Asya kıtasının iki ucu, edebiyatın gücüyle buluştuğunda ekinsel bir alışverişin yanında, dünyanın dengesine katkı sunacak derin bir etkileşim doğar. 2 Temmuz’da Sakıp Sabancı Müzesi’nde hayata geçen “Yangtze Nehri’nden Haliç’e: Çin-Türkiye Edebiyat Değişimi ve Diyaloğu” buluşmasının açılış konuşmasını yaparken kendimi salt Asyalı ya da Avrupalı olarak değil, bir "Avrasyalı" olarak gördüğümü ifade ettim. Türk ve Çin gibi iki köklü kültürün edebi, bilimsel, ekonomik ve benzeri her alandaki iş birliğinin, geleceğin dünyasında barış için bir kalkan olacağını da belirterek.
Bu değerli buluşma Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Konseyi Enformasyon Ofisi, Çin Ankara Büyükelçiliği ve İstanbul Başkonsolosluğu’nun düzenlemesiyle gerçekleşti. Nankin Belediye Halk Yönetimi Enformasyon Ofisi'nin yürütücülüğünde, Nankin Kültür ve Turizm Kümesi ile Nankin Uluslararası İletişim Merkezi’nin sahadaki emekleriyle biçimlenen etkinlikte iki ülkenin yazın insanları bir araya geldi. Çin’den 2021 Lu Xun Edebiyat Ödülü iyesi şair Han Dong ve kitapları dizilere de uyarlanan romancı Lu Jing, bizden ise çevirmen Giray Fidan, şair Haydar Ergülen, oyun yazarı Hasan Erkek ve şair Yasin Mortaş ile aynı sahneyi, aynı "Şiirsel İpek Yolu"nu paylaştık. Yapay zeka çağında yazınsal yaratıcılıktan kent ve edebiyat ilişkisine değin pek çok konuyu irdeledik.
Temelinde "kent" vurgusu olan bu etkinlikle birlikte, Çin’in UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'ndaki tek "Edebiyat Şehri" olan Nankin ile kurulan ilişkinin bizim için tarihsel bir karşılığı da bulunuyor. 2025’te bu ağa katılan Kahramanmaraş, yalnızca Türkiye'nin değil, Türkçe konuşan ülkelerin de tek UNESCO Edebiyat Şehri olma unvanını taşıyor. Nankin Edebiyat Şehri ile Kahramanmaraş Edebiyat Şehri arasında tasarlanan yazar değişim programları, ortak çeviri projeleri, edebiyatın kültürlerarası bir bağ olarak nasıl somut eylemlere dönüştüğünün en güzel kanıtı.
Konuşmamın içeriğine gelince… “Kentle Bakışmak” başlıklı konuşmamın yörüngesine “İstanbul’la Bakışmak” novellamı ve 2019’da Çin’de yayımlanan “İstanbul’un Adımları” kitaplarımla birlikte, insanın yaşadığı yerle kurduğu ilişkiyi yerleştirdim. "Neden kentte yaşıyorsun?" sorusu aslında hepimiz için çözülmesi gereken bir düğüm. Eğer kentin trafiğinden, kalabalığından yakınıyor, sinemasına, tiyatrosuna, operasına, sergilerine, sanat alanlarına, çay bahçelerine, parklarına, meydanlarına uğramıyorsak o kentte yaşamıyoruz demektir. Bundan yola çıkarak, şiir ya da herhangi bir sanat ürünü karşısında nasıl “geçişmek” gerektiğini sık sık vurguluyorsam, kentle de geçişmemiz gerektiğini Sakıp Sabancı Müzesi’nin o anki birleyici atmosferinde de vurgulamış oldum.
2017 ve 2019 yıllarındaki Çin gezilerimde modern, kalabalık caddelerden hemen uğranabilen halk parkları, tapınak bahçelerinin soluk alış alanları olduğuna tanıklık etmiştim. Sabah işe gitmeden o parklarda dans eden, korolar halinde şarkı söyleyen, suyla yerde güzel yazı sanatını sergileyenler, akşam yine parklarda buluşup dans edenler de kentle geçişmeye ilişkin iyi bir örnek olarak konuşmamda yer aldı.
Konuşmamın sonunda ise, yeni çıkan “şiir, sana verilecek kötü haberim yok” kitabımda bulunan “ulu ağaç ailesi” şiirimi okumadan geçemedim. Bu şiirde ve şiirin esin aldığı Çin anılarımdan birinde olduğu gibi, o salonda da hep birlikte “dirlik düzenlik” dileyelim istedim.
2017’deki ilk Çin seyahatim sırasında kalabalık bir caddeden giriverdiğim o huzurlu bahçelerden birinde asırlık ulu bir ağacın karşısındaydım. Ağacın gövdesi insanların dileklerini bağladığı kırmızı kurdeleli demir kilitlerle çevriliydi. “Bizdeki ağaca çaput bağlamaya benziyor” diye kendi kendime düşünürken... anne, baba ve iki çocuktan oluşan bir aile geldi, ağacın çevresinde hızlı adımlarla dönmeye başladılar. Hiç düşünmeden aralarına katıldım. “Zamanın o virgülünde” ben de onlarla birlikte çember oluşturmaya hazırdım ve dileklerine katıldım. Elbette iyi bir şey diliyorlardı. Ben başkaca ne diledim şiirimde söyledim.
Bu yazı biraz da o ana, o anıya selam olsun. Beni aralarına kabul ediveren, bir daha yan yana gelsek birbirimizi tanımayacağımız o insanlara.
***
Ulu Ağaç Ailesi
Dongyue Tapınağı’ndaki kutsal ağaç dinle,
Çin’de tapınak avlularındaki tüm kutsal ağaçlar için
dillendiriyorum bu ezgiyi senin öz suyun hürmetine, dinle…
---
Sarılıyorum kollarım yetmiyor
yüzyılları kucaklamaya gövdesindeki
kalbim yetişiyor ama
sımsıkı bastırıyor göğsüme
bir bir açıp kilitlerini
çevresine bağlanmış dileklerin
bir aile geliyor anne baba çocuklar
çocuklar baba anne bir aile
ilk göz ağrımın etrafında
hızlı mı hızlı bir çember
katılıyorum ben de onların niyet ettiğine
dua diye ya da ne ise iyiliktir
dönüyoruz birlikte biz aileyiz
zamanın bu virgülünde, bu sure
ey ulu ağaç selam söyle
gelmişimize geçmişimize
dirlik düzenlik dirlik düzenlik
henüz gelmemişe geçmemişe de
sevgi ile sevgi ile
Nurduran Duman