SON DAKİKA
Hava Durumu

BİR CUMHURİYET HİKAYESİ VE ATATÜRK… (19.12.2020)

Yazının Giriş Tarihi: 19.12.2020 11:15

Özellikle, kürt şeyhlerinin medrese ve dergahlarda bağlı müritlerini hazırladıkları da sır değildi. Nitekim, Said-i Nursinin imtiyaz talepleri ve Şeyh Sait isyanları, ardından tam da Hatay’ın Türkiye’ye iltihakı sırasında başlatılan “Dersim İsyanı” rastlantı değildi. Dikkat ettiniz mi, o günlerden bugüne yüzyıl geçmesine rağmen ne düşman değişti nede dostlarımız. Dün, Şerif Hüseyin ve Suud aşireti maharetiyle bizi arkadan vuranlar, bugün Arap Birliği denilen 20 ülke “Barış Pınarı Harekatına” kınama verip, veto ettiler. Dün İngilizler en büyük düşmanımızdı, değişen bir şey yok. 1908 yılında ülkede siyasal kaosun düğmesine basan Siyonizmin tapınak şövalyeleri, yine aynı düşmanlık içerisindeler. Ve birde Amerikan Mandacılığını dolarla örgütleyen ABD, aynı emperyalist tezgah ve oyunlarını aynen sürdürüyor. Rusya’nın sıcak deniz kuşağı planı, belki Türkiye olmasa bile Suriye üzerinden tıkır tıkır işliyor. Biraz uzun bir yazı olacak. Yakın tarihimize ilişkin çok önemli bir hikaye paylaşacağım. Yakın tarihimizin en önemli anekdotu, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal ile Mazhar Fuat Kansu arasında geçiyordu. Üstelik, yazılı bir metin, belgesel değeri olan hatıra günlüğü olarak günümüze kadar geliyordu. Mustafa Kemal Atatürk, Mazhar Müfit Kansu’ya not almasını söyler… 1919 yılında yazdırdığı maddelerin dördüncüsüne geçtiklerinde, Müfit Kansu daha fazla yazamayacağını söyler… Elinden kalemi düşürür. Mustafa Kemal’in cumhuriyet hayali, dört yıl sonra gerçek olacaktır. Mazhar Müfit Kansu anlattığı bir hikaye, Atatürk’ün vizyonunu ve Cumhuriyetin ilanı öncesi günleri çok iyi anlatıyor… Erzurum Kongresi yapıldığı dönemlerde geçen bir konuşma: “Mazhar not defterin yanında mı?” “Hayır paşam.” “Zahmet olacak ama bir merdiveni inip çıkacaksın. Al gel.” Mazhar Müfit Kansu’nun aşağıya gidip elinde not defteriyle geldiğini görünce, sigarasından bir iki nefes çektikten sonra: “Ama bu defterin, bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin. Sonuna kadar gizli kalacak. Bir ben, bir sen, bir de Kalem Mahsus Müdürü Süreyya bileceksiniz, şartım bu…” Paşa’nın şartı kabul edildi. Atatürk “Öyleyse tarih koy” dedi. 28 Temmuz, 1919 Sabaha karşı. “Pekâlâ, yaz” diyerek devam etti. “Zaferden sonra Hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır… Bu bir. İki Padişah ve Haneden hakkında zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır. Üç Fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka giyilecektir.” Bu anda kalem Kansu’nun elinden düşüverdi. Mustafa Kemal’in yüzüne baktı. O da onun yüzüne bakıyordu. Bu, gözlerin bir takılışta birbirlerine çok şey anlatan konuşmasıydı. Kansu, Gazi Paşa ile zaman zaman senli benli konuşurdu. “Neden duraksadın?” dedi. “Darılma ama paşam, sizin hayal peşinde koşan taraflarınız var” diye cevapladı Kansu. Atatürk güldü… “Bunu zaman gösterir, sen yaz” dedi. “dört Latin harflerini kabul etmek.” “Paşam yeter, yeter…” dedi Mazhar Bey. Biraz da hayal ile uğraşmaktan bıkmış bir insanın davranışı ile: “Cumhuriyet ilanını başarmış olalım da üst tarafı yeter” dedi… Daha sonrasını Kansu’nun cümleleriyle dinleyelim… Defterimi kapattım. “Paşam sabah oldu. Siz oturmaya devam edeceksiniz, hoşça kalın” dedim. Yanından ayrıldım. Gerçekten gün ağarmıştı. O anda olayların beni nasıl aldattığını ve Mustafa Kemal’i doğruladığını ve Mustafa Kemal’in beni nasıl bir cümle ile yıllar sonra susturduğunu tarih önünde açıklamalıyım… Aradan yıllar geçmişti… Şapka devrimini açıklamış olarak Kastamonu’ndan dönüyordu. Ankara’ya geldiği zaman da otomobille eski meclis binası önünden geçiyordu. Ben de kapı önünde bulunuyordum.. Beni yanına çağırdı ve şöyle dedi: “Azizim Mazhar Bey, kaçıncı maddedeyiz? Notlarına bakıyor musun?”

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.