Sosyal medyada görünür olma arzusu, gençler için artık yalnızca bir tercih değil; ekonomik kaygılar, başarı algısı ve toplumsal kabul ihtiyacıyla şekillenen güçlü bir baskı alanına dönüşmüş durumda. “Fenomen olma” hedefiyle yola çıkan pek çok genç, zamanla beğeni sayıları, takipçi artışı ve dijital itibar üzerinden kendini tanımlamaya başlarken; bu süreç, fark edilmeden derin bir psikolojik yükü de beraberinde getiriyor. Son dönemde sosyal medya fenomenlerinin yaşadığı kırılmalar, dijital dünyanın parlak yüzünün ardındaki kırılganlığı gözler önüne sererken; Uzman Klinik Psikolog Yağız Ata ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda, fenomenlik baskısından dijital bağımlılığa, siber zorbalıktan ailelerin rolüne kadar uzanan çok boyutlu bir tabloyu tüm yönleriyle ele alıyoruz.
Dijital çağın sunduğu sınırsız görünürlük, beraberinde görünmeyen bir yükü de neraberinde taşıyor. Özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşan “fenomen olma” kolay para kazanma arzusu, yalnızca bir kariyer hedefi olmaktan çıkıp, psikolojik bir baskı unsuruna dönüşmüş durumda. Son dönemde kamuoyuna yansıyan sosyal medya fenomenlerinin yaşadığı krizler, bu dünyanın perde arkasındaki gerçekleri yeniden tartışmaya açtı.
Maddi kaygılar, terk edilme korkusu, gelecek belirsizliği ya da sadece “anlaşılmama” hissi… Tüm bu duyguların dijital platformlarda görünürlükle birleşmesi, genç bireylerin ruh sağlığını derinden etkiliyor. Sürekli göz önünde olma hali, itibar kaybetme korkusu ve özdeğerin “beğeni” sayılarıyla ölçülmesi, özellikle gençler üzerinde ağır bir psikolojik baskı oluşturuyor.
Kaleninsesi olarak, Uzman Klinik Psikolog Yağız Ata ile gerçekleştirdiğimiz kapsamlı röportajda, sosyal medya fenomenliği ve dijital dünyanın bireyler üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele aldık.
“Kusursuz hayatlar, sağlıklı ruh hali anlamına gelmez”
Modern çağda sosyal medyada sunulan “kusursuz hayat” algısının gerçeği yansıtmadığını vurgulayan Yağız Ata, bu durumun bireylerde ciddi bir baskı oluşturduğunu ifade ediyor. Ata’ya göre, sosyal medya tek başına bir intihar nedeni değil; ancak bazı bireylerde risk faktörlerini artırabiliyor.
“Uyku sorunlarını artırarak, sürekli karşılaştırma ortamı yaratarak, siber zorbalığa zemin hazırlayarak ve yalnızlık duygusunu derinleştirerek kişi kendine karşı değerli hissetme duygusunu kaybedebilir,” diyen Ata, özellikle gençlerin bu etkiler karşısında daha savunmasız olduğuna dikkat çekiyor.
Gençler neden dijitale yöneliyor?
2000’li yılların başından itibaren hayatımıza giren internetin kullanım amacının ciddi şekilde değiştiğini belirten Ata, günümüz gençliğinin artık geleneksel eğitim ve çalışma modeliyle, gençlerin ekonomik özgürlüğe ulaşamayacağına inandığını söylüyor.
Bu algının gençleri alternatif arayışlara ittiğini ifade eden Ata, şu değerlendirmede bulunuyor:
“Gençler, ‘okursam başarılı olamam’ ya da ‘bir yere gelemem’ kaygısıyla hareket ediyor. Bu da onları sosyal medya fenomenliği, dijital oyunlar ya da yasa dışı bahis gibi alanlara yönlendirebiliyor. Başarı kavramı bu alanlara endekslendiği için, beğenilme arzusu ciddi bir psikolojik baskıya dönüşüyor.”
Gençlerin dikkat çekmek uğruna riskli davranışlar sergileyebildiğini belirten Ata, istenilen ilgiyi göremeyen bireylerin kendilerini başarısız hissetmeye başladığını ve bunun da psikolojik sorunlara yol açtığını vurguluyor
“Kolay para arzusu zihinsel tembelliği tetikliyor”
Kolay yoldan para kazanma isteğinin gençler üzerinde olumsuz etkiler yarattığını belirten Ata, bu durumun yalnızca davranışsal değil, zihinsel düzeyde de etkileri olduğunu söylüyor.
“Emek vermeden, sabır göstermeden kazanma isteği zamanla bir alışkanlığa dönüşüyor. Bu da bireyin uzun vadeli hedeflere odaklanmasını zorlaştırıyor ve zihinsel bir tembelliğe yol açabiliyor.”
