SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

UNUTTURULAN ZAFER & KUT’ÜL AMARE  (29.04.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 29.04.2021 09:43

Öncelikle Tüm İslam Aleminin Ramazan-ı Şerif’i mübarek olsun, böylesine mukaddes bir ayda  tarihteki Kut’ul Amare Zaferinin yıl dönümünü de hayırla yad etmiş, şehit ve gazilerimizin aziz ruhlarını da şad etmiş olacağız. Birinci Cihan Harbi&Irak Cephesi  Şehitlerinden Büyük Dedem Mustafa Oğlu İbrahim GÜN’ü de kendine ait anıları ve Osmanlı  dönemi resmi hüviyet belgesini de paylaşarak sizleri 1800’lerden başlayarak Osmanlı’nın son dönemine kadar günümüz dahil 200 senelik bir tarihsel yolculuğa keyifli okumanın yanı sıra  hüzün ve özlemle karışık olaylar zincirine çıkararak siyasi askeri idari tarihi bir bakış açısıyla güzel bir makale sunacağımıza kaniyiz. Tarihimizde az bilinen bu zaferimizi detaylı olarak anlatacak akabinde Osmanlı’nın Hicaz bölgesindeki(Mescid-i Haram ve Medine-i Münevvere) hakimiyeti ve Suudilerle olan mücadelesinden bahsederek son olarak Medine Müdaafasının Şanlı Kumandanı Fahrettin(Türkkan) Paşanın cesur savunmasını, sabrını aynı zamanda yürek burkan hasret bırakan kutsal topraklardaki eşsiz mücadelesinden bahsedeceğiz.

Tarih sadece yaşandığı devir itibari ile değil ondan önceki yüzyıl ile de ilişkilendirilerek anlatıldığı takdirde muhteşem bir anlam ve bir bütünlük kazanır. Hadiselerin köküne inmek, bunlar arasında tarihsel köprüler kurmak olaya enfes bir lezzet katacak ve sizlerin aklını ve yüreğini cezbeder hale getirerek okuma şevk ve heyecanınızı kırbaçlayacaktır.

İkinci Çanakkale Zaferimiz; Kut’ül Amare

Sultan Reşad döneminde 1.Dünya Harbi başlamış Almanların devamlı surette  farklı bölgelerde Osmanlı’ya cephe açtırmaları kendi savaşlarını Türklerin nüfus ve askeri gücünden istifade ederek savaşın ağır şartlarını bölüşmek istemeleri geniş bir coğrafya’ya sahip Osmanlı Devleti’ni toprak kaybetmesini ve yıkılışını hızlandırmıştır.

 

Irak sınırları içerisinde Kut(El-Kut) olarak adlandırılan bölgede Kut’ül Amare Muharebesi(Savaşı) Osmanlı ile Britanya arasında gerçekleşmiştir. İngiliz kuvvetleri ve müttefikleri ile Osmanlı Devleti arasında gerçekleşen temel muharebelerden biridir. İngiltere’nin Hint Okyanusuna ve Mezopotamya’daki kadim topraklara sahip olma gibi emperyalist hedefi Irak Cephesinin açılmasına sebebiyet vermiştir. Ayrıca Dicle Nehri’nin verimli tarım arazileri ve Bağdat Basra Musul Kerkük ve Arap Yarımadasındaki petrol rezervleri de Britanya İmparatorluğunun iştahını kabartarak Alman ve Türklere karşı bu cephenin açılmasını teşkil eden en önemli nedenlerdendir.

 

Jeostratejik ve Jeopolitik bir konumda yer alan ‘’Kut’’, tarihte çetin savaşlara şahit olmuştur. General Townshend komutasındaki İngiliz kuvvetleri sırası ile Amara Nasıriye ve Azize’yi ele geçirdikten sonra bir takım savaşlardan sonra kendi kuvvetlerinin önemli bir kısmını kaybettikten sonra Kut’ül Amare’ye çekilerek diğer İngiliz  kuvvetlerinin yardımını beklemiş, Türk Mukavemetini kıramayan General Townshend ve Birliği erzak ve gıda sıkıntı çekmeye başlamıştır. Ordu Komutanı olan Alman Von Der Goltz Paşa’nın ani ölümü sonrası Enver Paşa’nın Amcası Halil (Kut) Paşa göreve getirilmiş ve Osmanlı Askerinin cesur ve asil kuşatması neticesinde  daha fazla dayanamayan General Townshend, kendisi ile birlikte 6 general, 481 subay ve 13300 er ile Osmanlı kuvvetlerine 29 Nisan 1916’da teslim olmuştur. İkinci Çanakkale Zaferi olarak adlandırılan Kut’ül Amare Zaferi’de bu vesile ile  İngilizlerin askeri , idari ve sömürü psikolojisini bozmuştur.

