Sessiz İstila: Ekrandan Eve, Cepten ve Oyundan Çocuğumuza...

Ekonomiyi konuşuyoruz. Enflasyonu konuşuyoruz. Yatırımı, üretimi, büyümeyi konuşuyoruz. Ama asıl büyük krizi çoğu zaman ıskalıyoruz ahlak krizi.

Şunu açıkça söyleyelim, Bir ülkenin ekonomisi dünyanın en büyükleri arasına girse bile, toplumsal değerleri aşınmışsa, o ülke uzun vadede ayakta kalamaz. Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Bugün yaşadığımız mesele, bireysel tercihler ya da münferit olaylar değildir. Küresel ölçekte, özellikle medya ve dijital içerikler üzerinden yürüyen sistematik bir değer aşındırma süreci ile karşı karşıyayız. Aile yapısını zayıflatan, şiddeti sıradanlaştıran, ahlaki sınırları belirsizleştiren bir dil; ne yazık ki “özgürlük” ve “normalleşme” ambalajıyla sunuluyor.

Sabah kuşağı programlarından dizilere kadar uzanan geniş bir alanda şiddet, aile içi çarpıklıklar, sadakatsizlik, ensest imaları, suçun ve yozlaşmanın olağanlaştırılması reyting malzemesi haline gelmiş durumda.

Ancak mesele artık yalnızca televizyonla sınırlı değil.

Sosyal medya, influencer kültürü, dijital oyun ortamları ve kontrolsüz platformlar, çocuklarımız ve gençlerimiz için çok daha büyük ve görünmez bir tehdit alanı oluşturuyor. Takipçi sayısına göre “rol model” ilan edilen bazı influencerlerin; şiddeti, cinselliği, madde kullanımını, kolay para kazanma hayalini ve ahlaki sınır tanımazlığı özendiren içerikleri milyonlara ulaşıyor.

Üstelik bu içerikler, çoğu zaman hiçbir yaş filtresine takılmadan, çocukların cebindeki telefona kadar giriyor.

Tam da bu noktada Türkiye gündeminde sıkça yer alan bir başka tehlikeli tabloya dikkat çekmek gerekiyor. Ünlü isimlerin gözaltına alınması ve tutuklanması, haber verme sınırını aşarak kimi zaman bir tür reklama, hatta dolaylı bir özenti mekanizmasına dönüşüyor. Suç isnadı altındaki kişilerin magazinleştirilmesi, isimlerinin parlatılması, hayat hikâyelerinin romantize edilmesi; özellikle genç zihinlerde “bedeli olsa da görünürlük kazandıran bir yol” algısı üretiyor. Oysa suç, hiçbir koşulda şöhretin bir basamağı haline getirilmemeli; adli süreçler caydırıcılıgı güçlendirecek bir ciddiyetle ve ölçülü bir dille ele alınmalıdır.

Bugün konuştuğumuz akran zorbalığı, çeteleşme, uyuşturucu, fuhuş, şiddet eğilimi ve değer yoksunluğu, yalnızca sokakta başlamıyor. Ekranda başlıyor, oyunda normalleşiyor, sosyal medyada övülerek yayılıyor.

Bu nedenle; Influencerlar yalnızca ticari kazançlarıyla değil, toplumsal etkileriyle de denetim altına alınmalıdır. Çocuklara ve gençlere açık platformlarda, şiddet ve ahlaki yozlaşma içeren içerikler için caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Dijital oyunlar ve çevrim içi oyun ortamları, sadece “oyun” olarak görülmemeli; şiddet dili, iletişim biçimi ve bağımlılık etkisi açısından ciddi denetime tabi tutulmalıdır. TikTok ve benzeri mecralarda yaş sınırı net biçimde uygulanmalı, gerekirse belirli yaş grupları için erişim kısıtlamaları ve engeller hayata geçirilmelidir.

Burada özgürlükle sorumsuzluk karıştırılmamalıdır. Çocukları korumak, sansür değil; devletin ve toplumun asli görevidir.

Tam da bu noktada meselenin adı doğru konulmalıdır: Bu bir yaşam tarzı tartışması değildir. Bu bir bireysel tercih meselesi değildir. Bu, çocuklarımızın korunması ve toplumun geleceği meselesidir. Bu yönüyle de açık bir milli güvenlik meselesidir.

Bu nedenle RTÜK’ün daha etkin, daha cesur ve daha kararlı bir duruş sergilemesi artık ertelenemez bir zorunluluktur.

Somut olarak yapılması gerekenler bellidir: Çocukların izleyebileceği saatlerde yayınlanan program ve dizilerde şiddet, cinsel çağrışım ve aile yapısını zedeleyen içerikler için sıfır tolerans uygulanmalıdır. Sabah kuşağı programları başta olmak üzere, toplum psikolojisini bozan formatlar için içerik bazlı ve caydırıcı yaptırımlar hayata geçirilmelidir. Dijital platformlar RTÜK denetiminin dışında tutulmamalı; platform özgürlüğü adı altında denetimsizlik kabul edilmemelidir. Tekrarlayan ihlallerde para cezası değil, yayın durdurma ve lisans askıya alma gibi etkili yaptırımlar devreye sokulmalıdır. Çocuk ve gençlere yönelik yayınlarda uzman denetimi ve yaşa uygunluk kriterleri, kağıt üzerinde değil fiilen uygulanmalıdır.

RTÜK’ün başında, hemşehrimiz Sayın Mehmet Daniş gibi bu toprakların değerlerini bilen, Cumhuriyetin ön sözünün yazıldığı Çanakkale’den çıkan bir ismin olması önemli bir avantajdır. Bu şehir; vatan, fedakârlık ve sorumluluk bilincinin simgesidir. Böyle bir mirastan gelen bir başkanın, bu konuda taşın altına elini koyduğundan ve gerektiğinde koymaktan çekinmeyeceğinden eminiz.

Ancak altını çizelim: Çözüm yalnızca denetimle olmaz.

Asıl çözüm; Türk örf ve adetleriyle barışık, çağın gerçeklerini yok saymadan ama ahlaki sınırlarını da kaybetmeden bir toplumsal yeniden inşa sürecidir.

Bu yüzden, Kreşten üniversiteye kadar etik, ahlak, sorumluluk ve değerler eğitimi sistemli ve zorunlu hale getirilmelidir. Aile, eğitim sisteminin dışına itilmemeli; okul–aile bağları güçlendirilmelidir. Medya ve dijital okuryazarlık, çocuklara ve ebeveynlere temel bir beceri olarak kazandırılmalıdır. Gençleri boşlukta bırakmayacak mesleki eğitim ve üretim odaklı modeller yaygınlaştırılmalıdır.

Bunu daha önce de bu köşede yazdık: Mesleki eğitim, sadece ekonomik bir araç değildir. Aynı zamanda suçla, bağımlılıkla, çeteleşmeyle ve toplumsal çözülmeyle mücadelede en güçlü sosyal önlemlerden biridir. Üreten, bir işe tutunan, değer gören genç; ekranın ve sokağın karanlık yüzüne daha az teslim olur.

Unutmayalım: Ahlakı koruyamayan bir toplum, ne ekonomisini ne de geleceğini koruyabilir. Çocuklarımızı koruyamazsak, hiçbir başarı kalıcı olmaz.

Bu yüzden bu mesele, lafı dolandırmadan söyleyelim;

Bir memleket meselesidir.