İnce şeyleri düşünecek zamanımız yok artık. Günlerce, saatlerce, aylarca, yıllarca çalışıyoruz sadece. Kira ödeme derdi, fatura ödeme derdi, kredi kartı ödeme derdi derken durup nefes almıyoruz. Maddiyatın içine öyle gömülmüş vaziyetteyiz ki ruhumuzu öldürmüşüz. Suçlayamıyorum kimseyi, kendimize zaman ayırmak lüks oldu. Çünkü her adımımız bir para her adımımız bir gider. Bazıları da öyle çok çalışıyor ki bu ay ayakkanı, bu ay çanta, bu ay makyaj malzemesi, bu ay spor malzemeleri derken eşyalarla boyuyorlar gözlerini, ruhlarını görmezden geliyorlar. Bazen bazen akıllarına geliyor olabilir ya da hissediyor olabilirler huzursuzum, hep tüketiyorum ama bir türlü doymuyorum diye. Bilmiyorlar ki bedenlerindeki çıplaklığı örtmeye çalışırken ruhlarını çırıpçıplak bırakmışlar. Hayalsiz yaşıyoruz artık, hayallerimizi veda ettik kıyafetlere, ayakkabılara ve bir sürü maddi unsurlara.
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İşçiler
Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
işte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri. /Mendilimde kan sesleri