Bu savaşa özellikle Yemen ve Irak Cephesindeki Osmanlı askerlerinden olan Büyük Dedemiz Mustafa Oğlu İbrahim GÜN’de bizzat iştirak ederek şehit düşmüştür. Yanda bulunan Sultan 2.Abdülhamid dönemi kafa kağıdı(hüviyet belgesi) Çanakkale Ayvacık Kayalar Köyü Eşrafından Rahmetli Dedem Ahmet Gün ve Rahmetli Ananem Hanife GÜN’den bana intikal ederek şehit dedemize aittir. Bu cephelere köyden İbrahim Gün, İdris Öven ve Muttalip Yalazı asker olarak kalmış Büyük Dedemiz İbrahim Gün Şehit olmuş, diğer askerlerimiz ise İngilizlere çöl sıcağı altında dikenli teller içerisinde yıllarca esir kalarak sonrasında büyük zahmetlerle memleketlerine dönmüşlerdir. Rahmetliler Ananem Hanife Gün ve Büyük Ninem Hanife Gün(Şehit İbrahim Eşi) bizzat işittiğimiz ‘’Bağdat’tan Basara’dan aşağıdaki bir mevkii de dedemizin savaştığı ve Revanduz Tepesinde şehit olduğudur’’ Ayrıca üç arkadaş olarak savaşa giden Atalarımız’dan da bizzat bizlere rivayet olunan ‘’Envar’ül Kut’’ denilen mevkii de savaştıklarıdır. Kanaatimizce Hicaz ve Yemen Cephesinde savaşan askerlerin şehit olması sonrası kalan Osmanlı Kuvvetlerinin savaşın devam ettiği Irak Cephesine sevkedilerek muharebe yaptırılmasıdır. Savaş lokasyonları farklı olmasına rağmen bölge isimleri doğru  lakin askerin sevki konusundaki tam tespitler değerli araştırmacı ve tarihçilerin incelemelerine bağlıdır.

Ayrıca bilgilendirmek isteriz ki; Adnan Menderes, Türkçe Ezanı aslına çevirerek muhafazakar ve mütedeyyin camia da büyük saygı görmesine rağmen aynı zamanda 1952’de NATO’ya üye olmakla birlikte Kut’ül Amare Zaferinin kutlamalarını yasaklaması da eleştirilmektedir.

Arabistan Necid Bölgesi&Suudi Hanedanı

Osmanlı&Suudi Savaşları tarihten de bildiğiniz üzere 1. Dünya  Harbinde İngiliz ajan Edward Lawrence ve Hocası Gertrude Bell(Arkeolog Ajan) ve Mekke Şerifi Hüseyin’in(Rahmetli Rauf Denktaş’ın da Kıbrıs Sürgünü Şerif Hüseyin ile olan anılarında bizzat bahsettiği kişi) ve Suudi Devletini kuran’’ İbn Suud’’ zamanında değil  ondan daha evvel 19. yüzyıl başlarında başlamıştı, ki o zaman Sultan 2. Mahmut Osmanlı tahtında idi. Osmanlı Devleti Sultanlarından ve Osmanlı’nın ilk Halifesi olan Yavuz Sultan döneminde Kızıldeniz boyunca Yemen ve Umman’a doğru uzanan Hicaz Bölgesi (Kutsal Topraklar Mekke ve Medine) fethedilmiş lakin Suudi Ailesinin egemenliği altında olan Necid Toprakları ile ilgilenmeyen/ilgilenemeyen Devletin başına sonrasında bela olan İngilizlerin kışkırtması ve İttihat ve Terakkinin hayalperest idealleri ve Almanların savaştaki hüsranları sonucunda Sultan AbdülHamid’in emek verip koruduğu İstanbul’dan Medine’ye kadar demiryolu hattı döşettiği  Hz. Peygamber emaneti mukaddes topraklar maalesef ki kaybedilmiştir. Kaybedilen bu topraklarda Suud Ailesinin aynı inancı paylaştığı 18. Yüzyılda Muhammed bin AbdülVehhab tarafından kurulan ‘’Vahhabilik’’ dini&siyasi akımı ve Suud Krallığının idaresi  ile yönetilmektedir.

