Yalnızlığa Terk Ettiğimiz Şehir

Yarın Ak Parti’de İl Danışma Meclisi toplantısı gerçekleşecek.

İcraatlar masaya yatırılacak ama ya masaya getirilemeyenler ne olacak? Masaya konmasından çekince duyulan eksiklikler neler? Bu konuda teşkilat başkanları kadar belediye başkanlarını da dinlemek lazım…

Belediye başkanlarını dilerken tabi aynı zamanda teşkilat başkanı gibi alışkanlık sürdürenleri de iyi ayırmak gerekecek. Bu konu partinin İl yönetimi sorumluluğunda ama bizler kamuoyu önünde bazı tespitleri paylaşırken traktörün kasasına sallama yapmadığımızı da belirteyim…

YALNIZLIĞA TERK ETTİĞİMİZ ŞEHİR

Geçen yolum Ayvacık’a düştü. Uzun zamandır, hele kış mevsimine yakın bir tarihte hiç görmemiştim. Biraz da merakım buydu.

Ayvacık’ta hayat normal işleyişini sürdürüyor. İnsanlar yaz aylarındaki kazançlara bağlı mutluluğu pek yaşamasalar da yine de rutin işler için mahkeme, banka, elektrik v.s, günlük işlerine devam ediyor. Nüfus açısından hızlı büyüyen bir İlçe olmamanın getirdiği bir takım handikaplar yaşıyor insanlar. Mesela; Ayvacık Belediyesinin İller Bankasından aldığı nüfusa oranla katkı payı düşük. Sebebi; çevre İlçelerdeki kadar nüfusa sahip olamama.

Ancak Ayvacık’ta gördüğüm bir şey var. Bugüne kadar hiçbir İlçe’de, merkez de dahil olmayan bir şey. Belediye dar bütçeye rağmen öyle büyük işler bitiriyor ki,adeta kamuya arsa üretim ofisi gibi çalışıyor. Hastane, Meslek Yüksek Okulu, yeni yapılacak Adliye, Hükümet (Kaymakamlık) binası gibi kamunun arsa ihtiyaçlarını bila bedelle karşılaması, arsalar üretmesi, beraberinde bir takım projeler gelişmesi gerçekten hayran bıraktı beni.

Peki Ayvacık Belediye Başkanı Mehmet Ünal Şahin, mucizeyi nasıl yaratıyor? Kısıtlı gelirle onca büyük işin üstesinden nasıl geliyor? Bu konuda Ünal’ın işadamı mantığı devreye giriyor. Büyük düşünüyor. Parayı avucunda adeta sıkarak suyunu çıkarıyor. Makam koltukları 3 dönem önce devir aldıkları. Hatta zamanla yıpranan deri koltukları yamatarak kullanıyor. Makam aracını çok lüzumlu haller dışında pek kullanmıyor.

Bir şey daha söyleyeyim; gece yangın çıksa (Çıkmamasını dilerim), itfaiyenin şoför kadrosu kısıtlı, diğer aracın başına kendi geçiyor doğru olay yerine. Su pompalama, kurtarma merdiveni v.s işleri sanki bir itfaiye eri gibi kullanıyor.

Yatan adamı, görevini aksatanı, gösteriş budalalığını sevmiyor. Yat, kalk, iş, üret…

Çanakkale’de başka örneği var mı bilmiyorum; belediye başkanlığı maaşı almıyor biliyor musunuz? Yıllardır almıyor, aksine cebinden harcıyor. ‘Maddi kayıpları çok ama beni asıl üzen çıktığımız hizmet yolunda yalnız bırakılmak.”

Ünal niye yalnız?
Soruyor ve yanıtını da alıyorum; hep eskileri toplayıp adam etmeye çalıştım. Bakın, yenisine bugün yarın kavuşacağız ama elimdeki itfaiyenin merdiven yüksekliği 12 metre. Oysa 5 kat imar izni verdik. 15 metreye ulaşacak, insanları kurtaracak itfaiyeyi alabilmek için göbeğim kesildi çok şükür 24 metre merdivenli araca kavuşuyoruz nihayet…

Geliştirdiği bir proje var Şahin’in. Sadece Ayvacık değil Çanakkale’yi uçuracak bir proje. İleriki günler içinde haber olarak ayrıntılı bahsedeceğim. O projenin önünde kim engel biliyor musunuz? DSİ…

Otoban geçtiğinde menfez izni veriyor ama Çanakkale’ye, Ayvacık’ı uçuracak proje için binbir dereden su getiriyormuş.

