etmemek genel şiarımızdır. Fakat eğer hakikaten bu olumsuz şeylerin üzerine giden arkadaşlar.. Kimse onlar tanımıyorum, binde birini bile tanımıyorum.. Bu işin üzerine 'Hukukun ve aynı zamanda sistemin, dinin ve aynı zamanda demokrasinin gerektirdiği şeyler bunlardır.' deyip arınma adına, yıkanma adına, temizlenme adına, kirlerin öbür tarafa kalmasına meydan vermemek adına bir şey yaparken dinin ruhuna aykırı bir şey yapmışlara, bize de nisbet ediyorlar, dolayısıyla ben bizi de onların içinde görerek diyorum, dinin ruhuna aykırı bir şey yapmışlarsa, yaptıkları şey Kur’an’ın temel disiplinlerine aykırıysa, Sünnet-i Sahiha’ya aykırıysa, İslam’ın hukukuna aykırıysa, modern hukuka aykırıysa, günümüz demokratik telakkilere aykırıysa, Allah bizi de onları da yerlerin dibine batırsın, evlerine ateş salsın, yuvalarını başlarına yıksın. Ama öyle değilse, hırsızı görmeden hırsızı yakalayanın üzerine gidenler, cinayeti görmeyip de masum insanlara cürüm atmak suretiyle onları karalamaya çalışanlar, Allah onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın, önlerini kessin, bir şey olmaya imkan vermesin."

Bu beddua, 15 Temmuz 2016 darbe hazırlığının işaret fişeğidir. Bu bedduadan 5 gün sonra, yani 25 Aralık 2015 tarihinde ikinci gözaltı dalgası geliyor. Savcı Muammer Akkaş tarafından yürütülen soruşturmada 96 kişiye yöneltilen suçlamalar arasında 'suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek, ihaleye fesat karıştırmak ve rüşvet' bulunuyordu.

Savcı Akkaş, birçok iş adamının da aralarında bulunduğu 41 kişilik gözaltı listesi hazırladı, mahkemeden bazı iş adamlarının malvarlığına el koyma kararı çıkarttı. Akkaş, Başbakan Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan için de şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrı evrakı hazırladı. Ancak Emniyet, Savcı'nın talimatlarını yerine getirmedi. 96 şüpheliye yönelik suçlamalar arasında 'suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek, ihaleye fesat karıştırmak ve rüşvet' bulunuyordu.

Feto’nun keramet ve kehanet mesnedi olacak bedduası yerine gelmedi ama, haşhaşi elemanlarını da diri tutması gerekiyordu. Tarihimizde bu tür kendini Mesih, Mehdi ve Nebi sanan bir çok şizofren meczuplar; kehanetleri tutmasa bile yeni umut ve hedeflerle bağlılarını motive ederler.

İsmet Berkan “kehanet çöktükçe” yazısında çok ilginç bir örnek veriyor:

Dorothy Martin isimli bir ev kadınının önderi olduğu Seekers tarikatı müritleri, 21 Aralık 1954 günü şafak vakti meydana gelecek ve dünyayı yok edecek olan bir tufana ve bir gün önce gelip kendilerini uzaya götürecek bir UFO sayesinde de bu tufandan kurtulacaklarına inanıyorlardı. Günler öncesinden gazetelere, radyolara ilanlar verip insanları uyarmaya çalıştılar, tarikata içten bağlı olanlar bunun için işlerini bıraktı, bütün varlıklarını elden çıkartıp kendileri gibi inançlı olmayan ailelerini terketti. Evet, tufan olmadı, bekledikleri UFO da gelmedi. Dorothy tanrıyla tekrar iletişime geçtiğini, dualarının dünyayı felaketten kurtardığını, şimdiki görevlerinin ise tekrardan insanlığı uyarmak olduğunu söyledi. İlk bakışta müritlerin boşa çıkan bu kehanetler yüzünden tarikattan soğuyacaklarını ve ayrılmak isteyeceklerini düşünebiliriz. Ancak sosyal psikolog Leon Festinger, özellikle fedakarlıkta bulunmuş müritlerin tam tersini yapacağını öngörmüş, olacakları gözlemlemek için de asistanlarını mürit kılığında tarikata sızdırmıştı. 21 Aralık gecesi ve sonrası yaşananlar Festinger’i doğruluyordu: Birkaçı dışında müritler artan bir bağlılıkla tarikat için çalışmaya devam ettiler.

Fetullahçı Terör Örgütünün lideri Feto’nun Dorothy Martin’den daha becerikli olduğu kesin. Bunca her kademeden, her katmandan insanı hipnozlamak, kolay olmasa gerek.

15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili Türkiye’de Cumhurbaşkanı ve Başbakanı arayanlar iki kategoriye ayrılıyor. Birincisi, samimi ve içten geçmiş olsun dileklerini iletip, kendilerinin ülke olarak Türkiye’nin yanında olduğunu ifade edenler.

İkincisi de, geçmiş olsun dedikten sonra (bir sürü fakat, ama, ancak) acaba hapse attıklarınız ne yer içerler, işkence var mı, hak hukuk, demokrasi felan fıstık gargarası yapanlar ki, bunların dost olmadıkları çok belli. İçimizde de, nice kriptolar var. İşte bu kriptolar, sureti haktan gözüküpte, ne namussuz, ne şerefsiz, ne gavat, ne kerhane artığı alçaklardır.

Bilinmediklerini sanıyorlar. Öyle bir biliniyorlar ki, kendileri dahi bu kadar bilemez…

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.