Vahhabiliğin kurucusu Muhammed bin Abdülvehhab , Vehhabi akımına adını ve şeklini veren isimdir, meşhur islam alimi İbn Teyyime’nin eserlerini detaylı olarak inceleyerek tevhid inancı üzerine fikirleri gelişmiştir. Tevhit, şefaat ve bidatlar(dinde sonradan ortaya çıkan) fikirlerini yayabilmek için islam ulemaları ile de görüşmüş ve düşman kazanmıştır. Bulunduğu yerdeki emirliğin himayesine girerek türbeler, kutsallık atfedilen mekanlar, sahabe kabirleri onun aşırı sapık fikirleri sonucunda maalesef ki tahrip edilmiş ve yıkılmıştır. Himayesiz kalan Muhammed İbn Abdülvehhab, Dir’iye kasabasına gelir ve bugünkü Suudi Hanedanın Atası Emir Muhammed bin Suud’un yanına sığınır, onun dışlamacı dini fikirleri ve kendisinin askeri gücü birleşince güçlü bir siyasi otorite kurulmuştur. Muhammed Bin Suud sonrası başa geçen oğlu Abdülaziz döneminde Necd Bölgesi tamamen hakimiyet altına alınmış ve tüm Arabistan yarımadasında Vahhabilik için yayılmacı bir politika izlenilmesi hedef edinilmiştir.

Osmanlı Devleti, Necd Bölgesinin verimsiz bir coğrafi yapısı nedeniyle bu bölge ile maalesef ki yeterince ilgilenmemiş ileriki dönemde doğacak olayların önünü zamanında kesmeyerek Hicaz topraklarını kaybetmenin de başlangıç safhasını hazırlamıştır. Tarihi bir islam mirasına sahip olan kutsal topraklarda Suudiler tarafından hem kendi siyasi otoritelerini oluşturabilmek hem de Vahhabiliği yayabilmek  nihai bir hedef haline gelmiştir. Osmanlı Subayı Eyüp Sabri Paşa’da ‘’Tarih’i Vehhabiyan’’ adlı eserinde Vahhabiliğin itikadından bahsederek ne derece sapıkça ve tehlikeli olduğunu belirtmiştir.

Suud Hanedanından silsile ile başa gelen yöneticiler her defasında  İslam’ın kutsal mekanlarına zarar vermiş ve Vahhabi Hareketinin, Osmanlı Devleti tarafından önemsenmesine neden olmuştur. Melik Suud zamanında büyük bir isyan  hareketi başlatan Suudi ve Vahhabilerin üzerine Mehmet Ali  Paşa’nın Oğlu  İbrahim Paşa görevlendirilmiş akabinde Necd’e sevkedilen kuvvetler tarafından Dir’iye düşmüş ve Suudi Melik Abdullah ve ilgili yöneticiler İstanbul’a getirilerek idam edilmiştir. Sultan 2.Mahmut döneminde yaşanan bu olaylar sonrasında melik dahil birçok yönetici ölümle cezalandırılmıştır.

1900’lerdeki Suudi Arabistan’ın Kurucusu İbn Suud ve Mekke Şerifi Hüseyin’in aralarındaki iç çatışma ve İngilizlerin İbn Suud’tan yana taraf olmaları neticesinde Osmanlı Devleti’nin Necd’te 1700 ve 1800’lerde ilgilenmediği  Vahhabi Hareketi gelişim göstererek Mukaddes Toprakların kaybedilmesine sebebiyet vermiştir.