İnanın tepesi atar doğal olarak. Denizin üstüne pist kuran Türkiye’de 30 metre, üstelik de menfezle su tahliyesi yapılacak bir projeye ‘olumsuz’ görüş belirtmek nasıl bir şey? Şaştım kaldım…

Ayvacık’ta doğru dürüst tam donanımlı ambulans yok. Daha düne kadar doktor da yokmuş. Ver elini Ezine… Nasıl bir iş? Son zamanlarda fiziki şartlarda yeni hastane ile birlikte değişimler başlamış ama çok da yeterli değil. Kadro eksikliği çok…

Çanakkale’nin bakışı sanki “Ayvacık uzaklığı ile gözden ırak, Gönülden de ırak olsun” gibi. Balıkesir’e bağlanması için elden ne geliyorsa yapılıyor sanki. Balıkesir bu işe dünden razı, bilesiniz beyler. İkinci Edremit yapabilmek için Ahmet Edip Uğur adeta fırsat kolluyor belirteyim..

Nitekim aynı durum Gelibolu, Yenice için de geçerli…

Niye sahip çıkmayız kendi evladımıza, coğrafyadaki topraklara?

Seçmen sayısı belki de az ondan mı?

Eldekilerde giderse bu işten en fazla zararı siyasiler görür, bunu da hatırlatayım..

Ayvacık, Assos’u ile birlikte dünyanın tanıdığı birçok kültürel değerlere sahip. Büyük bir hazine turizm için. Kültür Turizm İl Müdürü Kemal Dokuz da gözden mi çıkardı Ayvacık’ı? Kaçak yapı cennetine dönmüş ama ruhsatlı turizm yatırımlarıyla ilgili bu şehrin Kültür Turizm Müdürü kaç defa iletişime geçmiş? Ortak proje geliştirme adına ne yapmış? Tıpkı Ünal Şahin gibi turizm yatırımcıları da yalnızlık içinde ve adeta biz Çanakkale’ye küsmüşler…

Anlatılacak o kadar çok yalnızlık hikayeleri var ki Ayvacık’ta, hangisini buraya taşıyayım… Günlerce devam edecek yazı dizisi olur konuştuklarım, gördüklerim, yaşadıklarım…

BÜROKRASİDE DEĞİŞİMLER

Çanakkale’nin kamu kadroları büyük oranda değişiyor. Yaz sonunda başlayan, Sonbahar’da adeta yaprak dökümü etkisini sürdüren değişimlere son olarak Sağlık İl Müdürlüğü de eklendi. Bürokratik yapıdaki değişimlerin gerekçesi performans arttırıcı beklenti olarak değerlendiriliyor.

Bu kısa başlıklı değerlendirme ne kadar doğru tespit, etkileri ilerideki günlerde görüldükçe anlaşılacak. Temel taşlarının yerinden oynatılması kimi zaman tam isabet kaydederken kimi zamanda başarısızlık ile sonuçlanabiliyor. Geçmişte örneklerini çok yaşadık. Faturası iktidara ve dolayısıyla iktidarın yerel yöneticilerine, vekillerine çıkarılıyor.

Görev esnasında bazı dostluklar kuruluyor insan görev değişikliğinde daha duygusal davranabiliyor ama bürokrasideki işleyiş tam aksine. O yüzden değişimlere bizlerin objektif bakması gerekiyor. Eğer bir hata yapılmışsa dediğim gibi; faturasını iktidar bir şekilde ödüyor.

Geçen Başbakan Binali Yıldırım’ın Türkiye İhracatçılar Meclisinde (TİM) yaptığı konuşmayı izliyorum. Başbakan diyor ki; adama bir iş veriyorsun salla babam salla. Beceremediğinden değil. İstiyor ki elinde o işle 25 yılımı doldurayım emekli olup gideyim. Ama biz siyasilerin bu kadar uzun zaman beklemeye tahammülü yok, bir sonraki seçimi düşünerek 4 yıl içinde bitsin istiyoruz. Hesabı millet siyasilerden soruyor…

Tanımlama doğru. Siyasetçinin hesap verme gibi bir sorumluluğu var. Bürokratın böylesi sorumluluğu yok. O yüzden Çanakkale’deki değişimleri Başbakanın penceresinden değerlendirmek gerer. Bu, şu demek değil; görev yeri değişti baki olan dostluklar bozuldu. Böyle bir şey yok. Eğer duygusal bağın oluştuğu bir zemin yaratılmışsa dostluk, makam dışında da baki kalabilir. Böylesi daha samimi, itimat noktasında dostane bir ilişkinin sürdürülmesi anlamı taşır.

Belki ardı ardına yapılan değişikliklerin kurumu ve çevreyi tanımadan kaynaklı handikapları olabilir ama unutmayalım ki, devlet yönetiminde devamlılık esastır.