Siyasetin en güçlü tarafı ne makamdır, ne unvandır, ne de paradır.
Asıl güç insandır.
Bir şehrin siyasi hafızasını oluşturanlar; sadece seçimlerde ortaya çıkanlar değil, iyi günde de kötü günde de sahada olanlardır. Yağmurlu bir akşamda afiş asan da, seçim gecesi sandık başında bekleyen de, zor günlerde eleştirilmeyi göze alarak yanında duran da o insanlardır.
İşte buna vefa denir.
Ancak siyasette yıllardır dikkatimi çeken bir konu var.
Vefanın önemli bir değer olduğu her zaman söylenir; ancak bu değerin görünmeyen tarafını, üstlenilen fedakârlıkları ve ödenen bedelleri kimse konuşmak istemez.
Bir insan bir siyasi hareketin, bir liderin ya da bir davanın yanında dururken bazen dost kaybeder, bazen iş kaybeder, bazen çevresinden eleştiriler alır. Kimi zaman yalnız kalır, kimi zaman yanlış anlaşılır. Fakat inandığı değerler uğruna bu bedelleri ödemeyi göze alır.
Peki insan bütün bunların karşılığında ne ister?
Aslında çok şey değil.
Hatırlanmak, değer görmek ve emeklerinin boşa gitmediğini hissetmek.
Bir teşekkür, bir hatırlanma, bir gönül alma,
Bir “Seni unutmadık.” sözü bile bazen yılların yorgunluğunu hafifletmeye yeter.
Bugün Çanakkale’de hangi siyasi görüşten olursa olsun birçok insanın ortak serzenişi şudur
“Bir zamanlar birlikte yürüdük, bugün ise hatırlayan pek kalmadı.”
Belki de bu serzenişin üzerinde düşünmek gerekir.
İnsan en çok verdiği emeğin yok sayılmasına kırılır.
Çünkü vefa, ihtiyaç duyulduğunda hatırlamak değil; ihtiyaç kalmadığında da birlikte yürüdüğünüz insanları unutmamaktır.
Aksi hâlde hatırlanan değil, sadece hatırlanması beklenen bir değer hâline gelir.
Ve o zaman şu soru kaçınılmaz hâle gelir:
Vefa göstermenin bir bedeli varsa, o bedeli ödeyenlere karşı bizim de bir vefa borcumuz yok mudur?