‘’Araplar bize ihanet etmiş midir etmemiş midir’’  sorusunda esas olan konu; Suud Hanedanı zaten Osmanlı döneminden itibaren bir ihanetin ve egemenlik arayışının içerisinde olmuş ve Hanedan reisleri dahi bizzat Osmanlı Sultanı tarafından idam ettirilmiştir. Necd Bölgesi ile Hicaz(Mekke ve Medine Bölgesi)’ı ayrı tutmak ve ayrı değerlendirmek gerekmektedir. Hz. Muhammed’in de mensubu olduğu Haşimoğullarından olan dönemin Mekke Şerifi  Hüseyin, İngilizlerin desteğiyle Osmanlı’ya karşı ayaklanmış ve ihanetin mimarı olmuş ve hatalı siyasi politikaları neticesinde kendisi de ihanete uğrayarak hakimiyeti Suudilere teslim etmiştir.

20.yüzyılın başlarında Osmanlının Abdülhamid Han sonrası Sultan Reşat, Vahdettin ve Halife Abdülmecid Efendi dönemleri Osmanlı’nın yıkılma sürecini başlatmıştır. Coğrafi Keşifler, Sanayi Devrimi , Askeri Teknolojinin takip edilmemesi, niteliksiz ve liyakatsiz bir biçimde Dede’den Baba’ya ve Torun’a  geçen Devlet Rütbeleri ,kökü hariciyi de olan ezoterik kuruluşların karanlık faaliyetleri ve tecrübeli idarecilerin kızağa çekilmesi bu süreci hızlandırarak koca bir devlet maalesef ki tarih sayfalarında  yerini almıştır.

Medine Müdaafası

1.Dünya Savaşı sırasında sömürge zihniyetine sahip devletlerin kışkırttığı arap ayaklanmalarına karşı Hicaz ve Yemen Cephesi açılmış özellikle Sultan Abdülhamid zamanında iradesi zayıf ve yönlendirilmesi kolay bir zat olan Şerif Hüseyin’in İstanbul’da tutulup İttihat ve Terakki zamanında ise tekrar Hicaz’a gitmesi ve isyanı sonrasında Medine’yi hedef alması Fahrettin Paşa Komutasındaki ‘’Medine Müdaafası’’nı efsaneleştirmiş ve kutsileştirmiştir.

Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı topraklarına katılan Hicaz bölgesinin mukaddesatına ters dini ve siyasi politikalar izlenerek Mekke Şerifi Hüseyin tarafından 1916-1924 yılları arasında Hicaz Haşimi Krallığını kurması sonrasında İngilizler ile anlaşamayarak kendisinden destek çekilmiş Necid Emiri Abdülaziz El-Suud ile anlaşılarak bugünkü Arabistan Devletinin temeli atılmıştır. 1700’lerden bu yana gelen Suudilerin hedefi ve tam manası ile hicaz topraklarına hakim olma anlayışı İbn Suud’un Devletin Kurucu Kralı olması ile aleyhimize sonuçlanmıştır.

 

Medine savunmasında askerleri ile beraber büyük gayret sarfeden yüreğini ve canını ortayan koyan, binbir cefa çeken Çekirge dahi yiyen askerlerin komutanı olan ve Arap Lawrence tarafından Çöl Kaplanı olarak asil bir lakap ile düşman tarafından dahi onurlandırılan Ömer Fahreddin Paşa ve Osmanlı Devletinin desteği ile Arap kabilelerin isyanına karşı para altın ve iaşe yardımında bulunmalarına rağmen İngilizlerin kirli oyunları sonuç vermiştir. Fahrettin Paşa’nın Mondros sonrası hala Medine’yi savunması, Peygamber emaneti bu kutsal şehre büyük bir saygı ve asil bir sevgi duymasındandır, büyük uğraşlar ve ısrarlar neticesinde kendisi ve birliği Medine’den çekilmiştir.

Osmanlı hakimiyetinin kutsal topraklarda kaybedilmesi neticesinde  Sultan Abdülhamid zamanında yapılan ‘’Hicaz Demiryolu’’ ikmal hattı olarak iaşe ve asker sevki hususlarında  büyük yararlılıklar göstermiş, Mondros Mütakeresi sonrasında da fiili olarak maalesef ki kapanmıştır.

