Taşın Altına Elini Koymak mı, Kaçmak mı?

Abi yaz diyorlar, yazıyorum…

Dilimin döndüğü kadar, gönlüm elverdiği kadar anlatıyorum.

Bazen kırgınlık da oluyor elbet ama bilin ki art niyet hiç yok.

Bugün de içimizde birikenleri dökelim istedim.

Konumuz: “Taşın Altına Elini Koymak mı, Kaçmak mı?”

Son günlerde birçok büyük tekstil firması mağazalarını kapatıyor, atölyelerini başka ülkelere taşıyor.

Neden mi? Çünkü işçi ve kira ücretlerini bahane ediyorlar.

Yıllardır “marka değerimiz yüksek”, “AVM kirası ağır”, “mağaza dekorasyonu maliyetli” diyerek fiyatları şişirenler, şimdi iğne kendilerine batınca bağırmaya başladılar.

Oysa yıllarca çuvaldızı halka batırdılar.

Bir tişört, bir pantolon, bir elbiseye bin bir bahane ile akıl almaz etiketler koydular.

“Markayız” dediler, “kalite bu” dediler.

Ama iş gelir–gider dengesine dayanınca, aynı kişiler “piyasa kötü” deyip dükkân kapatmaya başladılar.

Hani ne oldu “hep birlikte taşın altına elimizi sokacaktık”?

Taşın altına elini koymak yerine, şimdi taşın arkasına saklanıyorlar.

Gerçek dayanışma, işler kötüye gidince dükkânı terk etmek değil; elini taşın altına koyup üretmeye devam etmektir.

Bir işletme önce kendi çalışanına sahip çıkmalı.

Sen personeline emeğinin karşılığını düzgün vermezsen, o kişi dışarı çıkıp alışveriş yapamaz.

Alışveriş yapamazsa piyasa dönmez, ekonomi canlanmaz.

Senin rafındaki mal da elde kalır, şişer durur.

Kısır döngü tam da böyle başlar.

Aslında çözüm basit:

Sürümden kazanmak.

İşçiyi mağdur etmeden, malını da gerektiğinde biraz daha düşük kârla satmak.

Çünkü asıl kazanç, marka tabelasında değil; işletmeni, çalışanını ve müşterini ayakta tutabilmektir.

Bir balon bile şişerken içten dışa doğru büyür.

Biz de büyümeyi böyle anlamalıyız.

Sadece tekstil değil, ekonominin her alanında bu prensip geçerli.

Bu noktada AVM sahiplerine ve büyük yatırım fonlarına da önemli bir görev düşüyor.

Mağazalar kapanırken, boş dükkânlar çoğalırken hâlâ yüksek kira ısrarı sürdürülemez.

Kiralar makul seviyeye çekilmeli ki mağazalar ayakta kalabilsin, çark dönebilsin.

Bir kiracı dükkânını kapattığında, aslında o AVM de kendi kalbinden bir parça kaybediyor.

Gerçek kazanç, kirayı yükseltmekte değil; ticareti sürdürebilmekte, insanı yaşatabilmektedir.

Devlet de dünya piyasasında denge kurmak adına ürünlere ÖTV koyarak halkın cebinden onay almaktadır.

Oysa bu ÖTV yükü hafifletilirse, daha fazla mal satışıyla zaten KDV ve diğer vergilerden aynı gelir elde edilebilir.

Ekonomideki büyüme de tıpkı balon gibi içten başlamalı; halkın alım gücünden, üreticinin nefes alabilmesinden doğmalıdır.

Aksi takdirde hepimiz yavaş yavaş fakirleşiriz.

Elimizdeki son kuruşu da verip tekeri döndürecek gücü bulamayız.

O zaman ne marka kalır, ne piyasa, ne de umut.

Gerçek marka, zengin vitrin değil; zor zamanda dimdik kalabilmektir.

Unutmayalım: Devlet de biziz, millet de biziz.

El ele, gönül gönüle, güç birliğiyle başarı gelecektir.