SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Bu ülkede bir de Türk sorunu var! (27.04.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 27.04.2021 10:28

 

Kürt realitesi, Kürt sorunu, Kürtçülük meselesi, terör sorunu, PKK problemi derken; İmralı süreciyle başlayan abuk sabuk konuşmalara şahit olduk. Hükümet kanadından gelen sert bir eleştiri üzerine AK Partili akil kurmaylar teskin yarışına girerken, HDP’li milletvekillerinden gelen saçma sapan iddia ve konuşmalar üzerine “aman sürece zarar verilmesin” telaşıyla, maksadını aşan ifadeler cümleleri kurulmuştu.

 

Tarihin milattan önce ve sonrası bütün zamanlarını didik didik ettiğinizde; sahnede bir “Kürt Devletine” rastlayamazsınız. Evet, tarihin çeşitli zamanlarında Zerdüşt Kürtler, Hristiyan Kürtler, Ateşperest Kürtler, Yahudi Kürtler ve Müslüman Kürtler gibi geniş inanç yelpazesinde bu tebayı görebiliriz. Ve fakat, devlet ve medeniyet gibi milleti millet yapan kavramlara uygun bir ize rastlamamız mümkün değildir. Kürt Kral ve komutan Selahattin Eyyübi ise, İslam Medeniyetinin göz kamaştırıcı “ümmet devletin” lideriydi. Selahattin Eyyübi, bütün İslam coğrafyasında Haçlı Ordusunu hezimete uğratan ve Kudüs’ün fatihi kumandan olarak mihnetle yad edilir.

 

Bugün ki HDP’nin Selahattin Eyyübi’ye sahip çıkacak ne argümanları, ne ufuk gayeleri, nede formasyonları yoktur. Büyük kumandanın ne fikri, nede tarihe geçmiş mücadelesinin gayesiyle ilgili uzaktan-yakından bir bağlantıları söz konusu bile değildir.

 

HDP’li eski Belediye Başkanları Gültan Kışanak ile Sırrı Sakık’ın konuşmalarına ilişkin göz attığımızda, ortada ciddi bir “Türk Sorunu” olduğu zehabına kapılıyoruz. Kana, silaha ve PKK terör örgütüne yaslanmış meclisteki HDP’nin bugüne kadar siyasal üretim kabızlığı çekmesini ise yadırgamıyorum. İmralı ve Kandilden bir işaret ve talimat alamadıkları sürece, ellerini nereye koyacaklarını bilemeyen HDP’li milletvekilleri, elbette özgür iradeleriyle politika üretip, geliştiremezler. HDP cephesinde bu şaşkınlık ve akıl tutulması yaşanırken, CHP’de de farklı damar ve kanatlardan gelen açıklamalar, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu zor duruma sokmaya devam ediyor. Kılıçdaroğlu, her gün eli yüreğinde bekliyor.

 

CHP’nin son bombası eski milletvekili Eren Erdem’den geldi. Daha önceleri CHP eski Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün’ün abukluklarını partililerine anlatırken, hiçte yabancısı olmadığımız “darbe seviciliğini” veciz cümlelerle deklare etti.

 

CHP’deki arızalar artık genetik bir kıvamda. Hatırlayın CHP'nin eski Aydın milletvekili ve Çine Belediyesi'nin eski başkanı Osman Aydın, partililerle birlikte bir köy ziyaretinde yaptığı konuşmada "Eskiden ihtilaller olurdu. Arada bir iktidar değişikliği söz konusu olurdu. Şimdi o ihtilali yapacak olan komutan da kalmadı. Hepsini tasfiye ettiler. Şimdi öyle bir kurtuluş yok. Tek kurtuluş var sandık. Sandığa giderken doğru düzgün hareket edeceğiz. Köylerin mülkiyetlerine el konulup, tüzel kişiliğinin kaldırılmasının mutlaka hesabını sormamız lazım. CHP'de disipline aykırı hareket etmek kaydı dışında çokseslilik söz konusudur. Tek parti dönemi ve Atatürk'ün dönemi sürekli eleştiriliyor. Fakat şimdi tek partiden daha sert bir iktidar var. Hiç kimse görmüyor" ifadelerine yer vermişti.

 

83 milyonluk Türkiye’de, yapılan açıklamalara baktığımızda “Türkler” bir azınlık ve dolayısıyla, azınlıkların temel kompleksleri içerisinde yer alan “varlık mücadelesine” soyunmuş bir hali söz konusu. Bunu bir ironi olarak söylesekte, bu ülkenin zenginliği şeklinde değerlendirdiğimiz etnik kökenlerin çıkardığı gürültü, bana boş tenekenden çıkan ses gibi geliyor. Evet, “Türkçülük” olmasın ama, bu coğrafya’da “Türk Milleti” kavramı, bir ulusun kökeni babında algılanmıyor ki… “Türk Milleti” kavramından rahatsız olanların “Kürtçülük” üzerine yaptıkları betimleme ve köpürtmelere ne diyeceğiz? Üstelik, bin yıldır “Millet” kavramı ve onun önüne konulan “Türk” kelimesi, İslam literatürüdür.

 

1885’li yıllarında çıkan İngiliz ve Fransız gazetelerinde, Osmanlı İmparatorluğu “Türk coğrafyası” şeklinde yazılıp, tarif ediliyordu. Hala, Avrupa’da yaşayan çeşitli ırklara mensup Müslümanlara “Türk” denilmesi, yabancıların bakışının değişmediğinin göstergesidir. Selahattin Eyyübi bir Kürt olmasına rağmen, yabancı tarihçiler O’nu Türk komutan diye yazmıştır.

 

Barış süreci, sözde muhataplar tarafından dahi kabul edilmemiş bir olguydu. PKK terör örgütü ve siyasal uzantısı en çok rahatsız olmuştu. Kandan beslenen terör örgütünün siyasal uzantısı, barış sürecinde bir aktör olmak için yanıp tutuşmaktaydı ama, bundan sonra ki yeni dönemde hükümetin pek muhatap almaya niyeti yok.

 

Doğu ve Güneydoğu’da “hendek siyaseti” üzerine kurguladıkları Kandil patentli siyaset, Türkiye’de tutmaz. PKK terör örgütü ve onun siyasal uzantısının ucuz politik manevraları da Türkiye’nin aydınlık geleceğini engelleyemezler. Bazı HDP'lilerin ABD ve AB’nin bazı ülkelerine, şonra da Rusya’ya gitmesi, sadece ihanetin bir kez daha tescili anlamına gelmektedir. CHP’li vekilin “İran ile Türkiye arasında bir savaş çıksa, İran’ın yanında yer alırım” sözlerini sarfederek, bir akıl tutulması yaşadığı gibi, HDP’lilerin Kandil’in vesayetinde oraya buraya koşup Türkiye’nin aleyhine olmaları ve düşmanlarıyla işbirliği yapmaları, sakalımızı tıraş mesabesinde dahi değildir. Büyük devletler, berberlerle uğraşmazlar.

 

Türkiye’nin aydınlık geleceği ise, terörden ve darbeden ebediyen kurtulmamıza bağlıdır.