 

Yemen Valisi Ebrehe’nin Kabe’yi işgal için sefer düzenlemesi, Muaviye oğlu Yezid’in mancınıklar ile Kabe’ye zarar vermek istemesi  herşeyin maliki ve hakimi Yüce Allah tarafından Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail Peygamberlerin inşaa ettiği  Kabe’nin fiziki ve manevi mukavemeti , Ebabil Kuşları gibi cesur ve çevik kılınmıştır. Emevilerden Abbasilerden Osmanlılara Haşimilere ve Suudlara geçen kutsal topraklarda her daim İslamiyet var olmuş ve var olacaktır, her ne kadar vahhabilik hareketiyle kutsal topraklar tahrip edilse de İslam’ın cesur ve gür sesi yedi kat semada Ezan’ı Muhammed’i ile yankılanacak ve beşeriyete huşu verecek ve sedasını asla ve asla kesmeyecektir.

Arabistan coğrafyasının sıcak çöllerinde  atıl  vaziyette bulunan Hicaz Demiryoluna ait lokomotif ve vagonlar,  Sultan AbdülHamid tarafından yaptırılan Yıldız Hamidiye Camii ve 1911’de kurulan Kondüktör Mekteb-i Alisi sonrasında Yıldız Teknik Üniversitesi olan bu değerli mekanlarımızda sergilenmek üzere gelecek kuşaklarımıza tarihi ve mukaddesatı daha iyi anlatabilmek için Arap makamları ile görüşülerek Türkiye’ye bu ata yadigarı emanetlerin sevki hususunda çalışmalar yapılması geçmişe saygı; geleceğe ise kutsi görevlerimizden biri olacaktır.

Bu makalemiz geniş bir coğrafyada askeri siyasi dini ve idari manada incelenip farklı konular ile  sentezlenerek siz değerli okuyucularımıza iyi bilgiler kazandıracağına ve kendi araştırmalarınıza vesile olacağına kaniyiz. Muallakta kalan hususlar geniş bir bakış açısı ile ele alınmış tarihçi ve araştırmacılarında ilgi odağı haline gelmesi amaç edinilmiştir, tarihsel bir silsilede olayları farklı yüzyıllar içerisinde inceleyerek günümüz konjonktürü ile harmanlamak büyük bir gayretin ve derin bir bilginin eseri olduğu tarafınızca da aşikardır.

Libya’nın Bağımsızlık Direniş Hareketinin Lideri Ömer Muhtar ve Libya Kralı İdris Es-Senusi , Bugünkü Katar Emiri Şeyh Temim’in Büyük Dedesi Şeyh Muhammed bin Sani’nin Osmanlı  zamanında Katar Kaymakamı olması ve Yemen’in Bağımsızlık Lideri İmam Yahya dönemindeki ilişkiler, tarihten gelen köklü bağlar ile aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından da idame ettirilecek ve bölgesel güç olmanın yanında küresel güç olmak içinde Kadim ve Yüce Türk Devleti askeri istihbari iktisadi faaliyetlerde bulunarak  bu coğrafyada siyasal ve idari manada elini güçlendirecektir.

Yüksek önemle ifade ederiz ki; Sultan Abdülhamid zamanında devletin resmi kurumlarında yüksek bir dereceye sahip olan ve sonrasında İngilizler ile birlikte hareket edip ihanet eden Şerif Hüseyin’in bugün itibariyle devam eden kraliyet soyu, Ürdün yönetiminin başındaki zatlardır.  İslam Peygamberi Hz. Muhammed(S.A.V) soyundan gelipte bu zatların İngiliz kadınlar ile evlilikleri ve mukaddes bir kana sahip olmalarına rağmen Müslüman aleminin haricinde emperyalist düzenin mimarlarına uşaklık etmeleri  Türk ve Müslüman Aleminde yadırganıp lanet okunduğu şüphesiz bir gerçektir.

UNUTMA !!! BU MUKADDES TOPRAKLARDA ve KADİM ANADOLU TOPRAKLARINDA, TÜRK’ÜN ASİL MÜHRÜ EBEDİYEN  SİLİNMEYECEKTİR.

Bu vesile ile hürmetlerimizi sunarız.

Kaynaklar

  1. Geçmişten Günümüze Kabe’nin İşgali/ Doç. Dr. Mehmet Ali Büyükkara
  2. Tarih’i Vehhabiyan/Osmanlı Subayı Eyüp Sabri Paşa
  3. http://kizilaytarih.org/dosya006.html/Kut’ül Amare Zaferi ve Hilal-i Ahmer

https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/kutul-amare-zaferinin-102-yili-/1130136