Özdeğer algoritmalara teslim edilmemeli
Günümüzün en büyük sorunlarından birinin bireyin kendine verdiği değerin sosyal medya algoritmalarına bağlı hale gelmesi olduğunu belirten Ata, sağlıklı bir psikolojinin ancak bireyin kendi iç değerleriyle mümkün olabileceğini ifade ediyor.
“Kişi, kendi değerini sosyal medya trafiğine göre belirlediğinde mutsuzluk kaçınılmaz olur. Oysa birey, sadece kendisi olduğu için değerli olduğunu kabul etmeli. Bu farkındalık sağlanmadan gerçek bir ilerleme mümkün değil.”
Siber zorbalık: Sessiz ama derin bir tehdit
Siber zorbalığın çoğu zaman fark edilmeden başladığını ve zamanla ciddi bir soruna dönüştüğünü belirten Ata, bu sürecin hem aileler hem de eğitim kurumları tarafından dikkatle takip edilmesi gerektiğini söylüyor.
“Bir gencin sosyal medya hesabı olmadığı için dışlanması ya da takipçi sayısı düşük diye arkadaşlık ilişkilerinin sonlandırılması artık sık karşılaştığımız durumlar. Bu nedenle dijital zorbalık konusunda hem eğitim hem de yasal düzenlemeler şart.”
Ailelere kritik rol düşüyor
Ailelerin çocuklarının sosyal medya kullanımına tamamen yasaklayıcı değil, kontrollü ve güven temelli yaklaşması gerektiğini belirten Ata, iş birliğinin önemine dikkat çekiyor.
“Bu süreç, yalnızca aileyle değil; okullar, eğitim kurumları ve devlet politikalarıyla birlikte yürütülmeli. Dijital zorbalık ve akran baskısı konusunda daha net yasal çerçeveler oluşturulmalı.”
Dijital bağımlılık ve çocuklar: Erken eğitim şart
Özellikle küçük yaş gruplarında dijital araçların bilinçli kullanımı için eğitim verilmesi gerektiğini belirten Ata, mevcut sistemde bu alanda ciddi bir eksiklik olduğunu ifade ediyor.
“Çocuklara internetin ne olduğu, nasıl kullanılması gerektiği öğretilmeli. Bunun yerine izcilik, satranç gibi gelişim odaklı faaliyetler teşvik edilmeli.”
Popüler dijital oyunlara da değinen Ata, bazı içeriklerin çocuk gelişimi açısından risk taşıyabileceğini belirterek, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Dijital bağımlılıktan çıkış mümkün mü?
Dijital bağımlılıktan kurtulmanın mümkün olduğunu ancak bunun süreç gerektirdiğini belirten Ata, şu adımları sıralıyor: “Güven ilişkisi kurmak. Dijital ortamdan kontrollü uzaklaşmak. Fiziksel sosyal hayata yönelmek. Bireyin kendi değerini yeniden keşfetmesi.. Dijital dünyadaki varlık, bireyin gerçek değerini yansıtmaz. Bu yalnızca bir temsildir. Gençlerin bu ayrımı net şekilde kavraması gerekiyor.” Şeklinde dijital bağımlığın azalması yönünde ifadede bulundu.
Uyarı sinyalleri neler?
Bir gencin dijital baskı altında olduğunu gösteren bazı işaretler bulunduğunu belirten Ata, özellikle davranış değişimlerine dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor. Açıklamasında “İçe kapanma. Kendini ifade etmekten kaçınma. Sosyal izolasyon. Ani duygu değişimleri varsa dikkat edilmeli. Bu depresyon göstergesi olabilir. Bu tür durumlarda birey yargılanmadan, güven ilişkisi kurularak yeniden sosyal hayata kazandırılmalı.” Şeklinde konuştu.
Sorun bireysel değil, toplumsal
Sosyal medya fenomenliği, yalnızca bireysel bir tercih değil; aynı zamanda toplumsal dinamiklerle şekillenen bir olgu. Hem hızlı para kaznama arzusu, hem her şeye sahip olma arzusu, hem onaylanma ihtiyacının beğeni ve yorumlarla karşılanması gibi yanıltcı ortamları doğru analiz etmeli kişiler. Gençlerin bu alanda karşılaştığı psikolojik baskı, aileden eğitime, hukuktan sosyal politikalara kadar çok boyutlu bir yaklaşım gerektiriyor.
Dijital çağın sunduğu fırsatlar kadar riskleri de barındırdığı gerçeği göz ardı edilmeden, özellikle gençlerin ruh sağlığını koruyacak bütüncül politikaların hayata geçirilmesi, artık bir tercih değil zorunluluk olarak öne çıkıyor.