TARAFSIZLIK MI, FIRSATÇILIK MI?

Lise son sınıftaydım. Okulu kırmış, Üsküdar’da ocakta oturuyorduk. Çay bedava, sigara serbest, bir yandan da dünyayı kurtarıyoruz. Yaş genç olunca insan kendini dünyayı değiştirecek sanıyor.

Muhabbet koyulaşmıştı. Masada herkes bir şey söylüyor, memleket meseleleri üzerine ahkâm kesiyordu. Kiminin sesi yükseliyor, kimi “ben olsam şöyle yaparım” diyordu. Konu dönüp dolaşıp “tarafsızlık” meselesine gelmişti.

O sırada Cemil Akbulut ağabey yanımıza geldi. O zamanlar bizim için sadece “Cemil Ağabey”di tabii. Yıllar sonra Ülkü Ocakları Genel Sekreterliği yapacağını nereden bilelim…

Bir süre hiçbir şey demeden sadece dinledi. Biz hararetle konuşmaya devam ediyoruz ama belli ki söylediklerimiz hoşuna gitmemişti. Bir anda yüzü sertleşti, sigarasından bir nefes çekip masaya doğru eğildi:

“Siz Kurt Kanunu okumadınız mı?” dedi.

Hepimiz sustuk. Neyin kastedildiğini tam anlamamıştık. Ben:

“Kemal Tahir’in romanı mı başkan?” dedim.

“Evet tabii ki,” dedi. Sonra sandalyesine yaslanıp Kemal Tahir’in Kara Kemal’in ağzından yazdığı o muhteşem sözler döküldü:

“Tarafsızlık, başkasının senin adına savaşmasıdır. Her şey bitince ortaya çıkmak ise ne tarafsızlıktır ne de masumiyet; sadece fırsatçılıktır.”

O yaşta insan duyuyor ama tam anlayamıyor. Laf ağır geliyor ama manası yıllar sonra yerine oturuyor.

Aradan otuz yıldan fazla geçti. Şimdi dönüp bakınca o gün ocakta konuşulan şeyin sadece siyaset olmadığını daha iyi anlıyorum. Aslında hayatın kendisini anlatıyormuş.

Bizim memlekette “tarafsızım” diyen çoktur. Ama biraz kurcalayın, çoğunun tarafsızlığı vicdandan değil, başına iş almama hesabındandır.

Kimse taşın altına elini koymak istemiyor.

Kimse bedel ödemek istemiyor.

Herkes sonucu görmek istiyor.

İşler karışınca susuyorlar…

Ortalık netleşince ortaya çıkıyorlar…

Sonra da:

“Biz zaten öyle düşünüyorduk” diyorlar.

Hayır kardeşim…

O tarafsızlık değil.

O, beklemektir.

Necip Fazıl’ın dediği gibi:

“Taraf olmayan bertaraf olur.”

Necip Fazıl’ın bu sözü öyle duvara yazılıp geçilecek bir laf değildir. Yaşayan bilir; bazı zamanlarda insanı koltuğundan kaldırır, safını belli etmeye zorlar.

İnsan bazen konuştuğu sözle değil, sustuğu yerde belli olur.

Bugün de değişen pek bir şey yok. Herkes ortada durmayı akıllılık sanıyor. Halbuki ortada durmak bazen fikirsizliktir, bazen korkaklık, bazen de düpedüz bekle-gör hesabı.

Ama memleket meselelerinde sonsuza kadar kenarda durulmaz.

Çünkü bazı zamanlar vardır…

Susmak bile bir tercihtir.

Cemil Ağabey’in bir lafı daha vardı, yıllar geçtikçe daha çok anlam kazandı benim için:

“Gardaş, zor zamanda kim nerede durmuş, millet en sonunda ona bakar.”

Gerçekten öyleymiş.

Bu hayatta çok adam gördük…

Rüzgâra göre yön değiştirenleri…

Dün başka konuşup bugün başka tarafa geçenleri…

Makam görünce geçmişini unutanları…

Kalabalık varken bağırıp ortalık karışınca kaybolanları…

Bir de az konuşup net duran adamlar vardı.

Kaybetmeyi göze alıp çizgisini bozmayanlar…

Yaş ilerledikçe insan bazı şeyleri daha net görüyor. Adamın kumaşı rahat günde değil, ortalık karışınca belli oluyor.

Bugün hâlâ ne zaman “tarafsızlık” lafını duysam aklıma önce o Üsküdar’daki ocak gelir…

Bir de Cemil Ağabey’in masaya yaslanıp söylediği o cümle:

“Tarafsızlık, başkasının senin adına savaşmasıdır…”